banner279

HAKKA HAYRAN OLMAYANIN GÖNLÜNDE BAYRAM OLURMU

Müminler ilk günden itibaren bu günlere gereken ihtimamı göstererek bizlere güzel bir örneklik bırakmışlardır. Bu dinin siyaseti ibadet, ibadeti de siyasettir. Bayramlar ise ibadet ve siyasetin mezcedilmiş hâlidir.

HAKKA HAYRAN OLMAYANIN GÖNLÜNDE BAYRAM OLURMU
Mutlu KORKMAZYÜREK/ ANTALYA


Soru: Kutlamakta olduğumuz Ramazan ve Kurban bayramının tarihi başlangıcı insanlık tarihiyle mi başlıyor? Tarihi geçmişini ve İslam’a göre bayramların anlam ve önemini açıklar mısınız? Her bayram ümmet içinde bir olumsuzluk oluyor, her şey istediğimiz gibi oluncaya kadar bayramları kutlamayalım mı?


Hüseyin BÜLBÜLCevap: Bayram, kökü geçmişin derinliklerinde dalları ise geleceğe uzanan toplumsal bir olay… Ferdin toplumla toplumun da fertlerle buluşmasını, kucaklaşmasını ve kaynaşmasını temin için yaratanın bir ikramıdır. Fıtratın yinelenmesi, toplumsal barışın temini ve ferdin iç huzurunu sağlamak için yılda iki kez kavuştuğumuz büyük bir nimettir.


Bayram, sevinçlerin paylaşıldığı, hasret çekenlerin buluştuğu, beklenilen hedefe ulaşıldığı, gurbetçinin sılasına kavuştuğu, Müminlerin birbiriyle kaynaştığı, Anne- baba, evlat ve torunların bir arada buluştuğu, dargınların barıştığı, var olan acı ve kederlerin yakınlarla paylaşılarak küçüldüğü, sevinç ve mutlulukların paylaşılarak gönülleri doldurduğu unutulmaz zaman dilimidir.


Bayram, bir düşünceye gönül veren toplumların olmazsa olmazıdır. İnancın toplumsal coşkuya dönüştüğü zaman aralıklarıdır. İnsanlığın var olduğu günden beri varlığına ihtiyaç duyulmasındandır ki, hak batıl her dünya görüşünün bünyesinde hep var ola gelmiştir.


Kur’ani  anlamda bildiğimiz en uzak tarih, İbrahim (as) Kâbe’yi inşasından sonra bugünkü Kurban Bayramı olarak bildiğimiz anlamda, zilhicce ayında Müslümanları hac için Kâbe’ye çağırdığıdır: (İnsanları hacca çağır, yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler.  Ta ki kendi menfaatlerine şahit olsunlar, Allah’ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken onun adını ansınlar. Siz de bunlardan yiyin, çaresiz kalmış yoksulu da doyurun. (Hac 22/27-28) buyrulan olaydır.


Musa (as)’ın Firavun ile buluşma gününü tespit ederken “Musa (as): “Buluşma zamanımız sizin bayram gününüzde, insanların toplandığı kuşluk vaktidir.” dedi. (Taha 20/59) Ayetinde Kıptilerin, Firavunun bayramından bahsedilmektedir.


Yine İsa (as) ile ilgili olarak HHhhavariler: “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” dediler. İsa da: “İnanıyorsanız Allah’tan korkun.” dedi.


Havariler: “İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalbilerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve bunu bizzat görenlerden olalım.” dediler.


“Meryem oğlu İsa şöyle dua etti: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.” Allah buyurdu ki: “Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azabı yaparım.” buyurdu. (Maide 5/112-115)


“Resulullah (as) Mekke’den hicret edip Medine’ye geldiklerinde Medinelilerin Nevruz günü ile Mehricân günü diye eğlendikleri iki günleri vardı.


Rasûlullah (as): ‘Bu günler nedir?’ diye sordu. Medineliler: ‘Biz (İslam’dan önce), cahiliyet devrinden beri bu günlerde eğleniriz.’ dediler. Bunun üzerine Resulüllah, (as) şöyle buyurdu:


-‘Şüphesiz Allah size, o iki günün yerine daha hayırlı olan iki bayramı: “Kurban bayramı ile Ramazan bayramını vermiştir.’ buyurdu (Ebu Davud, no: 1134; Nesâî, no: 1556).


Hz. Muhammed (as) hicretin ikinci yılından itibaren orucun farz kılınmasıyla birlikte  her yıl bu iki bayram tüm İslam âleminde kutlanmaktadır.


Nevruz, aslı Farsça bir kelimedir. Arapçalaştırılmış şekli, Neyruz’dur. Nevruz’un anlamı, yeni gün demektir.


Nevruz bayramı, Fârisilerin (Perslerin) bayramlarından birisidir ve onların en büyük bayramı sayılır. Bu günü bayram olarak ilk defa kutlayan kişi, Perslerin ilk krallarından olan Cemşid’dir (Cemşâd diyen de olmuştur). Mısır’daki Kıptiler de (Mısır’ın Hristiyan Arapları) Nevruz’u kutlamaktadırlar. Kıptîlere göre Nevruz, yılın ilk günü olup “Şem Nesîm” (Meltem Kokusu) bayramı olarak bilinmektedir.


Her dünya görüşünün kendi akidesine uygun olan davranış biçimleri ortaya koyması gayet tabiidir. Bu nedenle Medine halkının İslam öncesi rağbet ettiği “Nevruz ve Mehrican” günlerinin yerine Ramazan ve Kurban bayramını getirmiştir. Müminler ilk günden itibaren bu günlere gereken ihtimamı göstererek bizlere güzel bir örneklik bırakmışlardır. Bu dinin siyaseti ibadet, ibadeti de siyasettir. Bayramlar ise ibadet ve siyasetin mezcedilmiş hâlidir.  


