banner259

Gelecek nesillere nasıl bir Müslümanlık algısı şekillendiriyoruz?

Başta sorulan 'Müslümanlık bu topraklar için ne ifade ediyor?' sorusu, tüm bu hengame içinde 'gelecek nesillere nasıl bir Müslümanlık algısı şekillendiriyoruz?' sorusundan bağımsız değil.

Gelecek nesillere nasıl bir Müslümanlık algısı şekillendiriyoruz?

Hükümet ve Gülen Cemaati arasındaki çatışma bütün hızıyla sürerken, arada en fazla İslami değerler aşınıyor. Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Akif Emre, bu gerçeğe dikkat çeken önemli bir yazı kaleme aldı.

Bu hercümerç içinde gözden kaçmaması gereken hususun; Müslümanlığın geleceğinin kimsenin tekelinde olmadığı; yarınlarımıza ufuk açacak olanlar da vitrindekilerden ibaret olmadığı gerçeği olduğunu yazan Emre, “Müslüman olmanın bilincinde olarak ayakları yere basanların eliyle İslam'ın bu topraklar için gelecek vaadi olmaktan nasıl uzaklaştırılacağı meselesi artık bir teori ve proje meselesi olmaktan çıkmış, bilfiil tecrübe edilen bir gerçek haline gelmiştir. Müslümanların küresel sisteme sadece ekonomik ve kültürel olarak değil, zihnen eklemlenmesi, karşılığında verilen güç ve etkinlik peyine ram olup olmamalarına bağlı.”diyor.

'Müslümanlık bu topraklar için ne ifade ediyor?' sorusunun, tüm bu hengame içinde 'gelecek nesillere nasıl bir Müslümanlık algısı şekillendiriyoruz?' sorusundan bağımsız olmadığını belirten Emre, “her şey olup bittikten sonra 'kayıp kazanç aritmetiğine hapsedilmiş bir Müslümanlık mı' yoksa 'yarınlara İslam adına ne söylüyoruz' kaygısı mı müslümanca sorumluluğumuzun ölçüsü olacak?” diye soruyor.

İşte Akif Emre'nin yorumu:

Önce müslümanca idrak

Şu hengamede bazı şeyleri yeniden konuşmak gerek.

Her şeye yeniden başlamadan, belki de bazı şeylere hiç başlamamak, hiç bulaşmamak üzere her şeyi yeniden konuşma vakti geçmek üzere.

Her şeyi konuşmadan önce her şeyin kapısını açan anahtar soruyu her daim akılda tutarak söze başlamalı: Müslümanlık bizim neyimiz olur? Müslümanlık bu ülkenin insanı için ne anlam ifade etmektedir?

Bu ülkede hangi toplumsal, siyasal tasarım adına kim ne iş işlerse işlesin, işlediğini ister Müslümanlık adına isterse Müslümanlıkla alakasızca işleye görsün, bir şekilde Müslümanlıkla temas etmeden, onun rengine şu veya bu oranda bürünmeden, varlığını kaim kılması mümkün değil. Bu Müslümanlık boyasına bürünenlerin Müslümanlıkla hiç alakası olamasa bile durum böyledir. Aksi takdirde ne meşruiyet kazanabilirler ne de varlık iddiasında bulunabilirler. Sonuçta bu toprakların hamurunda, en basit ifadeyle sosyolojik olarak ortak paydasında, Müslümanlık dışında 'gerçeklik' henüz yok.

O halde İslam'dan ve İslam'ın etrafında neşet etmiş, şuurunda olunmadan yaşanarak tevarüs edilen sosyo-kültürel yapı, gelenek, tarih, toplumsal aidiyete dair idrak ve fikriyatın her türü, ancak müslümanca yaşayış ve düşünüşle anlam kazanır. Müslümanlığın bilincinde olmak; bu tüm hissiyatın fikriyata dönüşmesiyle, hissiyatla fikriyatın biribirinin yerine ikame edilmeden, yerli yerine oturtularak bir anlama dönüşmesiyle mümkündür.

