banner279

ELBİSELERİNE BÜRÜNMEK

MUSTAFA BOZACIOĞLU

ELBİSELERİNE BÜRÜNMEK
 ‘Emri bil maruf nehy-i anil münker’ emrini ters yüz ederek; batılı, münkeri emredip dayattılar, iyiyi, doğruyu, hakkı yalanlayıp yasakladılar. Hakkı gölgelemek, susturmak için gürültü koparttılar, birbirlerini kötüde, kötülükte teşvik ve tahrik ettiler. Kötülük ve körlükte yarış ettiler. Tuzaklar kurdular. Doğru yola çukurlar kazıp engeller yığdılar. Kişilikleri ifsad ettiler, günahı sıradanlaştırıp yol haline getirdiler, günah örtüsüne büründüler.
 
Bir deyim anlama çalışması yapacağız. ‘Kavram’ evsafında kavrama denemesi… Deyimler malumunuz, kelime öbekleri olup birer cümle oluşturmazlar. Her dilde olduğu gibi Türkçede de bu deyimlerden bolca mevcut. Deyimleri anlamada bir yöntem olarak, ilkin, bunları kelime analizlerine tabi tutup tek tek kelimeler olarak almadan kazandıkları, onlara yüklenen anlam etrafında okumak gerekir.
Bir örnekle düşünürsek; ‘etekleri tutuşmak’ deyimi, ‘etek’ ve ‘tutuşmak’ kelimelerinden oluşmakta ve fakat bu iki kelimenin anlam dünyalarının çok ötesinde ve tamamen farklı bir anlam kazanmakta, tabiri caizse, bir ‘kavram’ haline dönüşmektedir. ‘Kavram’ demek de belki eksik kalmakta, ama meseleyi kavrama adına kullanılmaktadır. Yeni şekliyle ‘etekleri tutuşmak’ deyimi, telaşlanmak, acele edecek hale düşmek, zaman kıtlığı çekmek, işi/konuyu yetiştiremeyecek zannına kapılmak gibi anlam dünyasına dönüşmüştür.
Bu yazı dolayısıyla ele almayı düşündüğümüz deyim ‘elbisesine bürünmek’tir. Arapça bir terkip olarak Kur’ani kullanımına vakıf olduğumuz bu tabir meallerde genel olarak tercümeye konu kılınmadan olduğu gibi bırakılmaktadır. Bu metod genelde bazı kavramlar için olumlu görülebilse de bu deyim için uygun olmamaktadır. Örneğin Nuh suresinde, Nuh (as)’ın diliyle müşrikler kast edilerek ‘elbiselerine büründüler’, Müddessir süresinde direkt Hz. Muhammed (as)’a hitaben, ‘ey örtünen’ ve ‘elbiseni temizle’ şeklinde yer alan olan deyim/kavram bizce bir kastı mahsusa ile, bir murada binaen, bir anlam bütünlüğü, vurgusu için(de) kullanılmaktadır. Bağlamlarına binaen, kullanıldıkları yerlerde, olduğu gibi bir çeviri, oldukça anlam yitimine sebep olmakta, vurguyu örtmektedir. Verilmek istenen mesajı daraltmakta ve muradın öne çıkmasını engellemektedir.
Bir de aklıma gelmişken; temizlikle bir ödev söz konusu olduğunda, liseli yıllarda, ayet hadis desteğinde konunun açıklanması istendiğinde, ilkin o ayet akla gelir, kompozisyonun en başına yerleştirilirdi ve o zamanlar italik alternatif olmadığından farklı renkte ve kalınlıkta yazılarak: ‘Elbiseni temizle’… Ve hiç kimsenin aklına gelmezdi; hitap kime, niçin söylenmiş, Hz. Muhammed’e ‘elbiseni temizle’ denildiğinden ve bu ayet elbise temizliğine indirgendiğinden O’na ne denmiş olmaktadır diye!