Ezan okunduğu zaman namazımızı eda etmeye koştuğumuz, Ramazan ayı geldiğinde orucumuzu tutmaya başladığımız, imkânlarımız uygun olduğunda hacca gittiğimiz gibi, bayramlarımızı da aynı iman ve anlayışla kutlamanın gerektiğine inanıyoruz. Hayatın içinde cereyan eden olaylar, dünyanın içinde bulunduğu şartlar bayramlarımızı bayram olarak icraya mani olmamalıdır.


İslam da bayram, oyun ve eğlence zamanı olmadığı gibi, kapıları kilitleyip tatile çıkarak kafa dinleme zamanı da değildir. Bilakis başta aile çevremiz olmakla birlikte içinde bulunduğumuz çevreyle hemhal olarak karşılıklı ilgi, sevgi ve saygı bağlarını geliştirmek, birbirimizin hâline durumuna vakıf olmaktır. Bu vesile ile yakınlar arasındaki kırgınlık ve dargınlıkların giderilerek sevgi ve saygı ortamını yeniden tesis etmektir. Akraba ve komşular arasında olması gereken her türlü yardımlaşmanın temelleri yine bu ziyaretlerle atılacaktır. Böylece biz toplumdan toplum da bizden haberdar olarak karşılıklı sevgi, saygı, birlik ve beraberlik içerisinde hayatı paylaşmanın ve bunların tümünü Allah için yapmanın bilincine ermek bizim için bayram olacaktır.


Bayram, biraz da insan için umduğuna ulaşmak, sevdiklerine kavuşmak, aradığını bulmak, hedefine varmak, olması gereken yerde durmak, Allah için yaşamak, Allah için ölmektir: “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enam 6/162)


   “Bayramları bayram gibi yapmak” sözü, belli hassasiyeti olan kimseler tarafından hemen her bayramda dile getirilmektedir. Herkesin bayramdan anladığı farklı olmakla birlikte, ortak olan tarafı şu olsa gerek: Bayram yapabilmek için dünyanın huzurunu kaçıran bir olayın olmaması, insanların huzur içerisinde, kurdun koyunla gezdiği, kanın, gözyaşının, zulüm ve haksızlıkların olmadığı bir dünya olmalı ki bayramları bayram gibi yaşayalım. Bunların olduğu bir dünyada nasıl bayram edebiliriz anlayışıdır. Böyle bir temenniye katılmamak mümkün değildir. Ancak bunların olmadığı bir dünya hiç olmamış ki. Saadet asrı diye tanımladığımız bir dönemde bile bunların hepsi mevcuttu. Peygamberimizin 23 yıllık Risalet yılları Mekkesi ve Medinesi ile zulüm, hakaret, sürgün, savaş, tehcir ve yokluklarla dolu -dolu geçtiğini görüyoruz ama Allah’ın Resulü ve arkadaşları hicretin ikinci yılından itibaren her yıl bayramlarını kutluyorlardı. O gün de kan, gözyaşı, savaş, küfür, zulüm ve haksızlıklarla dolu bir dünya vardı. Ancak onlar bayramları dünyadaki bunca olumsuzluğu bitirmek için bir vesile sayıyorlardı. Devlet ve millet olarak kaynaşmaya, bir ve beraber olmaya fırsat olarak görüyorlardı.


Gerçekten de bunu temin edecek bir uygulamayı gerçekleştirerek: “  

 “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat49/10) “  

 “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapışın, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de o, gönüllerinizi birleştirmişti ve onun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi o kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.””(Ali imran3/103) İlkesinin gereğini yapıyorlardı.


Çünkü:  “Girmeden bir millete tefrika düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremezdi.” Millet olarak birlik ve beraberliğimizi temin etmeden, kendi içimizde arınmayı gerçekleştirmeden toplumu düzeltmek, zalimle mücadele etmek, zulmü ortadan kaldırmak mümkün değildir. Peygamberimiz (as) : “  

 “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz şeyi size haber vereyim mi? Aranızda selamlaşmayı yaygınlaştırınız.” buyuruyor.


İşte bayramlar selamlaşmak için yolumuza çıkan fırsatlardır. Bu fırsatları gereği gibi değerlendirelim istiyoruz. Yıllardır kapısını çalmadığımız, hatırını sormadığımız, hâlinden haberdar olmadığımız nice insanların sevinç ve kederlerini paylaşmak, varlık ve yokluklarına çare olmak için, bundan daha uygun bir fırsat olamaz.  Hele şu modern çağda insanların, kıtalara dağılıp memleketinden, sevdiklerinden uzaklarda ekmek kazanma telaşından selam vermeye zaman bulamadığını düşünürsek bayram gibi bir fırsatın ne denli gerekli olduğunu daha iyi anlamış oluruz.


Bizler bu duygular ile yola çıkalım, seveceğimiz, sevineceğimiz ve sevindireceğimiz nice gönüllerde yer bulacağımıza inanıyoruz. Bu duygularla tüm kardeşlerimizin hanelerine konuk olmak için kapılarını çalarak Allah’ın selamıyla selamlıyor, onun rahmet ve bereketinin üzerinize olmasını diliyor ve BAYRAMINIZI TEBRİK EDİYORUZ. Tüm sevdiklerimizle daha nice bayramlara kavuşmak temennisiyle hepimizi Allah’a emanet ediyoruz.


[email protected]


Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2015, 09:59
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241