banner279

Gösteri peygamberleri

Hakan Tuna

Gösteri peygamberleri

Müsadenizle, yazıyı geç dönem postmodern metinlerin amentüsüyle açmak isterim.

Huntington ve Fukuyama’nın sözleriyle yani. 80 sonlarıyla, 90’lı yılların tüm ciddi dergilerini açın bakın, tüm metinlerde, bahsi geçen “bu kafalar”ın bize “soğuk savaş gülümsemesi” ile bakmakta olduğunu göreceksiniz. Bu gülümseme özeldir, çünkü Chomsky işte bu soğuk ve sıcak savaşın ürünüdür. Bir anlamda şöyledir. Soğuk göster, sıcağa razı et.

Postmodern metinlerin ikinci kuralına yüksek uyum sağlamış bir metinle karşı karşıya olduğunuzu anlamış olmalısınız. “Kafa olmuş bi milyon” histerisiyle yol alan, bir çok şeyi, bir yere sığdırmaya çalışan akıl, elbette arada kalmıştır. Elbette geç kalmıştır. Fakat en azından yediği yumruğun etkisinden sıyrılmak üzere olmasından gerek, “ufak ufak da olsa yol al”maya başlamıştır.

Nerdeyse, “Türk, öğün, çalış, güven” mottosu kadar yaygınlık kazanmış olan malum tezlerin, (“Medeniyetler Savaşı” ve “Tarihin Sonu” tezlerinin yani ) geçtiği çalışmalarda başka bazı sloganlar da vardır, fakat tuhaf şekilde hiç farkedilmemişlerdir. Fukuyama, “liberal demokrasi ile evrensel uzlaşma” zamanının başladığını müjdelerken, Huntington, “Amerika’nın geleceği için ittifaklar siyaseti” önermektedir.

Yazıya, “11 Eylül sonrasının dünyasının gösterdiği gibi” şeklindeki bir cümle devam edemeyecek olsa sebebimiz, 11 Eylül sonrası dünyasının, her şeyi bir “gösterge”, bir “görünen” formuna bürüyerek, “herşeyi görünmez kılma” başarısını göstermesidir. Yani, Palahniuk’tan ödünçle söylersek , “Gösteri Peygamberi”, “Tanrı’nın Kitabı”nı oynamaya koyulmuş ve herkese bir rol teklif etmeye başlamıştır. Teklifler çeşitlendikçe oyuncular çoğalmış, aracılar kazanmaya başladıkça bir şeyler değişmiş, bir şeyler değişmeye başladıkça, “ittifaklar siyaseti”, ilgi alanını genişletmiştir. Genişletmiştir zira, Tahrir aktivistlerini ödüllendirme girişiminde bulunan da, Ergenekon tutukluları için cansiperane açıklamalar yapacak büyükelçiler görevlendiren de, Üsame Bin Ladin’in ölümüyle nerdeyse tüm Türk medyasını “ bir teröristin ölümüne” ikna eden de, “aynı gülümseme” ile dünyaya bakmaktadır. Seçimlerin sadece büyük bir şov formalitesinden ibaret olduğu tek ülke olan Amerika, seçtiği her yeni başkanla, yine aynı oyunu sahneleme çabasındadır. Çabasındadır, zira “eski dünya”da Wilson Prensipleri ile tüm kuralları kendi koyan ülke, “yeni dünya”da, kendisinin gerisine düşmüş, “ittifaklar” için “siyasetler” üreten, “ülkeler, ilkeler, imajlar ve medyalar” icat etmek durumunda kalmıştır.

İşte bu icat arayışının en önemli sonuçlarından biri, “liberal aydınlar”dır. Liberalizm kavramı üzerine yapılan etimolojik tartışmaların sonu ancak “medyaya kadar”dır. Zira medya “son sözdür”. Şöyle ki, siyasi, kültürel ve ekonomik “devrimler”in yaşandığı ülkelerin (her anlamdaki ) haritasına baktığımızda, “liberal aydınlar” ya bir “yol gösterici”, ya bir “hakem,” ya bir “kaplumbağa terbiyecisi” ya da hiç olmadı, bir “başyazar” sıfatı ile karşımızda durmaktadır.

Mesele şudur. Türkiye’yi son 10 yıldır, “muhafazakar demokrat” bir iktidar yönetiyor olabilir, fakat Türkiye’yi son 11 yıldır, “liberal vesayet” yönetmek istiyor. 11 yıl diyorum zira, AK Parti’nin Bilkent Oteli buluşması öncesinde de, “liberal aydınlar” erken mesaiye başlamış, yenilikçiler- gelenekçiler üzerinden yaptıkları okumalarla, “tehlikenin farkında” olduklarını buyurmuşlardı. Geride kalan bütün zamanlarda, bütün “kritik süreçlerde”, bütün “virajlarda”, hep söyleyecekleri bir sözleri oldu. Zira onlar, akıl verir, süre verir, kredi verir, izin verir, tarih verir, nizamat verir, hiçbiri olmadı kızıverirler. Son perdede ise oyunun yeni bir adı var: Akil Adamlar.

PKK’yı, Kürtlerin büyük kısmını, Yurt, Sözcü ve BirGün gazetesi okurlarını, bazı emekli askerleri ve Saadet Partisi mensupları haricinde, nerdeyse Türkiye’nin tamamını, terörün sonlandırılmasına ikna eden AK Parti’nin ikna etmesi gereken başka bir “klik” vardı. Her nasılsa bunu ihmal eden AK Parti, bir oldu bitti ile, bir Akil Adamlar listesi dayatması ile karşı karşıya. Nerdeyse tamamı “liberal aydınlar” kliğinden icazetli tüm isimleri Beşir Atalay yalanlamış olsa da, lobi amacına ulaşmış, medya vazifesini başarıyla yerine getirmiş, “gösteri peygamberleri”, siyaseti yine kendilerinden mahrum bırakmamışlardır.

Ezcümle, bu masal uzun bir masaldır. Ne ki bu “bir Yusuf masalı” değildir. Kimileri “Korkuyu Beklerken”, bu ülkenin “kısm-ı azamı”, barışı, yani “ mutlu bir yusufçuğun havalanmasını” beklemektedir.

Bu ülke, buraya, “tam dört inanmış adam”ın ardında durarak gelmiştir ve buradan gitmeye de hiç niyeti yoktur. Son iyi adamlardan, Çengelköy’de bir cami imamı olan rahmetli Davut Özgül’ün bu dünyanın insanlarına, bu ülkenin toprağına bakışı neden bilmem, bu satırların yazarına hep “gavur dostlarımız”dan Tolstoy’u hatırlatmıştır. Ne de güzel söylemiştir Tolstoy. “İnsanlara hizmet veren bir kunduracının yanında, Shakespeare gibi bir asalağın ne değeri olabilir”.

Kunduracıların sesleri arastalarda yankılanmaya devam ediyor. Birazdan işyerini kapatacak. Ezanın çağrısına uyacak. Davut Hoca’nın mescidine gidecek.

Kimbilir, bakarsın birazdan Başbakan da caminin kapısında görünür. Gazze’ye gitmeden, bir kez daha dua etmek için gelmiştir.

Güncelleme Tarihi: 26 Mart 2013, 13:07
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140