banner279

Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’inden Hareketle Kürtlerin Devletleşmeme Nedenleri

Bu bildirimizde Ehmedê Xanî’nin, Mem u Zîn adlı eserinde İran ve Osmanlı devletleri arasında coğrafyaları bölünmüş Kürtlerin devletleşememe problemini nasıl ele aldığını incelemeye çalışacağız.

Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’inden Hareketle Kürtlerin Devletleşmeme Nedenleri

Kenan BOZKURT-Emrah IŞIK / HİRA – HABER (ÖZEL)

Özet:Klasik Kürt edebiyatının günümüzde en çok bilinen yazarlarından biri olan Ehmedê Xanî,  büyük bir aşk öyküsü olan Mem û Zîn adlı eserinde iki aşığın birbirine kavuşmak için çektikleri acıyı konu alır. Şair, eski bir Kürt halk hikâyesini yeniden yorumlayarak eserini oluştururken hikâyeye farklı bir bakış açısı kazandırır. Mem û Zîn’i klasik bir aşk öyküsü olmaktan çıkarıp dönemin sosyal, toplumsal olgularını da irdeleyen bir esere dönüştüren Xanî, günümüzde hala tartışma konusu olan Kürtlerin devletsizliği üzerinde durarak bunun nedenlerini irdeler.

Bu bildirimizde Ehmedê Xanî’nin, Mem u Zîn adlı eserinde İran ve Osmanlı devletleri arasında coğrafyaları bölünmüş Kürtlerin devletleşememe problemini nasıl ele aldığını incelemeye çalışacağız.

Anahtar Kelimeler: Ehmedê Xanî, Mem u Zîn, Kürtler, devletleşememe.

REASONS OF KURDS’ NOT BEING ABLE TO BECOME A STATE WITH A REFERENCE TO EHMEDE XANÎ’S MEM U ZIN

Abstract: Ehmede Xanî, one of the most celebrated writers of classical Kurdish literature, depicts considerable suffer of two lovers in order to reach each other in his masterpiece, Mem U Zin, which is a proverbial love story. While constructing his work by rewriting a classical Kurdish folktale, the poet puts forward a unique perspective for the tale. Xanî, who took  Mem U Zin out of being a classical love story and changed into a work examining social facts, concepts of the epoch, also focuses and probes on statelessness of Kurds that is still a matter of debate.

In this study, with a reference to Ehmede Xanî’s Mem U Zin, we aim at analyzing how Xanî discusses the statelessness issue of Kurds whose geography was divided Between Ottoman and Persian Empires.

Key words: Ehmedê Xanî, Mem u Zîn, Kurds, Not to be able to become a state.

Giriş:

Klasik Kürt edebiyatının günümüzde en çok bilinen yazarlarından biri olan Ehmedê Xanî, büyük aşk öyküsü Mem û Zîn’i halk arasında asırlardır anlatılan Memê Alan destanından esinlenerek yazmıştır. Bu hikâye Milâttan önceden bu yana halk arasında söylenen ve mitolojik nitelik kazanan bir destandır. Ehmedê Xanî de “Meme Alan” destanından ilham alarak o hikâyeyi kendi çağının yaşantısına göre somut bir kalıba dökmüş, çağdaş ve modern bir üslûpla yazmıştır. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış, hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser armağan etmiştir.[1]

Bir aşk destanı olarak Kürt edebiyatında özel bir yere sahip olan “Mem ve Zin”, adını 1393 yılında Cizre’de yaşanmış bir aşk hikâyesinin erkek kahramanı olan “Mem” ile onun sevgilisi olan “Zîn” in isimlerinden almaktadır.[2] Eser konu itibariyle Mem ile Zin arasında bir newroz günü başlayıp ölümle sonuçlanan hazin bir aşkı konu almaktadır. Xanî, her ne kadar eserini klasik bir aşk hikâyesi şeklinde tasarlamış olsa da sebeb-i telif bölümünde eseri yazmaktaki temel amacını açıkça dile getirmiştir. Xanî, niyetinin bir aşk hikâyesi anlatmak olmadığını, sadece gönlünden geçen muratları anlatmak için bahane olduğunu söyler. Eserini beylere, padişahlara değil de Kürt halkına armağan eden Xanî, eserini oluştururken toplumsal katmanlardan herhangi bir sınıfın çıkarlarına uygun olarak düzenlememiş ve mutlak ammenin menfaati esas alınmıştır.[3]

Xanî’nin eserine temel olarak eski bir Kürt öyküsü olan “Memê Alan”ı seçmesi bilinçli bir tercihin sonucudur. Xanî, eserini kaleme alırken klasik İslam edebiyatında ele alınan aşk hikâyelerinin hiçbirine rağbet etmemiştir. Firdevsî’nin Arap egemenliği altına giren ve Araplar tarafından aşağılanan İranlıların özüne dönmesi ve milli bilince varmaları için Sasani ve Pers hükümdarlarının kahramanlık hikâyelerinin anlatıldığı meşhur Şehname’sini yazmasındaki gaye gibi kendisi de ortaçağda bazı İslam müellifleri tarafından kendilerinden dünyanın dört bir tarafından toplanan kırıntılarla hamurları yoğrulan insan neslinden olama-yan yaratıklar veya şeytanın çocukları[4] gibi aşağılayıcı ifadelerle bahsedilen Kürtlerin kültürel mirasını canlandırmak, milli bilinci uyandırmak için Kürtlere ait olan bir hikâyeyi kaleme almıştır. Böylece şair, Kürt ruhunu halk arasında dinç tutmak istemenin yanı sıra milli olan duygularını gayr-ı milli bir hikâyeyle anlatmaktan kaçınarak tamamen milli olan bir aşk hikâyesini konu almıştır.

Gerçekte de Xanî’nin eseri bir aşk destanından çok öte bir misyonla yüklüdür. Memê Alan’ı yeniden yorumlayan Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn’e yüklediği en büyük anlam, ona kattığı bakış açısıdır. Xanî, eserinde Mem ile Zîn’in şahsında Kürt coğrafyasını ve özgürlüğü simgeleyen bir tutukluyla aşk hikâyesini anlatıp büyük güçlerin elinde zebun olmuş halkı kurtarmak için girişilecek çabaları ve yolları gösterir. Bundan başka o çağda yöneticilere, devletin siyasî ve idarî çarkına hâkim olan anlayışı usta bir üslûpla anlatmış; bu geri, zalim, çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş; yöneticilerin davranış ve anlayışını, özellikle onların kötü niyetli, kinci, çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarını ortaya koyarak kötülemiş, bu çürük ve haksız düzene karşı âdeta isyan etmiştir.[5] Böylece Mem û Zîn’i klasik bir aşk öyküsü olmaktan çıkarıp dönemin sosyal, toplumsal olgularını da irdeleyen bir esere dönüştüren Xanî, Kürtler için zihninde taşıdığı ideal toplum ve idareyi esere yansıtır, İran ve Osmanlı devletleri arasında coğrafyaları bölünmüş Kürtlerin yaşadığı dramları da işler. Yüzyıllardır Kürtlerin birlik olmayışından dolayı geri kaldığını ve devletleşemediğini belirterek Kürtlerin birlik olup makus talihlerine son verip topraklarında insanca yaşamaları için her kesme yüksek perdeden seslenir.   

Bu bildirimizde Xanî’nin kısa hayatını, yaşadığı dönemde Kürtlerin içinde bulunduk-ları siyasi ve sosyal durumu, devletleşme olgusunun zaruretini ve Kürtlerin devlet olamama-larının temel nedenleri konusunda yaptığı tespitleri şairin bakış açısına göre ele alacağız.

Ehmedê Xanî’nin Kısaca Hayatı

XVII. yüzyılın ikinci yarısında doğan Xanî,  klasik Kürt edebiyatının en büyük şairlerindendir. Asıl adı Ahmed olan şairimiz, Xanîyân aşîretine mensûp olduğu yâhût Hakkârî vilâyetinin Xân köyünde doğduğu için Ehmedê Xanî diye tanınmıştır.[6] İlk zamanlarda doğum tarihi hakkında farklı fikirler ileri sürülmüş[7] hatta Kanatê Kurdo, onun doğum tarihinin tam olarak bilinmediğini, bilinen 17. yüzyılda yaşamış büyük bir Kürt şairi olduğunu[8]söyleyerek doğum tarihini vermekten kaçınmışsa da Mem u Zîn’in 2653. beytinde doğum tarihinin Hicri 1061 olduğunu anlaşılmaktadır.[9] Buna göre Xanî, h. 1061, m. 1650-51 yılında doğmuştur. Xanî, ilk eğitimini babasından alır. Babasının vefatından sonra abisi Molla Kasım’ın yanında medrese tahsiline başlar.[10]Şairimiz, buradan Muradiye’ye gider ve adının 1661 yılına ait talebeler listesinde kayıtlı olduğu Gulgûn Medresesi’nde okur. Daha 14 yaşında iken Beyazîd mirliğine babası İlyas ve abisi Molla Kasım gibi o da dönemin Bayezîd beyi Mîr Muhammed Purbelâlî’nin divanında resmî kâtip olarak görev yapmaya başlar.