Şimdi; ‘örtünen’, ‘elbiseni temizle’, ‘elbiselerine büründüler’ ifadeleri, birer deyim/kavram olarak, ‘gelenek kuşatması’, ‘aklı fikri örten/gölgeleyen/baskılayan dogmalar’, ‘atalar yolu/dini’, ‘mahalle baskısı’, ‘uydurulmuş ananeler, örf ve adetler’, ‘zanni yargılar’, ‘cahili sistemlerine sığınma/sarılma’, ‘batıl üzre yardımlaşma, safları sıklaştırma’ şeklinde açılımlarını yapabileceğimiz bir anlam ve vurgu içeriğine sahip olsa gerektir. ‘Örtünen’ denirken; arayış içerisinde olduğu halde, ne diyeceğini, ne ve nasıl yapacağını bilmeyen; toplumun uydurmalarının, heva ve heves ürünü hurafelerinin, yoldan çıkmış, yolsuzluğa bulanmış hal ve gidişatının ızdırabını çekip bunlara karşı elinde bir çare, çözüm olmadığından toplumdan uzaklaşan/arayış içinde olan bir haleti ruhiyenin teskini, yol ve yordam ile buluşturulması anlaşılmalı değil midir? ‘Kalk ve uyar!’ ifadesi ile birlikte düşünüldüğünde hele! Yoksa dediğimiz gibi Hz. Peygambere ‘elbiseni temizle’ demenin ne anlamı olabilir ki?! Oysaki burada, bağlamla beraber düşünüldüğünde, o toplumsal sapmanın ve kılıfa, dokunulmaz zırha büründürülmüş dogmalarının, atalar yol ve yöntemlerinin/dininin terk edilmekle beraber, onların tashih edilmesi; yerine göre ıslah, inşa, olmadı imha ameliyesine tabi tutulması vurgusu, emri vardır. Aklı fikri ketmedenlerle, baskılayan, düşünmeyi kerih görenlerle, kendilerince, kendi beşeri dinlerince, zan, heva ve hevesleriyle nasıl düşünül(me)mesini salık veren, sapık ve sapkınlık yolunu zorla benimsetenlerle, bir bilgiye dayanmadan, kendilerine iletilmiş vahiyleri görmezden gelip arkalarına atarak, tahrif, tahfif ve tahrip edip yok sayarak, atalardan geleni, eklenenleri, atalarca üretileni dayatanlarla yılmadan ve bilgiye dayalı olarak mücadele edilmesini buyurmaktadır. Peşinden gelen ‘rucz’ ile de düşünüldüğünde, onunla birlikte maddi- manevi, görünen görünmeyen, düşünsel ameli, teorik pratik her türlü kirden, yanlıştan, yanılgı ve sapmadan, günahtan, şer, batıl ve masivadan uzaklaşılması, uzak kalınması, kendisiyle beraber yakından uzağa bir ‘tezkiye-temizlik’, arınma ve adanma, hakka yönelme, sevapla buluşma dikte edilmektedir.
Deyimi anlamamızı daha da kolaylaştıracak olan Nuh peygamberin dilinden, inkârcılara karşı kullandığı ‘elbiselerine büründüler’ terkibidir. Mesajı kavmine iletmesinin karşılığı olarak, beri adım atmak şöyle dursun, kaçışlarının artması, kulaklarını tıkamaları ve ‘elbiselerine bürünerek’ atalarını dinlerine/yollarına dönüp sığınmaları, sımsıkı sarılmaları ima edilmektedir. İma da değil; vurgulanmaktadır. ‘Emri bil maruf nehy-i anil münker’ emrini ters yüz ederek; batılı, münkeri emredip dayattılar, iyiyi, doğruyu, hakkı yalanlayıp yasakladılar. Hakkı gölgelemek, susturmak için gürültü koparttılar, birbirlerini kötüde, kötülükte teşvik ve tahrik ettiler. Kötülük ve körlükte yarış ettiler. Tuzaklar kurdular. Doğru yola çukurlar kazıp engeller yığdılar. Kişilikleri ifsad ettiler, günahı sıradanlaştırıp yol haline getirdiler, günah örtüsüne büründüler. Bunun gibi açılımlarının yapılabileceği terkip, ‘takva elbisesi’ ve ‘takva rızkı’ kullanımını da dikkatlerimize sunan Kur’an ayetleri ile birlikte düşünüldüğünde deyim anlamının öne çıktığı bir anlam dünyasını önümüze sermektedir. Başka bir şekilde düşünmeye ve kelimelerin zahiri anlamları ile değerlendirmeye mahal bırakmamaktadır.
