banner279

Fanon gibi hissetmek

Prof. Dr. Erol Göka

Fanon gibi hissetmek
 Charlie Hebdo katliamını tel'in yürüyüşünün ertesine rastgelen günlerde sosyal medyadaki sayfamda, “Onlar özgürlükten, insanlıktan bahsettikçe biz de daha dün (1907) Avrupa'daki 'insan-hayvanat bahçeleri'ni bıkmadan hatırlatacağız. Mesela Fransa'daki bu (Exposition Coloniale) insan-hayvanat bahçesinde 6 ayrı köy kuruldu ve kolonilerden getirilen insanlar sergilendi” diye yazdım ve trajik bir fotoğraf koydum bu insan-hayvanat bahçelerinden. Fransa'da ve ABD'de psikanaliz eğitimi görmüş iki meslektaşımız, bu tavrımı yadırgadılar. Birisi, “Kör köre cırt demiş” diyerek Türkiye'deki insan hakları ihlallerinden örnekler verdi, bizim hiç de Fransızlardan geri kalmadığımızı anlatmaya çalıştı. “Kim daha çok vahşet yaptı diye yarıştıracağımıza, birlikte nasıl yaşarız sorusuna cevap üretmemiz lazım” geldiğini söyledi. Diğeri ise, “Fransa'nın veya Amerika'nın köleci geçmişi, başka bir fanatizmi meşrulaştırmamalı” diye itiraz etti. “Siz iyi bir psikiyatrsınız bu arkaik savunma mekanizması normal bir vatandaşımızdan gelse anlarım. Ama sizin gibi münevver birisinin böyle bir fotoğraf yayınlaması nasıl bir psikolojidir acaba?” diye sitem etti.

İlkine, “Kardeşim, söylediklerine, bize dair verdiğin olumsuz örneklere katıldığım yanlar var elbette ama katılmadığım, tek tek olayları senin gibi görmediğim yanlar ise daha çok. Siyasi sistemden, kötü yönetim tarzından kaynaklanan durumlar şüphesiz savunulamaz bunlara karşı mücadele edilir, hesaplaşılır, daha iyisi hayata geçirilmeye çalışılır... Yine de sömürgecilik, bizim sergilediğimiz olumsuzluklardan çok daha farklı. Dünyanın uygarlar ve vahşiler; insanlar ve insanımsılar diye ayrılması esasına dayanıyor. Bizim, biz doğuluların günahları da saymakla bitmez ama hiçbir günahımızın modern sömürgecilikle aynı kefeye konulamayacağından eminim. Ha, dersen ki ahlaki olarak, teolojik olarak 'kötülük kötülüktür ve aynı mayadandır'; orada söz biter, geriye birbirimizi 'insanlığın ortak iyisi'ne katkıda bulunmaya davet etmek kalır. Ben sözlerini, fazlasıyla duygu siyasetine, nefrete batmış hallerinden sıyırıp, böyle bir davet olarak anlıyorum. İyiye, iyiliğe davet varsa icabet etmek gerekir” diye cevap verdim. Daha sitemkâr olan diğer meslektaşıma ise, “'Türklerde Fanatizm' konusunda epeyce dirsek çürütmüş birisi olarak fanatizmi asla meşrulaştırmam, tasalanmayın. İslamofobi karşısında, kendimi Franz Fanon gibi hissediyorum bir süredir. Evet evet, psikolojim neredeyse tıpkı Fanon'un psikolojisi!...” demek zorunda kaldım.

Elbette sömürgecilikle ilgili sergilediğim tavır karşısında, her iki meslektaşımın da gösterdikleri tepkiler, kendi bakış açılarıyla sınırlandığında, haklı ve yerindeydi. Başkalarının yaptıklarını gerekçe gösterip asla kendi zulümlerimizi aklama gayreti içinde olmamalıydık. Sömürgeciliğe karşı çıkacağım derken başka türden bir fanatizmi meşrulaştırmaya çalışmamalıydık. Ama sömürgecilik, insanlık tarihindeki vahşet kalıplarından bir tanesi olarak sayılıp geçilemeyecek kadar bambaşkalık arz ediyor. Yükselen İslamofobi, sömürgeci zihniyetle ortak yanlar içeriyor. 1950'lerde (daha dün) sömürgeciliğe isyan etmiş meslektaşım Franz Fanon gibi hissetmeye başlamamın nedeni bu.

Fanon, 1961'de, henüz 36 yaşındayken vefat etmiş, Fransız sömürgesi Antiller kökenli, siyah derili bir psikiyatr. Ülkemizde ve dünyada “Yeryüzünün Lanetlileri” ve “Siyah Deri, Beyaz Maske” kitaplarıyla tanınıyor. Tıp ve psikiyatri eğitimini Fransa'da alan Fanon, Cezayir'de psikiyatr olarak çalışmaya başlıyor. Öğrendiklerinin burada pek bir işe yaramayacağını görüyor, sömürgeci Fransa'nın yaptıklarına isyan ediyor. Bir yandan Müslüman topluma uyan, kendine özgü tedavi yöntemleri uygularken bir yandan da sömürgecilerin psikolojisini deşifre etmeye girişiyor. Cezayir Kurtuluş Savaşı'nın aktivisti ve ideoloğu olarak biliniyor. Anti-sömürgeci mücadelelerin ve Üçüncü Dünya uyanışının sembollerinden...

Fanon, kendisini Batıcı zihin kalıplarından kurtarıp “uygarlık” adı altında sergilenen ırkçı vahşeti gördüğünde, “Bilimsel nesnellik bana yasak! Çünkü o yaban dediğin kişi benim kardeşim, bacım, babamdır...” diyen haykırmıştı. Bu haykırış bir bakıma elinde değildi ama sonra ırkçılık karşıtı mücadelede yerini aldı, sömürgeci zihniyeti elinden geldiğince sergilemeye çalıştı. Şüphesiz bu hissiyatla yetinmeyecek, biz de elimizden gelen makul çabaları göstereceğiz ama İslamofobiye maruz kalanlar kardeşimiz, bacımız, babamız olduklarından tıpkı Fanon gibi hissediyoruz.

Avrupa'da İslamofobi, İslam düşmanlığı şeklini alarak giderek artıyor. “Paris Villeneuve-Saint-Georges Hastanesi'nin kapısına 'dini tercihini kıyafetinde gösterenlerin hastaneye giremeyeceği' şeklinde bir yazı asıldı. Şikâyetler üzerine hastane yönetimi yazıyı geri çekti. Fransa'nın Toulouse kentinde ise Müslüman bir kadın başörtüsü taktığı için bir kişinin saldırısına uğradı. Hamile olduğu belirtilen kadına saldıran kişinin önce kadının başörtüsünü çekip aldığı daha sonra birkaç defa yumruk atarak kadını yere fırlattığı belirtildi. Saldırganın Müslüman kadını başörtüsü takarak saçlarını gizlemekle suçladığı ve Fransa'da buna izin vermeyeceklerini söylediği kaydedildi” gibi haberler vaka-i adiyyeden oldu... Fanon gibi hissediyoruz, zira İslamofobinin yeni ırkçılık olduğunu, sömürgeci zihniyetin her fırsatta yeni biçimler alarak hortladığını görüyoruz.

twitter.com/erolgoka

Yeni Şafak

Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2015, 10:13
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241