Xanî, tahsiline devam edebilmek amacıyla Ahlat, Urfa ve Bitlis’te de eğitim görmüş,[11] Doğubeyazit’e döndükten kısa bir süre sonra Cizre’ye giderek eğitimi için bir süre orada kalmıştır. Mem u Zîn adlı mesnevisinde şairin Cizre’yi tanıtırken yaptığı realist betimlemeler burada uzun süre kaldığını doğrulamaktadır.[12] Behdinan ve Serhedan Beyliklerini ziyaret eder. Bu bilgiler dışında eğitim için Bağdat ve Mısır’a ve Hicaz’a yolculuk yaptığı ifade edilmektedir.[13]

Hoşab’da Ataiyye Medresesi hocalarından Molla Camî’nin yanında icâzet alır. Perwiz Cihânî, onun Mısır’da, İsmail Badi’ye göre ise Cizîrâ Botân’da icazetini aldığını iddia eder.[14] Xanî tahsilini tamamlayınca Beyazîd’e dönüp burada bir medrese inşâ etmiş, müderrislik yap-tığı bu medresede eğitim dili olarak Kürtçeyi zorunlu kılmış ve vefat edinceye kadar müder-rislik görevine devam etmiştir. Kaynaklara göre Xanî, 1707 ya da 1709 yılında vefat etmiştir.

Xanî’nin Yaşadığı Yüzyılda Kürtlerin Durumu:

Kürtler 12 ve 13. yüzyıllarda kurdukları Mervanî ve Eyyubi devletlerinden sonra uzun bir dönem bölgeye hükmeden devletlerin himayesinde emirlikler halinde yaşamıştır. Emirlikler, Kürtlerin en yüksek toplumsal ve siyasal örgütü olup kökeni antik çağa dayanmaktadır. Bunların politik düzenleri, ittifak veya vassallık ilişkileri Karakoyunlu ve Akkayonlu devletlerine benzer.[15]  Bu siyasi yapılanma Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun arazi yapısının dağlık oluşundan kaynaklanmaktaydı. Bu bölgelerde, güçlü ve kalabalık aşiretlerin reisleri, çeşitli derebeylikler oluşturmuşlardı. Bu yüzden Selçuklular, Timurlular, Akkoyunlular ve Safeviler gibi merkeziyetçi devletler bile bölgede mutlak hâkimiyeti sağlayıp bu derebeylerini ortadan kaldıramamıştır. Belli bir kaleyi merkez edinmiş olan beyler de siyasi şartların zaruri kıldığı hâllerde bölgede kurulan güçlü devletlerin egemenliğini kabul ederek varlıklarını sürdürmüşlerdir.[16]

16. yüzyılda Yavuz Selim’in Şah İsmail’le giriştiği hâkimiyet 1514’teki Çaldıran Zaferi ile Şah İsmail’in Anadolu üzerindeki dinî ve siyasi emellerine son vermiş ve Kürt coğrafyası Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Yavuz Selim, daha sonra Osmanlı hakimiyetini bölgede, tesis etmek için İdris-i Bitlisî’yi görevlendirmiş, Bitlisî de Kürt beyleri üzerindeki nüfuzunu kullanarak Kürt emirliklerini yapılan bir anlaşma dahilinde Osmanlıya bağlamıştır. Osmanlı Devleti tarafından yurtluk-ocaklık ve hükümet sancaklarına sahip olan Kürt beyle-rine, buraların kendi ailelerinin mülkiyetinde olduğuna dair birer “temliknâme” verilmiştir. Bu temliknâmelerde ne şartlarla bu sancakları tasarruf edecekleri tek tek açıklanmıştır. İlki, Yavuz zamanında verilen bu temliknâmeler her padişah tarafından yenilenmiştir.[17] Yapılan anlaşma gereğince Osmanlı padişahı, Kürt beylerinin bölgedeki özerk yapısını, emirliklerin babadan oğla geçeceği ve Osmanlının iç işlerine karışmayıp anlaşmanın tüm padişahları bağlayacağını kabul etmiş, bunun karşılığında da Kürt beyleri Osmanlıya savaş zamanında asker ve düzenli olarak yıllık vergiyi vermeyi kabul etmiştir.

Xanî’nin yaşadığı XVII. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde Osmanlı bölgeye gerçek anlamda hâkim olabilmek amacıyla yapılan anlaşmayı ihlal etmiş ve Kürt emirliklerine karşı düşmanca tavırlar içine girmişti. 17. Yüzyılda Evliya Çelebi’nin aktardığı Kürt emirlikleriyle ilgili bilgiler, bunların özerkliklerini büyük ölçüde kaybettiklerine işaret etmektedir. Devlet, Kürt emirliklerinden hoşnutsuz olduğunda siyasi ve askerî tedbirlerle müdahalede bulunuyor, bir yöneticinin yerine aynı aileden bir başkasını getiriyordu.[18] Osmanlı kendine tehdit oluşturabilen Cizre-Bohtan, Soran, Bahdinan ve Hakkâri Emirliği gibi güçlü emirliklere önceleri tam özerklik vermiş, daha sonra yavaş yavaş imtiyazların birçoğunu ellerinden alma yoluna gitmiştir. 1660 yılında Bitlis, Hakkari ve İmadiye Kürt beylikleri yarı bağımsızlıklarını kaybedip Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine girmiş, 1666 yılında Melek Ahmed Paşa, Bağdat seferine katılmadığı ve bu şehri geri alan Sultan Murad’ı kutlamaya gitmediği gibi pek de önem arz etmeyen gerekçelerle Bitlis beyi Abdalhan’ın üzerine büyük bir askerî güçle giderek onun beyliğine son vermiş ve binlerce cilt kitaptan oluşan şahsî kütüphanesi de dâhil olmak üzere maddî-mânevî bütün varlığına el koymuştur. İşin ilginç yanı Melek Ahmed’e bu harekâtında başta Mahmûdîler olmak üzere bazı Kürt aşiretleri de destek vermişlerdir.[19]

17. yüzyılda, Osmanlı Devleti’nin, Kürt emirliklerine tanınan özerkliğin derecesini önce dikkate değer bir şekilde azaltması, daha sonra da özerkliklerini tamamen kaldırarak doğrudan doğruya merkezi idareye bağlaması, bölgede ciddi isyanların ve karışıklığın çıkmasına sebep olmuştur. Osmanlının emirlikleri ortadan kaldırmasıyla bölgede oluşan otorite eksikliği sonraki yıllarda bölgede kargaşa ve kanunsuzluğa yol açtı. Artık emirler tarafından denetlenemeyen aşiretler arasında çatışmalar çoğaldı. Yalnızca emirlikler değil aşiret birliklerinin birçoğu da dağıldı. Aşiret reisleri, emirlerin sahip oldukları yetkilere sahip olabilmek için aralarında kıyasıya bir mücadeleye giriştiler. Devletin merkezî otoritesinin zayıflaması Doğu bölgesinde huzurun ve düzenin yeniden kurulmasını engelledi.[20]

Kürt beylikleri, yönetimlerinin başından beri, topraklarının önce, Türkmen göçmen hanedanları sonra da Osmanlı ve Safavi devletleri tarafından işgal edilmesine direnmişlerdir. Sonuç olarak, her beylik sisteminde yaygın olan iç çatışmalar ile dış savaşlar birbiriyle içice geçmişti. Emirlikler kendi otonomilerini muhafaza etmek için iki devleti birbirine karşı kullandı, aynı zamanda onlar tarafından kullanıldılar. Sonuçta iki güç arasındaki çatışmanın ayrılmaz bir parçası haline geldiler. Kasr-ı Şirin Antlaşması’yla Kürt coğrafyası fiili olarak ikiye bölündü. Bu koşullar altında, özellikle Türkmen hanedanların son Kürt beyliğinin yıkıldığı on dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar iktidara gelmeleriyle, Kürt coğrafyası üzerinde yıkıcı bir savaş dayatıldı. Bitmek bilmeyen savaşlar, Kürt coğrafyasına korkunç yıkımlar getirdi.[21]

Xanî’ye Göre Devletleşmenin Zarureti:

