banner259

Düzenin öfkesi...

Ali Bayramoğlu

Düzenin öfkesi...
 Terör eylemleri, özellikle savunmasız sivillere yönelen, gündelik hayatı savaş meydanı haline çeviren eylemler pek çok açıdan ciddi sonuçlar üretiyor.

Özgürlük alanı meselesi bunlardan birisi...
11 Eylül 2001 sonrası güvenlikçi dalganın özgürlük alanı ne denli daralttığını yaşadık, kalıcı etkilerini hala soluyoruz.
Bu tür eylemler açık topluma yönelince, o toplumun içine kapanmasına yol açıyor, “kuşkucu ve güvenlikçi” bir ruh halinin filizlenmesine zemin hazırlıyor.

Bugün Fransa'da bu çerçevede iki dizi büyük çelişki yaşanıyor.
İlki şu: Özgürlük ve güvenlik arasında birincisinin şemsiyesi altında ilişki kuran bir toplum, terörün gündelik hayata sızmasıyla şemsiyeyi hızla terse çeviriyor. Özgürlüğün korunması için güvenliği öne alıyor, bunun için özgürlüklerin kısıtlanmasını benimsiyor. Bu, elbet şaşırtıcı değil, yaşanan felaket, karşı karşıya kalınan travma karşısında kaçınılmaz bir durum.
Ancak fazlası da var.

Söz konusu olan sadece benimseme değil, aynı zamanda bir talep. Ve talep sıkça özgürlük fikrinin araçsallaşması, çifte standartlı hale gelmesi üzerinden oluşuyor.

Önemli bir felsefeci Judith Butler, saldırı sonrası bulunduğu Paris'ten kimi gözlemlerini aktarırken bu konuda şunları söylüyor:
“Televizyonda farklı Müslüman topluluklar ve politik görüşler arasında ayrım yapmaya çalışan yorumcular 'ayrıntılara' takılmakla suçlanıyorlar. Görünen o ki, bozguna uğratılması için düşman kapsamlı ve tekil olmak zorunda. Kamusal söylemdeki Müslüman, cihatçı ve IŞİD arasındaki farkı ayırt etmek ise zorlaşmakta…”

İkinci çelişki devlete, siyasete ilişkin.
Fransa gibi özgürlük ve açık toplum fikrini merkez alan bir siyasi gelenek, terör eyleminin sınırladığı özgürlüğü korumak için özgürlükleri sınırlayan bir düzene evrilme sinyalleri veriyor.

Fransa Başbakanı Manuel Valls dün yaptığı bir açıklamada “güvenlik özgürlüklerin en önde gelenidir” diyordu. Elbet doğru bir tespit bu. Yaşam hakkından tutun varoluşun çeşitli alanlarına kadar uzanan özgürlükleri kuşatıyor.
Ancak, bu özgürlük nasıl sağlanır, sorusu da bundan daha az önemli değil.

Malum, Fransa'da olağanüstü hal ilan edildi. Fransa'da sadece üç kere uygulanmış: İlki 1958'de Cezayir olaylarında, ikincisi 1961'de Cezayir'e bağlı olarak generallerin darbe girişiminde ve son olarak sadece bazı illerde 2005 banliyö ayaklanmalarında. 2005'de olağanüstü hal ilan edildiği zaman 100'e yakın profesörün, basının bu rejime büyük tepki gösterdiğini unutmamak gerek. Mayıs 1968'de hükümetin gidip geldiği öğrenci olaylarında bile ilan edilmemiş bir rejimden söz ediyoruz. Bu rejimin dayandığı 1955 yasası, valilere ülkeyi polislerle yönetme yetkisi veren, birçok temel hak ve özgürlüğü (ev baskınları, takdirle yapılan aramalar, gözaltı süreleri, tedbir gözaltıları, toplanma özgürlüğü, basın özgürlüğü vs) askıya alan yetkiler veriyor.

Bunun içindir ki, bu rejim hükümet tarafından ancak 12 gün için ilan edilebiliyor. Daha sonrası yasamanın devreye girmesi ve yasa çıkarması gerekiyor.

Şimdi Fransız hükümeti bu hükmü değiştirme arayışında. Dün Fransız parlamentosunda 12 günlük hükümet yetkisinin 90 güne çıkarılması görüşülüyordu.

Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'ın bu koşullar içinde bir siyasetçi, sivil yönetici gibi bir ordu komutanı gibi davrandığına dair tespitler, eleştiriler de bu durumun bir parçası...

Ancak gelin görün ki, yapılan son bir ankette Fransızların yüzde 73'ü saldırı sonrası Hollande'ın tutumunu “olması gerektiği” şeklinde buluyor ve onu destekliyorlar.

11 Eylül benzeri güvenlikçi bir etki, bunun dalga dalga başka ülkelere yayılması endişe vericidir.

IŞİD gibi yapılarla mücadele için Ortadoğu'da askeri ittifaktan dini alan tartışmalarına, entegrasyon sorununun çözümüne tüm meseleler masada olmalıdır.
Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2015, 10:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner140

banner255

banner141