banner279

Gâsıkın Vukubu Sıra

Ömer Öcal

Gâsıkın Vukubu Sıra

Râzi, Felak Suresi 3. Ayetin (Gâsıkın iza vekab) nasıl anlaşıldığını, Tefsir-i Kebir’inde aşağıdaki şekilde sıralamıştır: (özet olarak)

“Müfessirlerin bu ayetle ilgili bazı izahları var:

Bu ayet, ‘Geldiği, girdiği zaman gecenin şerrinden’ demektir. Allah Teâlâ, gecenin şerrinden sığınmayı emretmiştir. Çünkü geceleyin vahşi hayvanlar yuvalarından ve haşerat yerlerinden çıkar; hırsızlar ve suçlular hücuma geçer, yangınlar meydana gelir ve geceleyin silah doğrultulsa, o da silah doğrultanı öldürse, bu insana kısas gerekmez. Ama aynı iş gündüz olsa, o zaman kısas gerekir. Çünkü gündüz, yardım bulunabilir. Geceleyin cin ve şeytan denilen eziyet verici ruhlar ortaya çıkar-yayılır. Çünkü gündüz, güneş ışıklarının gücü sanki onları bastırmaktadır...
‘Gâsık’, ‘Batan Ay’ manasındadır. İbn Kuteybe, ‘Tutulup gözden kaybolduğu zaman Ay’a, ‘gâsık’ denmiştir.’ Buna göre Ay’ın vukubu da, kararmasıdır. Seleme (r.a), Hz. Aişe’den, (r.a) Resulullah’ın, (s.a.s.) onun elini tutarak, Ay’ı gösterip şöyle dediğini rivayet etmiştir:

‘Şunun şerrinden, Ey Aişe, Allah'a sığın! Çünkü o, ‘Battığı zaman gasık’ın şerrinden...’ ayetinde işaret edilen gasıktır. İbn Kuteybe, ‘Bunun manası, ‘Kusufa girdiği, yani tutulduğu zaman, Ay’ın şerrinden Allah'a sığın!’ şeklindedir’ demiştir.

Bunun bir başka izahı daha var: ‘Ay’ın, kendi bünyesinde ışıklı bir varlık olmadığı, aksine karanlık olduğu doğrudur. İşte ‘gâsık’ (karanlık) oluşundan murat budur. Vukub ise ışığının, ayın sonunda kaybolmasıdır. Müneccimler, ‘O, ayın sonunda kuvvetten düşer. Çünkü ışığı git gide azalır, bu sebeple de gittikçe uğursuzluğu artar. İşte bundan dolayı sihir yapanlar, hastalık yapacak sihirlerini, bu vakitte yaparlar. Bu, surenin sebeb-i nüzulüne uygundur. Çünkü bu, sihirbazların, Hz. Peygamber’i (s.a.s.) hasta etmek için sihir yapmalarından dolayı nazil olmuştu.’ demişlerdir.

İbn Zeyd, ‘Bu ayet, düştüğü zaman, Süreyya Yıldızı’nın şerrinden manasındadır. O battığı zaman hastalıklar artar, doğduğu zaman da ortadan kalkar. Buna göre, battığında aşağı süzüldüğü için Süreyya'ya, gâsık denilmiştir. Onun vukubu da, yeryüzünün altına girmesi ve gözlerden kaybolması demektir’ der.

Keşşaf yazarı, ‘Gâsık ile siyah yılanların kastedilmiş olması da mümkündür. Vukubu da, sokmasıdır.’ demiştir ki bu, zikredilen izahların en zayıfıdır.

Gâsık, batan güneştir. Buna, feleğinde (yörüngesinde) yüzdüğü için gâsık denilmiştir. Hareket ve gidişine, ‘gask’ denir. Güneş’in vukûbu da, gözden kaybolması ve yerin altına (öbür tarafına) geçmesidir.”

Razi’nin rivayetine bakılırsa, Keşşaf yazarı hariç, müfessirler, şerrin kaynağının bir gök cismi olduğundan -gök cisimleri nasıl bir şerre sahipse- emin görünüyorlar, sadece hangisi olduğuna karar veremiyorlar.