XVII. yüzyılda Kürtlerin içinde bulunduğu zor koşullarda yaşayan Xanî, iki devletin ortaya çıkışı ve gelişim koşullarında bir ulusun yaşamında devletin ne kadar önemli olduğunu gördü. Osmanlı sultanıyla Safevi şahı kendilerini İslam’ın temsilcisi olarak görüyor ve başka-larını İslam adına yönetiyordu. Fakat Xanî onların görüntülerine aldanmamakla kalmadı, on-ların Kürtlerin bağımsız bir şekilde yaşamalarına engel teşkil eden güçler olduğunu da vurgu-ladı. Bunun yanında Kürtlerin korumasız olduğunu ve devletlerinin olmadığını biliyordu.[22] Xanî, Kürtlerin içinde bulunduğu kaosun ve iki ülkenin Kürtler üzerindeki baskılarının son bulması için bir çözüm bulunması gerektiğinin zaruretine inanıyordu. Xanî’ye göre çözümün anahtarı, yani bütün bu koşullardan kurtulmak ve parlak bir geleceğe doğru giden yolu bul-mak, büyük bir sır değildi. Xanî, kendi devletine, tahtına, kralına sahip bir ulusla, bu kurumla-ra sahip olmayan bir ulus arasındaki farka tanık olmuştu. Xanî, Kürtlerin de kendilerinin yönettiği bir devlete sahip olmalarının gerekli olduğunu savundu ve Xanî’ye göre, ancak tahtı ve tacı olan bir Kürt sultanı, Kürtleri bu hükümran güçlerden kurtarabilirdi.[23]

Xanî’nin yaşadığı yüzyıl, Kürtlerin yüzyıllardır kazandığı yarı bağımsız statünün yavaş yavaş aşındığı ve Kürtlerin iki ülke arasında kalarak büyük trajedilere maruz kaldığı bir yüzyıldır. Ayakta kalmanın ve insan gibi yaşamanın tek çıkış yolunu bağımsız bir Kürt devletine bağlayan Xanî, aşağıdaki beyitlerde Kürtlerin talihsizliğinin zirveye çıktığına vurgu yapmış, ardından gelen beyitte de feleğin Kürtlere devlet kurmaları için bir şans vermesinin mümkün olup olmadığını sorgulamıştır:

 5/4 Îdbara me wê gîha kemalê           Artık son haddini bulmuştur talihsizliğimiz

      Aya bûye qabilê zewalê?               Bundan sonra düşüşe geçecek mi dersiniz? 

5/6 Qet mumkin e ev ji çerxê lewleb  Mümkün müdür feleğin dönmesi lehimize?

      Tali’ bibitin ji bo me kewkeb?       Mümkün mü bir şans yıldızı doğsun bize? 

5/8 Rabit ji me jî cîhanpenahek           Mümkün mü bizden bir hükümdar kalksa?

      Peyda bibitin me padîşahek          Bizim içimizden bir padişah ortaya çıksa?

Xanî’nin, Kürtlere bir padişahın nasip olup olmayacağını sorgulaması, İsrailoğul-larının topraklarını işgal eden Calut’a karşı koymak ve tüm topraklarını kurtarmak amacıyla Hz. Samuel’den bir kral talep etmesine benzemektedir. Xanî, Sahipsiz ve yetim bir toplumun, doymak bilmeyen ve tüm dünyaya egemen olma ihtirasıyla hareket eden komşu krallıkların, ülkesini ve milletini açık tehditlere karşı korumak ve bütün milli değerlerini sağlama almak için bir kral istiyor.[24] Şairin istediği krallık, Kürt toplumunun var olması, izzet ve şeref içinde yaşaması, itibar görmesi, dilinin ve edebiyatının var olabilmesi için şarttır ve bu kralın olmaması halinde Kürtler tüm bunlardan mahrum kalacaktır:   

5/14 Ger dê hebûwa me padîşahek    Eğer biz Kürtlerin de bir padişahı olsaydı

        Laîq bidiya Xwedê kulahek         Ve Allah o padişaha bir taç layık bulsaydı 

5/15 Te’yîn bibûwa ji bo wî textek      O padişaha tayin edilmiş olsaydı bir taht

        Zahir vedibû ji bo me bextek      O zaman açılacaktı bize yepyeni bir baht 

5/16 Hasil bibûwa ji bo wî tacek         Eğer olsaydı o padişahın giyeceği bir taç

        Elbette dibû me jî rewacek         Elbette o zaman biz de görecektik revaç

Şair böyle bir hükümdarın şemsiyesi altında kendilerine ait bir iktidara kavuştukları takdirde bunun nasıl bir netice vereceğini iki beyitte özetlemektedir. Aşağıda kaydedeceğimiz bu iki beyte göre böyle bir hükümdara kavuşan Kürtler, Osmanlı ve İran’a bağımlı olmaktan kurtulacak ve toprakları da bu uluslar tarafından baykuşların kondukları harabelere dönmeyecektir:[25]

5/18 Xalib nedibû li ser me ev Rûm      O zaman bize galip gelmezdi bu Romlar

        Nedibûne xerabeyê di dest bûm   Olmazdık baykuşun konduğu yıkıntılar 

5/19 Mehkûmun ‘eleyh û se’alîk            Olmazdık başkasının yönettiği miskinler

        Mexlûb û mutî’ê Tirk û Tacîk         Türk ve Farslara yenilip emrine girenler

Yukarıda alıntıladığımız beyitlerden açıkça anlaşıldığı gibi Xanî, Kürtlerin esaretten kurtulup diğer milletlerin seviyesine ulaşması, insan gibi yaşayıp kendi topraklarına hükmet-mesi, kendilerine ait güçlü bir edebiyatlarının olması için kendilerine ait bir devlete sahip olmaları gereğine inanır. Ona göre Kürtler eğer bir ulus devlet kuramazsa başka devletlerin boyunduruğu altında yaşama utancını taşımaya mahkum olacaktır. Bu utancı Kürtlerin yaşamaması için üç yüz yıl önce Kürt milletinin önde gelenlerine seslenir ve devlet kurmaları çağrısında bulunur.

Xanî’ye Göre Kürtlerin Devletleşememe Sebepleri:

Kürt ulusu, Mezopotamya diye anılan bölgede, geçmişi çok eskiye dayanan,  bir ulusu tanımlayan tüm geçerli özelliklerini hala canlılıkla korumasına rağmen yedi yüz yıldan fazla bir süredir devletleşememiş tek millettir. Tarihsel bir gereksinim olarak modern anlamda ulus devletlerin doğuşuna tekabül eden süreç, kapitalizmin gelişme süreciyle eş zamanlıdır. Kürtlerin gerek yaşadığımız çağda gerek geçmişte bir ulus devleti kuramamalarının tarihi, siyasi, jeopolitik ve ekonomik nedenlerle beraber Kürtlerin millet olarak taşıdıkları kendine özgü bazı nedenler de var. Bir Kürt aydını olan Xanî, içinde yaşadıkları olumsuz şartları, çektikleri acıları ve başka milletlerin elinde zebun olmalarının nedenlerini Mem u Zîn adlı eserinin beşinci bölümünde dile getirir:

5/28 Ez mame di hîkmeta Xwedê da     Şaştım kaldım ne var Allah’ın hikmetinde

       Kurmanc di dewleta dinê da           Ki Kürtler şu dünya devletinin içerisinde 

5/29 Aya bi çi wechî mane mehrûm?   Acaba neden böyle mahrum kalmışlar?

        Bîlcumle ji bo çi bûne mehkûm?  Neden dolayı hep “yönetilen” olmuşlar?

Bu iki beytinde, Xanî, bu koskoca dünyada Kürtlerin her şeyden mahrum ve yöneten değil hep yönetilen olmalarının Allah’ın hangi hikmetine dayandığını merak etmekte ve bu hikmeti anlamaktan aciz olduğunu belirtmektedir. Şair her ne kadar Allah’ın hikmetini anlamaktan aciz olduğunu söylese de kaderciliğe sarılıp sorgulamaktan ve bu durumun nedenini öğrenmekten kaçınmaz. Xanî, eserinin bu bölümünde Kürtlerin devletleşememe nedenini onların sosyolojik yapısından yola çıkarak içinde bulundukları siyasal, ekonomik ve jeopo-litik koşulları irdeleyerek ortaya koymaya çalışır. Kürtlerin devlet olması için göz önünde bulundurmaları gereken koşulları ortaya koyar. Biz de bu bölümde Xanî’nin mesnevisinin 5. ve 6. bölümlerinde Kürtlerin devletleşememelerine dair ortaya koyduğu tespitleri altı başlık halinde açıklamaya çalışacağız.

1.    Ger Dê Hebuwa Me Îttîfaqek:  Birlikten Yoksun Olma

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşı’ndan sonra Kürt coğrafyasının fethedilmesi için girişimde bulunan İdris-i Bitlisi, Kürt beylerini Osmanlı idaresi altına almak amacıyla yoğun caba sarf etmiş, bu çabalar sonucu Kürt beyleri, İran’a karşı Sultan Selimden yardım istemek için  “Ariza” gönderip “…Sizin inayetiniz olmasa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı çıkamayız. Zira Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında yaşamaktadırlar. Müstakil olarak bunlara karşı çıkamayız. Sadece Allah’ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. Sünetullah böyle cari olmuştur…[26]” diyerek padişahın sancağı altında İranlılara karşı birleşme talebinde bulun-muşlar. Bu arizada dikkat çekici olan Kürt beylerinin, Kürtlerin sosyolojik yapısına dikkat çekerek Kürtlerin birbirinden farklı aşiretlerden meydana geldiğini ve kelimeyi şahadet dışın-da herhangi bir konuda birlik oluşturup bir araya gelemediklerini ifade etmeleridir.

