banner279

GELECEĞİNİ ARAYAN ÜLKE

Mehmet Şahin

GELECEĞİNİ ARAYAN ÜLKE
 ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra İran’ın Irak’ta artmaya başlayan etkisi ABD’nin 2011 yılında Irak’tan muharip güçlerini çekmesiyle daha da görünür olmuştur. IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi sonrasında yaşananlara bağlı olarak İran neredeyse başta Bağdat olmak üzere Irak’ta ana belirleyici aktörlerden biri hâline gelmiştir.
El-cezire/ Mehmet Şahin
Amerika Birleşik Devletleri’nin 2003 yılındaki işgalinden sonra siyasi ve toplumsal olarak parçalanan Irak’ı tekrar bir araya getirmek kolay olmayacaktır. Bugün itibarıyla her parçanın kendi arasındaki bölünme ve farklılığını bir tarafa bırakacak olursak Irak üç parçaya ayrılmış durumdadır. Bir de buna, Irak’ı darmadağın eden IŞİD’i eklediğimizde Irak’ın geleceği konusunda iyi şeyler söylemenin kolay olmadığı açıktır. Bu arada bölgesel ve küresel güçlerin farklı politikalarının Irak’a etkisini de göz ardı etmemek lazım.
Dışarıdan Irak’a bakıldığında, bütün gruplar dış desteği arkasına alarak bir araya gelmiş, IŞİD’e karşı ortak mücadele veriyormış gibi bir görüntü var. Fakat, biraz içeriden bakıldığında işin renginin çok farklı olduğu görülmektedir. Her grubun ajandasının ve önceliklerinin farklı olduğu kendini hemen belli etmektedir ve grupların farklı çıkar ve ajandaları IŞİD ile mücadeleyi iyice zorlaştırmaktadır.
Ordu yok, Şii milisler var
Millî bir ordu kurmada başarılı olamayan her ülkenin yaşadığını Irak da yaşamaktadır. Bugün IŞİD’e karşı yürütülen mücadelede Irak ordusundan bahsedilse de araziye inildiğinde sözü edilen ordunun varlığı görülmemektedir. Diyala ve Selahaddin vilayetlerinde yürütülen operasyonları Haşti Şaabi diye adlandırılan İran destekli Şii milisler yürütmektedir. Bölgesel Kürt Yönetimi ise IŞİD’e karşı uzun bir sınırı korumak için peşmerge gücünden faydalanmaktadır. Her ne kadar IŞİD, Tikrit gibi parmakla sayılacak birkaç kentten uzaklaştırılmış olsa da esas olarak aylardır kontrolünde tuttuğu Irak’ın üçte birini oluşturan Sünni bölgeler hâlâ örgütün elindedir.
IŞİD’in elindeki önemli kentlerin başında Irak’ın ikinci büyük kenti Musul gelmektedir. IŞİD, Musul’u Haziran 2014’ten beri kontrolünde tutmaktadır. Son günlerde Musul’u IŞİD’den almak için operasyon başlatılacağı konuşulmaktadır ama söz konusu operasyonun nasıl yapılacağı, hangi güçlerin operasyona ne ölçüde katılacağı netlik kazanmamıştır.
İran destekli Haşti Şaabilerin başta Tikrit olmak üzere bazı Sünni kentlerde IŞİD’e karşı operasyon çerçevesinde ortaya koydukları mücadele yöntemi Irak’ta kafaları karıştırmış gözükmektedir. İran destekli Haşti Şaabiler, IŞİD’e karşı mücadele altında girdikleri Sünni kentlerde intikam duygusuyla hareket etmektedirler. Özellikle stratejik öneme sahip kentleri yakıp yıktıkları görülmektedir. Öyle bir görüntü ortaya çıkmıştır ki; İran desteğini de arkasına alan Haşti Şaabilerin Bağdat’ın çevresi başta olmak üzere Diyala ve Selahaddin vilayetlerinden Sünnileri tamamen atma süreci içinde oldukları anlaşılmaktadır. Bu nedenle Haşti Şaabilerin IŞİD’i zayıflatmaktan daha çok IŞİD’e zemin hazırladıkları rahatlıkla söylenebilir.
Sünnilerin çoğunun desteği şart
Yakın zamanda Musul’daki IŞİD varlığına yönelik bir operasyonun başlayamayacağı anlaşılmaktadır. Kürtlerin ilk ve öncelikli amacı kendi kafalarında tahayyül ettikleri coğrafyayı IŞİD’in saldırısından korumaktır. Şiilerin ilk ve öncelikli hedefinin ise başta Bağdat olmak üzere Şii bölgeleri korumak ve kendileri açısından stratejik öneme sahip yerleri Sünnilerden temizlemek olduğu görülmektedir. Her ne kadar bazı Sünni gruplar merkezî yönetimle hareket ediyor olsalar da genel olarak Sünnilerin çoğunluğunun IŞİD karşıtı blokta yer almaları halen sağlanabilmiş değildir. Başta Musul ve Anbar’dan önemli Sünni aşiretlerin de içinde olduğu Sünni çoğunluğun desteği alınmadığı sürece IŞİD’e karşı yürütülecek herhangi bir operasyonun sonuç vermesi kolay olmayacaktır.