Türkçe meallerde ayetin çevirisi Razi’nin 1. Tercihinde belirttiği gibi “Karanlık bastığı zaman gecenin şerrinden” şeklinde yapılmaktadır. Bunun nedeni, İsra Suresi 78. Ayette geçen “İla gasakıl leyl (Gecenin kararmasına kadar)” ibaresidir. Gâsık burada, leylin (gecenin) tamlayanıdır. Tamlayanı, tamlananın yerine kabul etmek doğru olabilir mi?

Ayrıca bu çeviri, şu soruları akla getirir:

Gündüzün şerri gecenin şerrinden daha mı azdır?

Gecenin şerrinden sığınmaya gerek var da, gündüzün şerrinden sığınmaya gerek yok mudur?

Çağdaş yorumculardan M. Esed bu ayeti, “Ümitsizlik karanlığı yahut ölümün yaklaşması”, M. İslamoğlu, “Cehalet karanlığı”, İ. Eliaçık ise M. Hamdi Yazır’ın yorumlarından birini tercih ederek, “Bastırılmış dürtüler” olarak anlamıştır.

Gâsık’ın mastarı olan “Gasak” sözlükte, karanlık, akmak, dolmak; “Vekab” ise, çukur, oyuk, kayadaki ve vücuttaki delik anlamındadır. (Elmalılı, Ragıp) Elmalılı, kelimelerin asıllarını koruyarak ibareyi şöyle Türkçeleştirmiştir: “Gâsıkın vukubu sıra”

Kelimelerden düzgün bir cümle oluşturmak kolay değildir. Sözlük anlamlarından hareketle yaklaşık cümleler oluşturmak gerekirse:

Akıntı oyuğa boşaldığında
Karanlık çukuru doldurduğunda
Karartı bedeni deldiğinde...
Gibi cümleler kurulabilir. Nitekim Keşşaf yazarı Carullah Ez Zemahşeri (Razinin 4. Maddesi) böyle düşünmüş olmalı ki karartı ile “siyah yılanların sokması” yorumunu yapmış; ancak diğer yılanlara karşı tedbiri unutmuştur.

“Gâsıkın iza vekab” ile imgesel bir anlatım yapılmıştır. Ayetin anlamını, surenin bütünlüğü içinde aramak gerekir. “Felak’ın Rabbi” adlı makalemizde Felak Suresi’nin konseptini belirlemeye çalışırken, “Felak Suresi, müminlerin siyasi mücadelesinde karşılarına çıkan tehlikelere dikkat çeker.” demiştik. Nitekim Mevdudi, surenin nüzul ortamını şöyle anlatır: “Bu iki surenin nazil olduğu dönem, kâfirlerin arılar gibi Resulullah’ın başına üşüştükleri zamana denk gelir. (...) Kafirun Suresi’nin inzali ile, uzlaşma umudu kalmayan müşriklerin düşmanlığı zirveye ulaşmıştı. Her ev Resulullah’a cephe almıştı ve O’nu öldürmeyi planlıyorlardı...”

Bu çerçevede düşünüldüğünde, suyun yatağında akmasını hayatın normal akışına; suyun bir çukura düşmesini, hayatın anormal bir müdahale ile değişmesine benzetebilir ve “Gâsık” ın fâil formatında olmasından hareketle farklı bir çeviri yapılabilir:

“Yolumu mayınlayanların şerrinden”

Kanaatimizce ayet, komplo tezgâhlayanları kastetmektedir. “Düşmanlarım tuzak kurabilir, ayağımı çukura basabilirim, normal seyrinde akan hayatım kötü bir sürprizle kararabilir. Bunlar benim/bizim meçhulümdür. Tüm bunlardan sana sığınıyorum!” demektir. Gerçekten de Kur’an, kâfirlerin tuzaklarına karşı Allah’ın da tuzak kurduğunu ve Allah’ın “Hayrul Makirin (Tuzağın en iyisini kuran)” olduğunu birçok ayetinde belirtmiştir. Araf Suresi 30. Ayetin konusu da budur: “Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamak veya öldürmek yahut seni [yurdundan] çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken, Allah da [onlara] tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.”

Güncelleme Tarihi: 17 Şubat 2013, 13:22
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140