Ortaçağda dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi Ortadoğu’da da milli nitelikte dev-letleşme, ancak bölgedeki feodal yapıların güçlü bir beyliğin öncülüğünde toplanmasıyla mümkündü. Bir bölgedeki feodal beylikler tarihî, coğrafi ve stratejik koşullar elverişli oldu-ğunda aralarından en güçlü olanın denetimi altına girmekte, kimi siyasal ve yönetsel haklarını koruyarak feodal krallıklar biçiminde örgütlenmektedirler. Batı’da olduğu gibi Doğu’da da ancak böyle bir birlikteliğin oluşmasına elverişli koşulların bir araya gelmesiyle feodal devlet-ler kurulmuştur. Feodal bir krallığın oluşmasında öncülük görevini üstlenen güçlü bir beyliğin bölgede birlik oluşturması ancak, koşulların elverişliliği halinde ve belli bir süreç sonunda gerçekleşir.[27]

Xanî, Kürtlerin içinde bulunduğu tarihsel ve sosyolojik gerçekliğin farkında olup Kürtlerin neden birlik oluşturamadığını ünlü eseri Mem u Zîn’de işlemiştir. Xanî, Kürt-lerin bir devlet kurabilmelerinin yolunun mutlaka birlikten geçmesi gerektiğini çok iyi bildiğinden, aşağıdaki beytinde Kürt beylerinin “kelime-i şahadet dışında Kürtlerin bir araya gelemeyeceklerini ve ayrı aşiretlerden oluşup aralarında sürekli çekişme olduğu” söyleminin devletleşmenin önündeki en ciddi engel olduğunu şiirsel tarzda ifade etmiştir:

5/42 Lew pêkve hemîşe bêtifaq in    Bunun için hiçbir zaman ittifak etmezler

       Daîm bi temerrud û şîqaq in     Sürekli birbirlerine diklenip isyan ederler

Kürtlerin ittifaktan yoksun olmalarının ve sürekli birbirleriyle çatışmalarının, devlet-leşmenin önünde engel olduğunu şair, sonraki beyitlerinde açıkça ortaya koymuştur. Şaire göre geçmişten tevarüs eden birlik sorunu, Kürtlerin sosyolojik yapısının, içinde bulundukları şartların ve etraflarında kümelenmiş devletlerin kendi çıkarlarının bir sonucudur. Özellikle Kürtlerin aşiret yapısı ve bu aşiretler arasındaki çıkar çatışması, onların birbirlerine tabi olmasını engellemiş, hatta bir aşiretin Kürt coğrafyasına hükmeden güçlere karşı giriştiği mücadelede başka bir aşiret onun karşısında durarak başarılı olmasına engel olmuştur. Şaire göre Kürtler, her ne kadar bileklerinin hakkıyla mert, yiğit, cömert, kahraman gibi sıfatları elde etmiş olsalar da onların birbirlerine boyun eğmemeleri ve sürekli birbirlerine başkal-dırmaları, başkalarına boyun eğmelerine neden olmuştur. Xanî, bu durumu eserinin besinci bölümünde Kürtlerin minnetten nefret etmelerine bağlamış ve bunun sonucu olarak da sürekli birbirleriyle çatıştıkları gerçeğine parmak basmıştır:

5/38 Cuwamêrî û himmet û sexawet      Kahramanlık, kudret, mertlik, sahavet,

        Mêrînî û xîret û celadet                    Emirlik, yiğitlik, kuvvet, celadet, 

5/39 Ew xetm e ji bo qebîlê ekrad           Kürt kabilelerinin mührüdür tüm bunlar

       Wan dane bi şîr û himmetê dad      Onlar gayret kılıcıyla adaleti sağlamışlar 

5/40 Hindî ji seca‘etê xeyûr in                 Ne kadar mertliğe düşkünse onlar

       Ewçend ji minnetê nefûr in             O kadar minnetten nefret duyarlar. 

Şair, Kürtlerin içinde bulundukları durumu sadece tespit etmekle yetinmez, mevcut sorunun çözümü gerçekleştiği takdirde sonuçların ne olacağı hakkında bilgiler de verir. Kürtlerin içinde bulundukları trajediden kurtulmalarının tek yolunun birlikten geçtiğine inanan şair, Kürtlerin kendi aralarında birlik ve beraberlik kurup birbirilerinin sözünü dinledikleri takdirde bu trajedinin son bulacağına; bütün Rom, Arap ve Acemlerin onlara efendi değil, hizmetçi olacaklarına vurgular. Bu bağlamda dinlerini de devletlerini de mükemmel bir seviyeye temsil edip diğer milletler gibi ilim ve hikmet sahibi olacaklarını ve Kürtlerin hakkettiği değeri kazanacağını şöyle dile getirmektedir:

5/43 Ger dê hebuwa me îttîfaqek            Eğer birlik ve beraberlik içinde olsaydık

        Vêkra bikra me înqiyadek                Birbirimize uyup ittifakımızı kursaydık 

5/44 Rom û ‘Ereb û ‘Ecem bi temamî    Tamamıyle Romlar, Araplar ve Farslar

       Hemiyan ji me ra dikir xulamî          Hepsi de bizim için hizmetçi olacaktılar 

5/45 Tekmîli dikir me dîn û dewlet          O zaman tamamlardık dini ve devleti

        Teshîli dikir me îlm û hîkmet           Elde edecektik hem ilmi hem hikmeti 

5/46 Temyîz-i dibûn ji hev meqalat          Sözler ayıklanır ve elenirdi

        Mumtaz-i dibûn xwedan kemalat    Kemal sahipleri belirlenirdi.

2. Ew ‘Ari Li Xelqê Namidar e:   Kürt Beylerinin Milli Şuur Yoksunluğu

Kürtlerin temel toplumsal yapılanması olan aşiret, Kürtler arasında bölünmeyi derinleştiren, milli bir şuurun yerleşmesini engelleyen en önemli sosyolojik yapıdır. Her aşiret lideri, sadece kendi klanının menfaatini ön planda tutarak milli çıkarları ötelemiş, bazı durumlarda düşmanla iş birliği yaparak milli çıkarların aleyhinde de durmaktan kaçınmamış-tır. Bu sosyolojik gerçek, Kürtlerin baskı altında tutulması, haklarının verilmeyip asimile edil-mek istenmesinde temel argüman olmuştur. Kürtlere hükmeden güçler, oryantalist bir yakla-şımla Kürtlerin aşiret yapısına sürekli vurgu yapmış, onların devlet kurma, kendi kendini idare etme gibi bir becerilerinin olmadığını söyleyip Kürtleri bu haklarından mahrum bırak-mak istemişlerdir. Örneğin 20. yüzyılın başında Irak’ı işgal edip Kürtlerin tüm haklarını Irak yönetiminin inisiyatifine bırakan Britanyalılar, aşirete dayalı mizaçlarını vurgulayarak Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı taleplerini reddetmiştir. Kürtlerin Irak devletine entegrasyonunu haklı göstermek için, Milletler Cemiyeti Daimi Manda Yönetimleri Komisyonu’ndaki bir Britanya temsilcisi 1930’da Cemiyet’te yaptığı konuşmada: “Herkesin kabul ettiği gibi kendilerine has birçok vasfa sahip olsalar da, Irak Kürtleri başarılı bir öz-yönetim için elzem olan siyasal birlik özelliğinden tamamı ile yoksundurlar. Teşkilatları ve görünüşleri aslında aşirete dayalıdır. Yaşam tarzları ilkeldir, çoğu okuma yazma bilmemektedir, terbiye edilmemiş, otoriteye karşı öfkeli ve disiplin ya da sorumluluk duygusundan yoksundurlar...[28] diyerek Kürtlerin Irak hükümetine bağımlı yaşamalarını haklı temellere oturtmaya çalışmıştır.

Milli şuur eksikliği sadece aşiret liderlerinde olan bir durum değildir. Nitekim böyle bir şuursuzluk Kürt beylerinde de mevcuttur. Yavuz Selim’e gönderilen “ ariza”da Kürt bey-lerinin: “Zira Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında yaşamaktadırlar. Sadece Allah'ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uyma-mız mümkün değildir. Sünnetullah bizde böyle cârî olmuştur.”[29] şeklindeki sözleri, millet olma bilinçlerinin olmadığını yansıtması bakımından çarpıcıdır. Birbirlerine uymayan, boyun eğmeyen ve milli çıkarlar için bir araya gelmeyen bu beylerin, başka bir milletin ve hükümdarın boyunduruğuna girme konusunda tam mutabık olması düşündürücüdür.

