bayan escort bursa escort escort gaziantep istanbul escort escort izmir escort izmir izmir escort istanbul escort denizli escort escort bayan

banner259

DUA NEDİR? VE NASIL DUA EDİLMELİDİR

Ömer YILDIZ

DUA NEDİR? VE NASIL DUA EDİLMELİDİR
 Kulun Rabbi’ne karşı olan acziyetinin ve ihtiyacının bir ifadesi olan dua, maalesef bir takım Kur’an dışı şartlara bağlanarak Tevhid merkezli bir eylemden, şirk merkezli bir eyleme dönüştürülmüştür… Sünnetullah olarak bildiğimiz yasalara uymadan yapılacak dualar karşılığını bulmayacaktır. 
Dua: Şah damarımızdan daha yakın olan Rabbimiz ile iletişimin en kestirme ve en özel yoludur. (50/Kaf: 16) “Deki: Duanız olmasaydı, rabbiniz size değer verir miydi?” (25/ Furkan: 77)  ayetin de Allah kullarına verdiği değerin dua ile olduğuna vurgu yapmaktadır. Bunun içindir ki; “dua, insanın Allah karşısındaki esas duruşudur” dersek yerinde bir tespit yapmış oluruz. Bu bağlamda yukarıdaki ayet, duanın insanın varlık sebebi olduğunu da söylüyor. Bu nedenle dua ibadetin iliğidir. Dua etmek bizatihi kabul olmuş bir duadır. Bu yüzden duanın kabul edilip edilmediği değil, dua edilmiş olması önemlidir. Zira dua eden kalp Allah ile diyalog halindedir.” [1] Duanın ne olduğu kadar nasıl dua edileceği de önemlidir. Bunun için klasik din kitabları ve dua kitablarındaki “dua adabı” başlığı altında akla ziyan şartların ve protokol esaslarının aksine, nasıl dua edeceğimize dair Kur’an’da bize bir takım usul ve adap öğretilmiştir. Bu çalışmamızda Kur’an perpektifinden hareketle nasıl dua edilmelidir ve dua ederken nelere dikkat etmemiz gerekir hususunu anlatmaya çalışacağız.  
Nasıl dua edilmelidir
1.Dua bir ibadettir ve ibadetin zirvesidir. Bu nedenle Allah’la kurulan iletişimde putlar/aracılar sayesinde duaların kabul olacağı vehmine kapılarak, yardım talep edilen bilumum şefaatçiler aradan çıkartılmalıdır. Yüce Allah ile iletişimi dolaylı değil direk kurmalıyız. Namazlarımızda her gün en az 17 defa tekrarladığımız “yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz.” (1/Fatiha: 4) Ayetinde ifade edildiği gibi  isteğimizi Rabbimize aracısız ve doğrudan ulaştırmalıyız. “İnsana şah damarından daha yakın olan Allah” (50/Kaf: 16) ile aramıza aracılar koyarak şah damarımızı kopartmamalıyız. “Üç kişinin dördüncüsü olan  Allah” (58/Mücadele: 7) bizi her şart ve halde duyar ve isteğimize icabet eder. Bunun için torpile ve şefeatcıların/putların aracılığına ihtiyacımız yoktur. Unutmayalım ki; iletişimde Allah ile aramıza aracılar/putlar koymak tevhidin tam zıddı olan şirktir.
Dua ederken korku ile ümit (havf ve rec’a) halinde ve psikolojisinde olmalıyız.Bu hali Kur’an’ı Kerim; “Rabbinize alçak gönüllü ve ümit ile dua edin” (7/Araf: 56) şeklinde formüle etmiştir. Rabbimize umutlu olarak dua etmeliyiz. Tek başına korku insanı ümitsizliğe, tek başına ümit ise insanı büyüklenmeye/firavunluğa sevk eder. Bu nedenle dua ederken her iki durumu birlikte yaşamalıyız.
Dua ederken bağırıp çağırarak haddi aşmamalıyız.“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki o haddi aşanları sevmez.” (7/Araf: 55) ayetinde altı çizildiği gibi, dua ederken acizliğimizi bilerek, Allah karşısında küçülerek ve boynu bükük bir halde dua etmeliyiz. Bağırıp çağırarak, saç baş yolarak dua etmemeliyiz. Allah, “Kullarım beni sana soracak olurlarsa, iyi bilsinler ki ben onlara çok yakınım” (2/Bakara: 186) diyen Allah bize bu kadar yakın iken, sanki sağıra duyuracakmış gibi bağırmanın gereği yoktur. Hele hele salya sümük ağlayarak riyakarlık yapmanın hiç alemi yoktur. Ayrıca insanın isteğini bu şekilde dile getirmesi mütevazılığine de helal getirir, riyakârlığa sürükler. Unutmayalım ki riyakârlık gizli şirktir.