Bazı meal ve tefsirlerin genellikle dipnot olarak ele aldıkları ve yüzeysel geçiştirdikleri bu durumu izale etmeliyiz. (Hasan Elik, Tevhid Mesajında alıntılara atıfla metinde yer vermiş, örneğin..) Gerek vurguyu ve mesajın bağlamdaki muradını anlamamızı kolaylaştıracak bu konuyu dikkate almak gerektiğini tekraren hatırlatıyoruz. Bu ayrıntı gibi duran hassas vurgunun tercüme ve meallerde öne çıkarılması gerekmektedir diye düşünüyoruz. Yoksa bir meal okuru, bu hususa dikkat çekilmezse kelimelerin zahiri manalarını okuyup geçmiş, muradı yakalayamamış olacaktır. Hatta Hz. Peygamberin ve dolayısı ile bizlerin, ‘elbiseni temizle’ emrine niçin muhatap kılındığı anlaşılamamış ve kafalarda yanlış bir izlenim, ‘temiz olmama!’ hissi uyanacaktır.
Aynı paralelde yukarıda değindiğimiz ‘takva elbisesi’ ve ‘takva rızkı’ deyimleri, kavramsallaştırmaları da özellikle şu son, zamane zamanların değerlerin yitirilmiş, içleri boşaltılmış, keyfe keder anlaşılır hale getirilmiş an ve mekânlarında ısrarla ve acilen tedavüle alınmalıdır. Unuttuğumuz asli yarışı, nereden gelip nereye gittiğimizi, niçin yaratıldığımızı bu ‘değer’ odaklı, takva içerikli, ahiret istikametli vurgu ve kullanımlarla hatırlamalı, birbirimize hatırlatmalıyız.
Son sözler sadedinde de şunları ekleyelim. Bir tefsir bağlamında ele alınması daha doğru olmakla ve başka özel yazıları gerektirmekle beraber, biraz da aktüalite, güncelleştirme adına şunları söylememiz elzemdir. Ki konu daha netleşsin. Günümüzde de ‘elbiselerine bürünmek’ tavrı, formu ve içeriği değişmekle beraber sürmektedir. Hem de azalmadan! Artık sırf cahili renkte ve siyah tonda görünür olmakla kalmamış, şimdilerde daha yaygın ve örgün olarak, o asli sapkın halinden azımsanmayacak derecede de daha yıkıcı ve yakıcı boyutta, gri tonlarda, içten ve bizden görünerek her tarafa kök salmış, sirayet etmiş durumdadır. Farklı kisvelerde ve esvaplar şeklinde, hem de cicili bicili olarak, üstelik ‘takva’ diye dayatılıp yutturulmaya da çalışılarak karşımıza kale duvarları gibi yükseltilmiş, örümcek ağları gibi örülmüş durumdadır. Kopkoyu cahiliyyenin atalar dini olarak sığındığı ‘elbiseler’, bugün farklı ekoller, gruplar, mezhep ve meşrepler, tasavvuf ve tarikatlar, üstelik her birininki diğerini beğenmeden ve kendininkini dayatarak… Tabi bunlara gelenekselinin yanında modernlerini, hatta post modernlerini de eklememiz gerekiyor. Ana yoldan sapmayı, hak ve hakikat olana karşı her türlü, indî ve zannî, heva ve heves ürünü, üstelik kutsallık şemsiyesi altına alınarak farklı birer yol olduğu düşünülmeden tutulan yeni yollar ve onun türedi yazılımları/argümanları/işaret ve içerikleri önümüzde birer duvar olarak durmaktadırlar.
Anlam, anlama, kavrama yolundaki bu çabanın gerekli hatırı görmesi ve hatırlanması, unutulmaması temennisi ile… Ve bilmeliyiz ki Hakk’ın hatırıdır âli olan ve daim gözetilmesi gereken.
İKTİBAS DERGİSİ

Güncelleme Tarihi: 23 Mart 2015, 10:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140