Millet olma ve devlet kurma şuurundan yoksun olan bu beylere kendi döneminde de tanık olan Ehmedê Xanî, onların başkalarına boyun eğip kendi devletlerini kurmamalarını bir utanç olarak görür. Bu utancı taşımış olan beylere, kaleme aldığı eserleri sunmayı uygun görmez ve eserini her ne kadar beylerin gayretsizliği ve şuursuzluğu yüzünden esaret altında yaşasalar da bünyelerinde yüce değerleri taşıyan Kürt milletine armağan eder. Eserinin elli ikinci bölümünde, mecaz dilinin ve tasavvufi terminolojinin sınırlarını zorlayan Xanî, gerçek-lik sınırları içinde kalarak Mem’i konuşturur. Mîr’in huzuruna çağrılan Mem, başkasına esir olmuş bu beylerin huzuruna bile gitmek istemediğini, onların mirliklerinin eğreti olduğunu söyleyerek huzurlarına gitmeyi reddeder. Xanî, böylece başkasına esir olmuş Kürt beylerinin, kendi devletlerine sahip olmadıkça gerçek anlamda bir bey olamayacaklarını, ancak başka-larının esiri olacakları gerçeğini dile getirir:

52/74 Ez naçime hezreta tu mîran    Ben hiçbir beyin huzuruna da varmam

         Ez nabime bendeê esîran         Kendileri esir olan kişilere köle olmam 

52/75 Ev Mîr û wezîriya mezcazî       Şu mecazi mirlik ve şu mecazi vezirlik

          Ev şe’bede û xeyalibazî           Şu düzenbazlık ve hayal ürünü sihirlik 

Xanî, Kürt beylerini her ne kadar Hatem gibi cömert (bezlê Hatem), Rüstem gibi mücadeleci (rezmê Rostem), cesur (cuwamêrî), azimli (himmet), eli açık (sexawet), hükümran (mîrînî) ve sert (celadet) gibi özelliklerinden dolayı, övmüşse de onların birbirleriyle uyumsuz (bêtifaq), söz dinlemez ve bölünmüş (bê temerud u şiqaq)[30] olmalarından dolayı yermiştir. Xanî, bu bölünmüşlüğün kaynağını, Kürt hükümdarlarının “kimsenin minnetini taşımaya” izin vermeyen nitelikleri, onların başsızlığı (xîret), yüksek ihtirasları ve yiğitliklerine bağlamıştır. Ama bu durum, yani beylerin birbirine boyun eğmeyip diklenmelerine rağmen başkalarına boyun eğmeleri, Xanî için hoş görülebilecek bir durum değildir. Bu yüzden şair, Kürt beylerinin, milli şuura sahip olmayıp kendi devletlerini kurmak yerine Osmanlı ve İran’a bağımlı bir şekilde yaşamalarını “âr” (utanç verici) bulur. Kürtlere bu utancı yaşatan suçluları ararken aklına “namdar” olarak nitelediği Kürt beyleri ve şairleri gelir. Fakat bu meseleyi irdelediği aşağıdaki iki beytinde, bu işin birinci derecede sorumluları olarak “namdar” (ünlü) dediği Kürt beylerini ve Kürtlere şu veya bu şekilde hükmedenleri görmekte, şair ve fakir kesiminin bu noktada belirleyici bir gücü temsil etmediklerini vurgulamaktadır:[31]

5/21 Teb’iyetê wan egerçi ‘ar e       Gerçi o kavimlere bağımlı olmak ayıptır

        Ew ‘ari li xelqê namidar e        Ama bu, Kürt ilerigelenlerinin bir aybıdır 

5/22 Namûs e li hakim û mîran       Bu, Kürt hükümdar ve beylerinin aybıtır

       Tawan çi ye şa’ir û feqîran       Şair ve fakir kesimlerin ne güçleri vardır?

Yani Xanî’ye göre Kürtlerin devam eden esaretinden, “şairler ve yoksullar” (şair u feqîran) gibi sıradan insanlardan ziyade, Kürt beyleri (hâkim u emîran) sorumluydu; çünkü bu Kürt beyleri, bir Kürt padişahın sancağı altında birleşmeye istekli değillerdi. Sonuçta Kürtler “bir veliden yoksun” (bêxudan), “yetim” (yetîm) kaldılar; hâlbuki bir yetim ancak bir “veli” (xudan) tarafından korunduğunda olgunlaşabilirdi. “Eğer bizim de bir padişahımız olsaydı, eğer Allah onu bir taca değer bulsaydı, eğer ona bir taht tayin edilseydi, bizim de talihimiz tahakkuk edecekti”.[32] diyerek Xanî, devlet kurma şuurundan uzak olan beylerin, Kürt milletinin içine düştüğü trajedinin temel müsebbibi olmalarına dikkat çekmektedir. Kürtlerin bu iki devletten kurtulup tacı, tahtı olan bir Kürt hükümdarının liderliğinde kendi iktidarlarını kurmaları gerektiğini savunması Kürtlük aidiyeti tarihi açısından ilk ciddî fikirdir.[33]

Xanî, durup dururken kimsenin izin vermeyeceği bu iktidara kavuşmak için kılıca başvurmak gerektiğini savunacak kadar radikal söylemler geliştirmiştir.[34] Xanî, Kürtlerin kendi devletlerine sahip olması ve ülkelerini başka güçlerin hegemonyasından kurtarmaları için gerekirse zor kullanmalarını söyler ve bunu kendi çağının realitesine göre oldukça doğru ve normal bir eylem olarak karşılar. Mem’in serbest bırakılması için ricada bulunmak isteyen Tacdin’in karşısına Arif’i çıkaran Xanî, Mem’in kurtulması için savaştan başka çare olmadığını, ancak özgürlüğün savaşmak ve bu uğurda can vermekle mümkün olacağını Arif’in aracılığıyla söyler. Xanî’nin bu bölümde yaptığı tasvirler ve anlatışındaki coşku, onun Tacdin’in tarzını değil de Arif’in tarzını tasvip ettiğini, özgürlüğün ve devlet kurma yolunun savaşmaktan geçtiğini söyleyerek beylere devlet kurmanın yolunu gösterir. Şair, bu düşün-cesini eserin beşinci bölümünde açıkça dile getirmiş, dünyayı ve dünya iktidarı olan devleti bir geline benzetip onu elde etmek için erkekçe kılıca el atmak gerektiğini söylemiştir:

5/23 Herçî bire şîri destê hîmmet             Kimler uzatmış ise kılıca gayret ellerini

        Zebt kir ji xwe ra bi mêrî dewlet       Erkekçe elde etmişler kendi devletlerini 

5/24 Lewra ku cîhan wekî ‘erûs e             Çünkü bu dünya âdeta bir gelin gibidir

       Wê hukim di destê şîrê rûs e            Ona hükmetmek yalın kılıcın elindedir 

5/26 Pirsî min ji dinê ev bi hîkmet:          Dünyaya bilgece sordum: Başlığın nedir?

       Mehra te çi? Gote min ku:Hîmmet  Bana şöyle dedi: Benim başlığım gayrettir 

3.    Belkî Di Sefîl û Bêxudan in: Kürtlerin Sahipsiz Olmaları

Kürtlerin 20. yüzyılda yetiştirdiği önemli âlimlerinden Said-i Kürdî, Münazarat adlı eserinde Kürtleri “değerli, sahipsiz bir millet” olarak değerlendirir. Said-i Kürdî, bu değerlendirmede bulunurken hem Kürtlerin tarih sürecinde yaşadıkları trajedilerden hem de Osmanlı devletinin parçalanmasında büyük devletlerin Kürtlere sahip çıkmayarak onların kaderini başka milletlerin eline bırakıp büyük acılar yaşamalarından yola çıkmıştır. Xanî, Said-i Kürdî’nin bu tespitini yaklaşık üç yüz yıl önce yaparak Kürtlerin içinde bulundukları şartları Kürtlerin sahipsiz olmaları penceresinden de değerlendirmiştir. Xanî, Kürtlerin cahil oldukları tezlerini çürütmek ve kendilerine hükmeden kavimlerin onları bu şekilde itham etmemeleri amacıyla Mem u Zîn adlı eserini kaleme almıştır. Bu söyleme karşı çıkan Xanî, Kürtlerin yönetici halklardan (Arap, Fars, Türklerden) aşağı olduğu iddiasını: Kürtlerin “eğitilmemiş, kökenden ve esastan yoksun”, “yüksek gayelerine inanmamış” oldukları; ne talip ve matlub ne aşık ne de maşuk” oldukları iddiasını sorgulamıştır.[35] Xanî, Kürtlerin “kemalden yoksun” olmadıklarını, bundan ziyade “yetim ve şansız” olduklarını; “tamamen cahil ve bilgisiz değil, ancak kederli ve bir koruyucudan yoksun” olduklarını söylemiştir:

6/6  Da xelqi nebêjitin ku “Ekrad                Bunu yaptı ki eloğlu demesin “zaten Kürtler

       Bê me’rîfet in, bi esl û bunyad            Köken ve yapıları itibariyle kültürsüzdürler 

6/7  Enwa’ê milel xwudankitêb in              Türlü türlü milletler kitap sahibi olmuşlar

       Kurmanci tenê di bêhesêb in”            Yalnız Kürtler bu konuda paysız kalmışlar” 

6/8  Hem ehlê nezer nebên ku Kurmanc   Hem kendileri ilim irfan sahibi olan kişiler

       Işqê nekirin ji bo xwe amanc               Demesin “Kürtler aşkı amaç edinmemişler 

6/9  Têkda ne di talib in ne metlûb             Onlar tamamıyla ne âşık ne de maşukturlar

       Vêkra ne muhibb in ew ne mehbûb   Birbirlerine karşı ne seven ne sevilen olurlar 

6/10 Bêbehre ne ew ji ışiqbazî"                 Aşkı istemekten yana Kürtlerin payı yoktur

        Farix ji heqîqî û mecazî                      Kalpleri hakikî ve mecazî aşktan da boştur" 

6/11Kurmanc ne pir di bêkemal in           Aslında Kürtler o kadar değersiz değildir.