Öyle görünüyor ki merkezî hükümetin de mevcut politikalarla Sünnileri yanına çekmesi yeterli gelmeyecektir. Bunda temel faktör Sünnilere karşı Haşti Şaabilerin intikam görüntüsü veren davranışları ve İran’ın Irak’ta değişik unsurlarıyla görülen ağır varlığıdır. Sünnilerin öncülüğünde ve yoğunluğunda olmadan Musul’u IŞİD’den temizlemek için yapılacak hiçbir girişimin sonuç vermesi beklenmemelidir. Aksine, Musul kuvvetle muhtemel tam bir yıkım ve katliamla karşı karşıya kalabilir.
Haydar İbadi’nin başbakan olmasından sonra Nuri Maliki politikalarından biraz uzaklaşma olmuş olsa da Irak’taki bütün grupların henüz güveni kazanılabilmiş değildir. Ortak düşman/tehdit IŞİD’e karşı birliktelik sergilense de Kürtlerle öteden beri var olan sorunların çözülemediği hatta daha da karmaşık hâle geldiği söylenebilir. IŞİD tehdidi ötelendikten sonra Bağdat-Erbil arasındaki söz konusu sorunların tekrar ortay çıkacağını göz ardı etmemek gerekir. Başta Kerkük’ün statüsü olmak üzere tartışmalı bölgelerin durumu, petrol ve bütçe anlaşmazlıkları hâlâ çözülememiştir ve tarafların tavrına bakıldığında kolay kolay da çözülemeyeceği görülmektedir.
Her ne kadar IŞİD’in Bağdat ve Erbil’e yürüyüşü durdurulup bazı kentler geri alınmış olsa da Irak’ın tamamen IŞİD’den nasıl temizleneceği konusunda tüm gruplar arasında tam bir mutabakatın olduğunu söylemek zordur. Neredeyse bütün önemli gruplar düşman olarak birbirleri görmektedir ve bu durum ortak hareket etmeyi zorlaştırmaktadır.
ABD, 2011 yılı sonu itibarıyla muharip güçlerini çekmiş olsa da hâlâ Irak’ta ana belirleyici aktörlerin başında gelmektedir. ABD öncüğündeki IŞİD karşıtı koalisyon tarafından yürütülen hava operasyonların çok etkili olduğu anlatılmaktadır. Hatta, hava operasyonları olmazsa Kürtlerin ve Şiilerin IŞİD’e karşı başarısız olacağı arazide sıklıkla dillendirilmektedir. Hava üstünlüğü sayesinde IŞİD’in bazı yerlerden çıkarıldığı bilinmektedir. Buradan da rahatlıkla anlaşılacağı üzere hem IŞİD’e karşı operasyonda hem de Irak’ın geleceği konusunda ABD’nin dışarıda tutulacağı bir planın sonuç vermesi beklenmemelidir. Her ne kadar Irak’ın bugün içinde bulunduğu toplumsal ve siyasi parçalanmışlık ABD’nin Irak’ı işgalinin mirası olsa da Iraklı grupların bir arada tutulmasında ABD’nin ana belirleyici faktörlerden biri olduğu bilinmelidir.
İran’ın varlığı kaygı verici
Irak’ın geleceği konusunda kaygı uyandıran unsurların başında İran’ın Irak’ta artan varlığı gelmektedir. ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra İran’ın Irak’ta artmaya başlayan etkisi ABD’nin 2011 yılında Irak’tan muharip güçlerini çekmesiyle daha da görünür olmuştur. IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi sonrasında yaşananlara bağlı olarak İran neredeyse başta Bağdat olmak üzere Irak’ta ana belirleyici aktörlerden biri hâline gelmiştir. Maalesef İran’ın Irak’taki söz konusu varlığını yapıcı yönde değil yıkıcı yönde kullandığı görülmektedir. Bir anlamda İran kendi güvenliğini sağlama almak ve “direniş ekseni”ni güçlendirmek için Irak’ın güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Özellikle Irak’ın büyük kesimi için İran korkulan bir güç olarak görülmektedir.
Bölgesel Kürt Yönetimi bir taraftan IŞİD tehdidi ile mücadele ederken diğer taraftan kendi bütünlüğünü sağlama ve güçlendirme çabası içerisindedir. Her ne kadar Kürt gruplar, Bağdat ve IŞİD’e karşı ortak bir tavır sergilese de kendi aralarında çok ciddi sorunların olduğu görülmektedir. Bu durum Bölgesel Kürt Yönetimi’nin kırılganlığının devam etmesine neden olmaktadır.
IŞİD konusunda tam bir mutabakatın olmayışı, her grubun kendi ajandasının ve önceliklerinin olması, İran’ın Irak’ta istikrarı bozucu etkin varlığı, Sünniler için adil ve kabul edilebilir bir çıkış stratejisinin ortaya konulamayışı, kaynak paylaşımının bir türlü çözüme kavuşturulamaması, ulusal bir ordunun işlevsel hâle getirilememesi ve ülkenin dış etkilere açık hâlinin artarak devam etmesi Irak’ın geleceği konusunda kaygıları artırmaktadır. Maalesef, yakın gelecekte istikrara kavuşmuş bir Irak görmeyi düşünmek en hafif ifadeyle çok fazla iyimserlik olacaktır.
Güncelleme Tarihi: 01 Mayıs 2015, 10:27
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241