Bu ülkede Müslümanlık adına söz söyleme, iş kuşanma iddiasındaki herkes aynı zamanda ülkenin geleceği hakkında da sorumluluk alıyor demektir. İslam'ın bu topraklar için ifade ettiği anlam, tek başına Müslüman olarak yaşamak, Müslüman kalmak ayrımına imkan tanımıyor. Çoğulcu ve liberal söylemlerin kulaklarımıza üflediği, seküler söylemlerin bilincimizi 'indoktrine' ettiği bu hengamede bu tabii gerçekliğin hatırlatılması bile yadırgatıcı gelebilir.

Tüm iktidar hesaplaşmalarında tarafların Müslümanlık adına varlıklarını ilk kez aleniyete döktükleri bir dönemde, bu ülkenin gerçekliğinin hatırlatılmasının yadırganır hale gelmesinde, Müslümanların yapıp ettiklerinde Müslümanlıktan önce kendi güçlerini tahkim etmeyi öncelemelerinin önemli payı var. Siyasi tarih yazıldığında artık İslamcılığın olmasa da Müslüman kimlikli insanların, Müslümanlık adına olmasa da Müslümanların siyaset yapışlarının, bu ülkeye vaadettiklerinin, yaptıklarının ve yapamadıklarının çetelesi de tutulacak.

Müslüman olmanın bilincinde olarak ayakları yere basanların eliyle İslam'ın bu topraklar için gelecek vaadi olmaktan nasıl uzaklaştırılacağı meselesi artık bir teori ve proje meselesi olmaktan çıkmış, bilfiil tecrübe edilen bir gerçek haline gelmiştir. Müslümanların küresel sisteme sadece ekonomik ve kültürel olarak değil, zihnen eklemlenmesi, karşılığında verilen güç ve etkinlik peyine ram olup olmamalarına bağlı.

Oysa Müslümanlığın bu topraklar için olduğu kadar insanlığın ufkunda umut olabilmesi, bu iddiada bulunanların Müslüman olmalarıyla değil Müslümanlığı ne denli yaşadıkları ve temsil ettikleri ile doğrudan alakalı. Müslüman olma iddiasını tek başına taşımak; bir idrak ve bilince, hayat ve ahlaka dönüşmedikçe ancak İslam'ın vakarını, itibarını harcamakla neticelenir. Kimse kendi Müslüman etiketine, her ölçünün, hele Müslümanlık ölçülerinin üstünde bir kutsiyet yüklemesin. İslam'ın vaadettiklerinin ufkunu karartacak olan da bu hak edilmemiş, kendi kendine yakıştırılan kutsiyet iddiasıdır.

Müslümanlık bu topraklar için 'yerlilik' demektir. Müslüman olmasanız da kültürel anlamda bu yerlilikle temasınız yoksa bu ülke için söyleyecek sözünüz yok demektir. Müslümanlığın yerli, sahici ve bir o kadar evrensel bir değer olarak yeniden neşv ü nema bulabilmesi, aynı zamanda toplumsal meşruiyetin göstergesidir.

Başta sorulan 'Müslümanlık bu topraklar için ne ifade ediyor?' sorusu, tüm bu hengame içinde 'gelecek nesillere nasıl bir Müslümanlık algısı şekillendiriyoruz?' sorusundan bağımsız değil. Her şey olup bittikten sonra 'kayıp kazanç aritmetiğine hapsedilmiş bir Müslümanlık mı' yoksa 'yarınlara İslam adına ne söylüyoruz' kaygısı mı müslümanca sorumluluğumuzun ölçüsü olacak?

Hercümerç içinde gözden kaçmaması gereken husus; Müslümanlığın geleceği kimsenin tekelinde değil; yarınlarımıza ufuk açacak olanlar da vitrindekilerden ibaret değil.

Güncelleme Tarihi: 15 Şubat 2014, 11:01
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner140

banner141