       Emma di yetîm u bêmecal in             Amma ne yapmalı ki yetim ve desteksizdir. 

6/12 Fîl cumle ne cahîl u nezan in            Cümleten cahil ve bilgisiz kimseler değiller.

        Belkî di sefîl û bêxudan in                 Belki hem sefildirler hem de sahipsizler

Dünya tarihinde bir yere sahip olmak ve tanınmak için diğer milletlerle mutlak olarak eşit ve belli bir statüye sahip olmak gerekmektedir. Xanî’nin döneminde Kürtlerin diğer milletlerle eşit olması söz konusu değildir. Bu durumun farkında olan Xanî, Kürt beylerini ve Kürt dilini göklere çıkarmasına rağmen, Kürtler için yetim bir halk teşhisini yapmaktadır. Xanî’ye göre Kürtler, Osmanlı ve İran hâkimiyeti ile bu güçlerin Kürt coğrafyasını bölmesi nedeniyle “savunmasız kalmış (bêpenah), boyunduruk altına alınmış, yoksun bırakılmış, yenilgiye uğratılıp esaret altına alınmış, acı bir sona mahkûm edilmiş, tamamen muhtaç bir duruma düşmüş ve kendi kanlarına bulanmışlardır. Sadece bir padişah bu durumu tersine çevirebilirdi.[36] Xanî’ye göre bir Kürt padişahı tacını elde etmiş olması durumunda Kürtler de hüküm süren olabilirdi. Padişah, bu yetimlere göz kulak olur ve onları bu devletlerin elinden kurtarırdı; o zaman bu Türkler ve Farslar Kürtleri yenilgiye uğratmamış olurdu, Kürtler baykuşun pençesindeki harabelere dönmüş olmazdı. Bir padişah, “kalemimizin” (qelem) ve “hünerimizin” (huner) hakiki olduğunu kanıtlayacaktır; “acımıza derman olacak” ve bilgimizi (‘ilm) ileriye götürecektir”[37] diyerek Kürtlerin bir padişahtan yoksun kalmalarının yaratmış olduğu sahipsizliği ve çaresizliği irdelemektedir:

5/8 Rabit ji me jî cîhanpenahek             Mümkün mü bizden bir hükümdar kalksa?

        Peyda bibitin me padîşahek          Bizim içimizden bir padişah ortaya çıksa? 

5/17 Xemxwarî dikir li me yetîman       Arkası olurdu biz öksüzlerin

        Tînane derê ji destê le‘îman          Kurtarırdı bedhah elden bizleri. 

5/18 Xalib nedibû li ser me ev Rûm     Galip olamazdı bize karşı Rum,

       Nedibûne xirabeyê di dest bûm    Baykuş yuvasına dönmezdi yurdum.

 5/19 Mehkûmi ‘eleyhî û se‘alîk            Olmazdık başkasının yönettiği miskinler.

        Mexlûb û muti‘ê Tirk û Tacîk        Türk ve Acem’e yenilip emrine girenler

4. Emma di Yetîm u Bêmecal in: Kürtlerin Zayıf Olmaları

Moğol istilası ile Akkoyunlu ve Safevi devletlerinin Doğu Anadolu’ya yönelik mer-kezîleştirme politikaları sonucunda, bölgedeki emirlikler büyük ölçüde gücünü yitirmiş; bu yüzden Doğu Anadolu’da uzun bir süre siyasi istikrarsızlık ve otorite boşluğu ortaya çıkmıştı. O yüzden, bu dönemde hiçbir Kürt emirliği bir Kürt devleti kurabilecek siyasal güce erişememişti.[38]

Çaldıran Savaşı’ndan hemen sonra Yavuz Sultan Selim’e bir ariza yazan Kürt beyleri: “...Hepimizin arzusu şudur ki; bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım edersiniz. Bizim beldelerimiz Kızılbaş diyarına yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. Nice yıllar bu mülhitler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır. Sadece İslam Sultanına muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o zalimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametiniz-den bekliyoruz. Sizin inayetiniz olmasa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı çıkamayız.”[39] diyerek içinde bulundukları durumu ve komşu krallıklarla mücadele edeme-yecekleri kadar zayıf olduklarını izah etmiş, Yavuz Sultan Selim’den yardım istemişler.   

Xanî, Kürtlerin devletleşememe olgusunu ele alırken Kürt beylerinin yaklaşık yüz elli yıl önce dile getirdiği askerî, siyasi ve ekonomik olarak zayıf olma gerçeğine dikkat çeker. Bu yüzden Kürtlerin devletleşememelerini, güçlü bir yapı meydana çıkaramamalarını onların zayıf olmalarına bağlar: 

6/11 Kurmanc ne pir di bêkemal in    Aslında Kürtler o kadar değersiz değildir.

       Emma di yetîm u bêmecal in      Amma ne yapmalı ki yetim ve desteksizdir.

Xanî, bu zayıflığın bertaraf edilmesini Kürtlerin kendi aralarındaki tüm husumeti bir tarafa bırakıp ulusal bir devlet için el ele vermelerine bağlar. Ancak bu gerçekleşirse Kürtler de diğer hâkim olan milletler gibi tacı ve tahtı olan bir padişaha sahip olarak değer bulur, dilleri ve edebiyatları gelişir. Aksi takdirde Kürtler, iki güç arasında ezilmeye mahkûm olacaklarını söyleyerek Kürt beylerinin tek başlarına bir devlet kuracak kadar güçlü olamadığı ve çevrelerini saran devletlerle mücadele edemeyeceği gerçeğine dikkat çeker. Gerek şairin döneminde ve gerek sonraki dönemlerde Kürt beyleri, kendilerine hükmeden devletlerle mücadele edecek güce sahip olmadıkları için zamanla güç kaybetmiş ve bu devletler tarafından varlıklarına son verilmiştir.

5. Kurmanc Dibin bi Xwûnê Mulettex: Kürt Coğrafyasının Savaş Alanı Olması

Xanî’ye göre Kürtlerin devlet kuramamalarının başka bir sebebi de Kürt coğrafyasının büyük devletlerin hâkimiyet mücadelesinin alanı olması ve buna bağlı olarak da bu güçlerin savaş alanına dönmesidir. II. Beyazid döneminde başlayıp Selim zamanında 1514 Çaldıran’la çatışmaya dönen ve Xanî döneminde de devam eden olayların başında Osmanlı-İran savaşları gelmektedir. Kürtler ve toprakları bu iki rakip güç arasında şiddetli bir mücadele ve çatışma alanı haline gelmiş ve en büyük zararı da Kürtler ve toprakları görmüştür. Kürtler, bu savaş-lardan dolayı mağdur olmuş, toprakları bu iki devletin askerleri tarafından harap edilmiştir. Yaşanan savaşlarda bir kısmı Osmanlıların, bir kısmı da İranlıların yanında yer alan Kürt beyleri, toprakların el değiştirmesiyle cezalandırılmış ya da birbirlerine muhalif olmuştur. Böylece Kürtler, Osmanlı ve İran İmparatorlukları uğruna birbirlerinin kanını dökmekten de çekinmemiş, yapılan savaşlarda birbirlerine kırdırılmıştır. Bunun sonucu olarak da Kürtler hem kendi aralarında birlik oluşturamayıp birbirleri ile mücadele etmiş hem de bu iki güç sürekli Kürt coğrafyasını işgal ederek burada Kürtlerin kalıcı bir hâkimiyet kurmalarını engellemiştir. Üstelik 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla Kürt coğrafyasının resmen ikiye bölünmesi, Kürtlerin yaşadıkları topraklara hâkim olmasını tamamen zorlaştırmıştır. Buna dikkat çeken Xanî, Osmanlı-İran arasında yaşanan savaşlarda en büyük zararı Kürtlerin çektiğini, sonunda Kürt coğrafyasının büyük güçler tarafından “berzah” gibi bölündüğünü söylemektedir:

5/36 Ev qulzumê Rom û behrê                 Tacîk   Kızıldenizi andıran şu Rom ve Acemler

        Gava ku dikin xurûc û tehrîk             Ne zaman ortaya çıkıp hareket etseler 

:5/37Kurmanc dibin bi xwûnê mulettex   Kürtler her seferinde kana bulanıyorlar

        Wan jêk ve dikin mîsalê berzex        Berzah misali birbirlerinden ayırıyorlar 

Kürt toprakların sürekli iki imparatorluk arasında el değiştirmesi ve savaş alanına dön-mesi sadece Osmanlı-Safevi çekişmesiyle sınırlı değildir. Xanî her ne kadar burada bu iki devletin çekişmesini anlatmışsa da aslında tarihsel bir olguya parmak basmıştır. Çünkü Kürt coğrafyasının jeopolitik konumundan dolayı tarih boyunca Hitit, Asur, Pers, Makedon, Roma, Bizans, Sasani, İslam, Selçuklu, Moğol, Timur, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi, Osmanlı gibi büyük devletlerin çekişme ve savaş alanı olmuştur. Kürt coğrafyasını istila eden bu devletler, bu coğrafyada büyük yıkımlara sebep olmuş, bölgenin siyasi ve ekonomik yapısını çökerterek yerli halk olan Kürtlerin zayıflamasına neden olmuştur. Bunun sonucunda Kürtler, bölgede güçlü bir irade ortaya koyamamış, kaderlerini bölgeye hâkim olan devletlerin eline bırakmıştır. Yavuz Selim, her ne kadar Kürtlerin statüsünü kabul edip hiçbir Osmanlı padişa-hının buna müdahale etmeyeceğini söylemişse de daha Kanunî döneminde anlaşma rafa kal-dırılarak Bitlis Kürt Emirliği ortadan kaldırılmıştır. Bir taraftan Osmanlıların bölgeye tam olarak hükmetmek için giriştikleri mücadele, bir taraftan da 18. yüzyılın ortalarına kadar devam eden Osmanlı-İran savaşları, Kürt beylerinin bölgedeki hâkimiyetlerini oldukça zayıflatmış ve bölge her yönden geri kalmıştır. Abdülmecit döneminde zayıflayan Kürt beylerini ortadan kaldırmaya yönelik geniş çaplı operasyonların sonunda bölgedeki tüm Kürt mirlikleri ortadan kaldırılarak bölge valiler tarafından yönetilmiştir. Bu operasyonlar sonunda Kürt coğrafyası büyük yıkım yaşamıştır.

6. Her Taîfe Seddek in Sedîd in:   Kürt Coğrafyasını Tampon Bölgeye Dönüşmesi

Osmanlı İmparatorluğunun doğu sınırlarını oluşturan Ermenistan ve Kürdistan, aynı zamanda Safevi devleti ile mevcut sınırı da oluşturmaktaydı. Doğu sınırlarını güvence altına almak isteyen Osmanlının, Kürt mirliklerinin desteğini almaktan başka çaresi yoktu. Bunu sağlamak için yerel Kürt iktidar çevreleriyle uzlaşarak onları himayesine almak ve tampon bir bölge oluşturarak doğu sınırını güvenceye alması gerekiyordu.[40] Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail’le giriştiği mücadelede zafer kazanmanın tek yolunun, Kürt mirleriyle ciddi bir ittifak oluşturmaktan geçtiğini biliyordu. Sultan Selim bu işle ilgili olarak İdris-i Bitlisi’yi görevlen-dirdi. Çaldıran Savaşı arifesinde başlatılan diplomatik faaliyetler sonucu Kürt mirliklerinin önemli bir bölümü Osmanlı sancağı altında bir araya geldi. Kürtlerin Osmanlıya katılmasıyla Çıldıran Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasını sağladı. Bu savaş sonrası Kürt coğrafyası iki önemli nüfus alanına bölünmüş oldu. Bunlardan birincisi, halen bölgenin önemli bir bölümünü denetiminde tutan Şah İsmail’e bağlılığını sürdürürken, ikinci gurup aynı mezhep inancına sahip olup bölgede kalıcı olacağı anlaşılan Osmanlı’dan yana bağlılık ifade etmeye başladı. Savaş sonrası oluşan bu durum, Kürt coğrafyasını ikiye bölmekle kalmamış aynı zamanda Kürtleri birbirine düşürerek iki devlet için birbirinin kanını dökmelerine neden olmuştur.

Osmanlılar, Kürt coğrafyasını organik olarak kendilerine bağlamalarının olanak-sızlığını gördükleri andan itibaren, Kürtlerin feodal düzenlerini tanıyıp onları İran'a karşı kullanmak ve iki ülke arasında bir set oluşturmak istemiştir.[41] Sultan Selim, Kürt beyleriyle İran’a karşı yürüttüğü savaştan sonra yaptığı anlaşma gereğince Kürtler, İranlıların Kürt coğrafyasını geçmelerine izin vermeyecek, Osmanlılar açısından İran'a karşı burada bir tampon bölge işlevi görecekler, buna karşı, gerektiğinde Osmanlılar Kürtlere askeri yardımda bulunacaklardır.Yapılan bu anlaşmanın üzerinden yüz yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra eserler kaleme alan Xanî, bu anlaşma sonunda Kürtlerin nasıl iki ülkenin orduları arasında sıkıştığını fark etmiştir. Şaire göre her bir Kürt aşireti sınırlarda birer settir. Osmanlı-İran savaşlarında tarafların birbirlerine ulaşması için bu setleri kullanmaları gerekirdi. Bu yüzden de her iki devlet kendine bağlı bir tampon Kürt gücünü oluşturup gerektiğinde bunları öbür devlet ve güce karşı kullanırken zarar görenler hep Kürtler olmuştur. Şair, Kürtlerin içinde bulunduğu kötü şartların, kaosun ve trajedinin hikmetini anlamaya çalışırken bir an için Kürtlerin yaşadıkları bölgelerin stratejik ve jeopolitik konumlarını düşünmektedir. Osmanlıların ve İranlıların Kürtleri kuşattıklarına vurgu yapan Xanî, Kürtlerin dört bir yana dağıldıkları gerçeğini gözler önüne sermiş, ikili cephe olarak Osmanlı ve İran tarafının Kürtleri ölümcül oklarına hedef olduğunu sçylemiş ve başta Osmanlı-İran sınırlarının tespiti olmak üzere sınırlar çizilip değiştirilirken Kürtlerin bunda hep kilit rol oynadıklarına şu üç beytiyle dikkat çekmektedir[42]:

5/33 Ev Rom û ‘Ecem bi wan hesar in      Romlar ve Araplar Kürtleri kuşatmışlar

        Kurmanci hemî li çar kenar in           Kürtlerin tümü dört parçaya ayrılmışlar

 5/34 Herdu terefan qebîlê Kurmanc         Bu iki cephe Kürtlerin karşısına geçmiş

        Bo tîrê qeda kirîne armanc                Onları imha etme oklarına hedef etmiş

 5/35 Goya ku li ser heddan kilîd in           Kürtler sınırların üzerinde sanki kilittir

       Her taîfe seddek in sedîd in                Kürt Aşiretleri orada sağlam birer settir 

Xanî’nin yaşadığı yüzyıl İran ve Osmanlı arasında Kürt coğrafyası hâkimiyeti konusunda çok yoğun savaşların yaşadığı yüzyıldır. İki ülke, bu topraklara sahip olmak ve sınırlarını güvenceye almak için Kürtleri set olarak kullanmış, tüm savaşlar Kürt coğrafyasında vuku bulduğu için Kürtler büyük yıkımlara maruz kalmıştır. Süren bu savaşlar, Kürt beylerinin sürekli kan kaybetmelerine ve siyasi, askeri ve ekonomik olarak çökmelerine neden olmuştur. Bir de iki ülke sınırları içinde yer alan Kürt beylikleri ve aşiretlerinin birbirleriyle çatıştırılması ve kardeş kanı dökmeleri birlik oluşturmalarını da engellemiştir. Kasr-ı Şirin anlaşma ile Osmanlılar ile İran arasında sürekli savaşlara neden olan Kürt coğrafyasının paylaşılması tamamlanmıştı. Anlaşma bir yönüyle, coğrafi ve siyasi açıdan uygun özellikler taşıyan Kürt coğrafyasının iki ülke arasında tampon bölge olarak kullanılması anlamına gelirken diğer yönüyle Kürtlerin kendi devletlerine sahip olmak için artık iki güçle mücadele etmeleri anlamına geleceğinden Kürtlerin devletleşmesi neredeyse imkânsız hale gelmiştir.  