Dualarımız kısa ve öz olmalı.Pazar listesi gibi uzun olmamalı. Öğrenciye ders anlatır gibi ayrıntı içermemeli. Sözlü dua esasen bir ruh işidir. Kişisel bir iletişim olduğu için insan içinden geldiği gibi ve samimi bir eda ile dua etmelidir. Kişi başkalarının yazdığı uzun ve soğuk metinler yerine, kendi hissiyatını muhtevi ifadelerle yakarmalıdır. Başkalarının yazdığı ve çoğu zaman anlamını da bilmediği hazır ve resmi metinleri okumak insanın ruhunu karartır. Bu nedenle insan Rabbi ile kendi diliyle, içinden geldiği gibi konuşmalıdır. Hayrettin Karaman hocanın ifadesiyle; “her derde deva hazır ve samimiyetten uzak soğuk ve anlamını bilmediği metinler okumak ve duayı ezberden okuyan bir profesyonele yaptırıp âmin demek yerine, müminin Rabbine yönelerek gönlünden geldiğince ve kendi dilinde dua etmek tercih edilmelidir.”
Duanın kabulünde acelecilik edilmemeli. Dua ediyorum ediyorum, bir türlü kabul olmuyor yaklaşımı  doğru değildir. Şartlar ve istek makul ise ve isteğimizi fiili dua ile bütünleştirmeyi becerebilirsek duamızın kabul olacağını bilmeliyiz. Dua etmeye devam etmekte ısrarcı olmalıyız. Bir, beş, sekiz, on belki yüzlerce kez isteğimizi yinelemeliyiz. Bilmeliyiz ki; tabiat kanunlarına ters olmayan ve hayra yönelik dualar mutlaka kabul edilir. Yeter ki; isteğimiz ilahi/tabii kanunlara uygun olsun. “Sünnetullah” adını verdiğimiz bu yasalara uygun bir yol izlenerek hayra yönelik yapılan duaların mutlaka kabul edileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Yaratılış kanunlarına aykırı işlerin gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını ve insan için ancak emeğinin karşılığının olduğunu da unutmamalıyız
Duanın içeriği hem kendimiz hem başkaları için hayırlı istek şeklinde olmalı.Dualarımızda hayırlı olan şeyleri istemeliyiz, şer olanı değil. “Rabbim! Beni anne – babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri, tüm inanmış kadınları affet. Zalimlerin de helak ve perişanlığını artır” (71/Nuh: 28)  ayetinde görüldüğü gibi beddua yani Allah’ın gazabını ve cezalandırmasını mü’minler için istemek ilkesel olarak İslamî değildir.
Dua sırf kendimiz için olmamalı. İnsan dua ile kul/abd olur. Yani Allah’ın kölesi olduğunun ayırtına varır. Bu nedenle istemekte bencillik etmemeliyiz. Egoizm duanın kabulüne engeldir. Unutmayalım ki; Allah’ın rahmeti ve nimeti boldur. Cömert olan Rabbimizin nimetlerini saymak için, dünyadaki bütün ormanlar kalem olsa, bütün denizler mürekkep, saymakla bitiremeyiz. Bunun için dualarımız genele şamil olmalı. Kur’an’da ki dua ayetlerinin pek çoğunda “Ey Rabbimiz…” şeklinde çoğul form kullanılır bunun için dualarımız aşağıdaki ayetlerde olduğu gibi, kendimiz için istediğimiz şeyi başkaları için de isteme şeklinde olmalı. “Ey Rabbimiz üzerimize sabır yağdır. Canımızı Müslümanlar olarak al.” (7/Araf: 126) “Ey Rabbimiz. Bize dünyada da ahrette de güzellik ver! Ve bizi ateş azabından koru!” (2/Bakara: 120) Âmin.
Dua ederken riayet etmemiz gereken ilkeler olduğu gibi, asla yapmamamız gereken şeyler de vardır. Bu bağlamda dua kitabları başta olmak üzere sair dini eserlerde “dua adabı” başlığı altında, adaptan çok adapsızlık ve akla ziyan saçmalıklar söz konusudur. Bunların başında duaya “Peygamberimiz’e salâvat” ile başlanması gerektiği yönündeki olmazsa olmaz şart gelmektedir. Salâvat kültürünün Azhab suresi, 56. ayet ışığında değerlendirilmesi ayrı bir çalışmanın konusu olduğu için burada ayrıntıya girmiyorum ancak şu kadarını söyleyeyim ki; Hz Peygamber Allah’ın kulu ve elçisidir. Allah’ın ortağı ve işlerinde ondan izin aldığı, Onun olurunu aldığı astı değildir.