Sonuç:

Gönlünden geçenleri anlatmak için Mem u Zîn adlı mesneviyi kaleme alan Xanî, Kürt edebiyatının en büyük şairi olmakla beraber gerek çağdaşı olan ve gerekse daha sonra yetişen Kürt şairlerden farklı olarak makam ve mevki peşine düşmemiş, Kürt toplumunun içinde bulunduğu siyasal ve sosyal sorunlara kafa yorarak bu sorunlara çözüm yolları aramıştır. Kürt mirliklerinin sahip olduğu siyasi ayrıcalığın iki ülkenin politikaları yüzünden aşınmasına ve bu aşınmaya bağlı olarak bölgede yaşanan savaşlara, isyanlara, sefalete ve kıyımlara şahit olan Xanî, bu sorunları aşmanın tek çaresini Kürtlerin ulusal bir devlet kurmasında bulmuştur. Bu amaçla Kürtlerin devletleşmeleri önündeki engelleri sayarak bir nevi kendi aralarındaki bu sorunları hallederek bir devlet kurmalarını istemiştir. Xanî, Kürtlerin ulusal bir devlet kurmaları halinde diğer milletlerle aynı seviyeye geleceklerini, insan gibi yaşama koşullarına sahip olacağını söyleyerek ulusal bir devletin kurulması için Kürtleri teşvik etmiştir.  

Kaynakça

Akgündüz, Ahmet, Şark Meselesinin Tarihi Esasları, //www.osmanli.org.tr/belgelerger                                      ----------------------Yavuz Sultan Selim ve Kürtler, //www.osmanli.org.tr/yazi-1-139.html.

Bozarslan, Mehmet Emin, Memo u Zîn, Gün Yayınları, İstanbul 1968.

Delal, Yavuz, Bir İslam Alimi Olarak E. Xanî ve Kürdi Muradının Kur’anî Dayanakları,

Diwan Yayınları, İstanbul 2011.

Doğan, Cabir, XVI. Yüzyıl Osmanlı İdari Yapısı Altında Kürt Emirlikleri ve Statüleri, SDÜ

Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi  Mayıs 2011, Sayı:23.

Dost, Jan, Mem u Zîn, Avesta Yayınları, İstanbul 2010.

Ekinci, Tarık Z., Kürt Siyasal Hareketinin Sınıfsal Kökenleri, //www.gelawej.net/pdf

Hakan, Sinan, Müks Kürt Mirlikleri Tarihi ve Han Mahmud, Pêrî Yayınları, İstanbul 2002.

Hassanpour, Amir, Şerefname: Devletleşme, Mülkiyet ve Egemenlik (Ç.Onur Günay-V.

Fırat Bozçalı), Yazınca (çeviri, araştırma ve edebiyat dergisi)  Boğaziçi Ü.

Edebiyat Kulübü, Bahar, 2007 sayı: 8.

Heper, Metin, “Mesafeli Bir İlişki”, Devlet ve Kürtler, Egmont Yayıncılık, İstanbul 2008.

Karabey, Turgut, Ahmed-i Hâni (1651-1707) Hayâtı, Eserleri ve Mem o Zîn Mesnevisi,

                             A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 30 Erzurum 2006.

Kurdo, Kanatê, Tarixa Edebiyata Kurdî, Özge Yayınları,  Ankara 1985.

Kutchera, Chris, Kürt Ulusal Hareketi, Avesta Yayınları, İstanbul 2001.

Resul, İzeddin Mustafa, Bir Şair ve Düşünür Olarak Ehmedê Xanî ve Mem u Zîn, Avesta

                                     Yayınları, İstanbul 2007.

Şakelî, Ferhâd, Mem u Zîn’de Kürt Milliyetçiliği, Doz Yayınları, İstanbul 1996.

Ünal, Mehmet Ali, “Diyarbekir’de Osmanlı Hâkimiyetinin ve Diyarbekir Beyliği’nin Kurul-

                                ması”, I. Uluslararası Oğuzlar’dan Osmanlı’ya Diyarbakır Sempozyumu

                                Bildirileri, 20-22 Mayıs, Diyarbakır 2004.

Yıldırım, Kadri, Ehmedê Xanî Külliyatı (Nûbehara Bıçûkan), Avesta Yayınları, İst. 2008,

--------------------- Mem u Zîn, Avesta Yayınları, İstanbul 2010.

 

 

[1] Mehmet Emin Bozarslan, Mem u Zîn, Gün Yayınları, İstanbul 1968, s. 12.

[2] Kadri Yıldırım Mem u Zîn, Avesta Yayınları, İstanbul 2011, s. 39.

[3] Yavuz Delal, Bir İslam Alimi Olarak Ehmedê Xânî ve Kürdi Muradının Kur’anî Dayanakları, Diwan Yayınları, İstanbul 2011, s. 177-178.

[4] Chris Kutchera, Kürt Ulusal Hareketi, Avesta Yayınları, İstanbul 2001, s. 16. 

[5] Bozarslan, s. 12.

[6] Turgut Karabey, Ahmed-i Hâni (1651-1707) Hayâtı, Eserleri ve Mem o Zîn Mesnevisi, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 30 Erzurum 2006, s. 58.

[7] Ferhâd Şakelî, Mem u Zîn’de Kürt Milliyetçiliği, Doz Yayınları, İstanbul 1996, s. 18.

[8] Kanadê Kurdo, Tarixa Edebiyata Kurdî, Özge Yayınları,  Ankara 1985, s.107.

[9] Kadri Yıldırım, Mem u Zîn, Avesta Yayınları, İstanbul 2010, s. 422.

[10] Jan Dost, Mem u Zîn, Avesta Yayınları, İstanbul 2010, s. 22.

[11] İzeddin Mustafa Resul, Bir Şair ve Düşünür Olarak Ehmedê Xânî ve Mem u Zîn, Avesta Yayınları, İstanbul 2007, s.42.

[12] Resul, s. 42.

[13] Kadri Yıldırım, Ehmedê Xânî Külliyatı (Nûbehara Biçûkan), Avesta Yayınları, İstanbul 2008,

[14] Dost, s. 18. 

[15] Cabir Doğan, XVI. Yüzyıl Osmanlı İdari Yapısı Altında Kürt Emirlikleri ve Statüleri, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi  Mayıs 2011, Sayı:23, s. 32.

[16]  Mehmet Ali Ünal, “Diyarbekir’de Osmanlı Hâkimiyetinin ve Diyarbekir Beyliği’nin Kurulması”, I. Uluslar arası Oğuzlar’dan Osmanlı’ya Diyarbakır Sempozyumu Bildirileri, 20-22 Mayıs, Diyarbakır 2004, s. 517.

[17] Doğan, s. 35.

[18] Doğan, s. 45

[19] Yıldırım, Mem u Zîn, s. 20.

[20] Doğan, s.45.

[21] Amir Hassanpour, Şerefname: Devletleşme, Mülkiyet ve Egemenlik (Ç.Onur Günay-V. Fırat Bozçalı), Yazınca (çeviri, araştırma ve edebiyat dergisi)  Boğaziçi Ü. Edebiyat Kulübü, Bahar, 2007 sayı: 8, s. 10.

[22] Şakeli, s. 66.

[23] Şakelî, s. 66-67.

[24]  Delal, s. 153.

[25] Yıldırım, age. s. 121.

[26] Ahmet Akgündüz, Şark Meselesinin Tarihi Esasları, //www.osmanli.org.tr/belgelergerceklerikonusuyor-2-74.html

[27] Tarık Ziya Ekinci, Kürt Siyasal Hareketinin Sınıfsal Kökenleri, //www.gelawej.net/pdf/KURT-SIYASAL-HAREKETININ-SINIFSAL-KOKENLERI-Tarik-Ziya-EKINCI.pdf

[28] Hassanpour, s. 1-2.

[29] Ahmet Akgündüz, Yavuz Sultan Selim ve Kürtler, //www.osmanli.org.tr/yazi-1-139.html.

[30] Hassanpour, s.12.

[31] Yıldırım, age. s.119.

[32] Hassanpur, s.7.

[33] Yıldırım, age. s. 115.

[34] Yıldırım, age. s. 119.

[35] Hassanpour,  s. 6.

[36] Hassanpour, s.7-8.

[37] Hassanpour, s.8.

[38] Cabir Doğan, XVI. Yüzyıl Osmanlı İdari Yapısı Altında Kürt Emirlikleri ve Statüleri, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi  Mayıs 2011, Sayı:23, s. 32.

[39] Akgündüz, Yavuz Sultan Selim ve Kürtler, //www.osmanli.org.tr/yazi-1-139.html

[40] Metin Heper, “Mesafeli Bir İlişki”, Devlet ve Kürtler, Doğan Egmont Yayıncılık, İstanbul 2008, s. 71.

[41] Sinan Hakan, Müks Kürt Mirlikleri Tarihi ve Han Mahmud, Pêrî Yayınları, İstanbul 2002, s. 20.

[42] Yıldırım, age. s. 120.

Güncelleme Tarihi: 01 Nisan 2013, 10:32
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140