Yüce Allah, Kitabı Kerim’inde defalarca kendisine dua ederken kim olursa olsun araya sokulmamasını ve buna lüzum da olmadığını beyan etmesine rağmen, yapılan duaların önce Peygamberimiz’e arz edildiği yalanına inananlar maalesef O’na salâvat getirmedikçe veya O’nun “yüzü suyu hürmetine” istenilmedikçe duaların kabul olunmayacağına inanırlar. Hâlbuki bu düşünce apaçık bir cahiliye inancıdır. Duada bu tür aracılıktan şiddetle kaçınmak gerekmektedir. Duada asıl olan Peygamber de dâhil, Allah ile aramıza hiçbir varlığı koymamaktır. Bu bağlamda “yüzü suyu hürmetine” şeklinde kullanılan ifadenin; Allah ile aramıza birini koymak anlamına geldiğini vurgulamakta fayda vardır. Birçok Müslüman’ın, sanki birilerinin “yüzü suyu hürmetine” istenmedikçe Allah Teala’nın duaları kabul etmeyeceği yanılgısından şiddetle uzak durmak gerekir.
Dua etme olayında yapılan bir başka fahiş yanlışlık ta, duanın kutsal bir mekânda yapılmasının kabul edilme ihtimalini yükselttiği (!) şeklindeki yanılgıdır. Bu durum, özellikle çocuklarının imtihan günü öncesi veya belli gün ve gecelerde türbe ve bazı mekânlarda oluşturulan kalabalıklar şeklinde tezahür etmektedir. Aslı astarı olmayan bu hurafenin, maalesef bir şirk ayininden öteye geçecek tarafı yoktur. Ayrıca duaların belirli gün ve gecelerde yapılmasının kabul oranını yükselteceği iddiasının da ne; dinî bir dayanağı ne de gerçekle alakası vardır. Üstelik Müslüman’ın hayatında devamlılık arz etmesi gereken dua eylemini, sadece belli zaman dilimlerine hapsetmek ve belli mekânlara hasretmek, olayı sadece haz alınan bir ritüele indirgemek olur.
Dua eyleminde sıkça yapılan yanlışlıklardan bir başkası da, Yüce Rabbimizin bizi, “Muhakkak biraz korku, biraz açlık ve mallarınızdan, canlarınızdan, kazandıklarınızdan biraz eksiltmekle sınayacağını” (2/Bakara: 155)  söylemesine rağmen, “Ya Rabbi! Bizi bunlarla imtihan etme” şeklindeki yakarıştır. Hâlbuki takip eden ayetten de anlaşılacağı gibi, “biz bunları istemiyoruz” anlamına gelen bu tür isteklerden ziyade, kul olduğumuz hatırlatılmakta ve bu tür musibetlere sabretmemiz istenmektedir. Bu şekilde imtihandan başarılı çıkmamız vurgulanarak dönüşümüzün Allah’a olacağı hatırlatılmaktadır.
Sonuç olarak; kulun Rabbi’ne karşı olan acziyetinin ve ihtiyacının bir ifadesi olan dua, maalesef bir takım Kur’an dışı şartlara bağlanarak Tevhid merkezli bir eylemden, şirk merkezli bir eyleme dönüştürülmüştür. Acilen dua eylemindeki şirk unsurlarının temizlenmesi gerekmektedir. Dua etmeyi hiçbir şey yapmadan Allah’ın verme mecburiyeti gibi düşünenler, Rabbimiz olan Allah’ın bizim marabamız olmadığını unutmamalıdırlar. Kur’an ile bağını kopartan bir toplumun yaptıklarının tezahürlerinden olan dua anlayışı maalesef günümüz Müslümanlarında yaygın olarak görülmektedir. Sünnetullah olarak bildiğimiz yasalara uymadan yapılacak dualar karşılığını bulmayacaktır. Şartları yerine getirmeden yapılacak yakarışlar kuru kuruya söylenen sözden öteye geçmeyecektir. Her tür hastalığa şifa olduğuna inanılan paket dua veya salâvatların tümü Sünnetullah’a aykırı olup, gereği yapılmadığı için kulun Allah’a olan isyanına sebep olacaktır.
Rabbimiz bizleri “Sünnetullah” doğrultusunda dua eden kullarından eylesin.
 
Mustafa İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s: 712

.iktibasdergisi.İktibas Dergisi Kasım 2015/Ömer YILDIZ

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2015, 10:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner141

banner140

banner255