banner279

Dik duruş ve dış politika

Erkam Altıntaş

Dik duruş ve dış politika
 Yunanistan Başbakanı Çipras halkın bunalmışlığı ve umutsuzluğunu kullanarak iktidara geldi. Aslında iddiaları doğrultusunda AB’ye karşı ciddi direniş gösterdi. Dayatmaları kabul etmedi, tehditleri aldırmadı, onlar baskıyı artırdıkça farklı manevralara yöneldi, müzakere silsilesini uzattıkça uzattı. Öyle bir noktaya geldi ki AB yetkilileri aleni tehditlere, azarlamaya kadar işi vardırdılar. Nihayet referanduma gitti. Çipras referandumda istediği sonucu almasına rağmen öncekilerden daha kötü bir anlaşmayı onayladı. Çipras görüşmeler kıvamında iken koparabileceği tavizlerden daha azını razı oldu. Yunanistan tamamen AB’nin kontrolüne girdi ve artık Yunan hükümetleri AB’nin genel müdürü gibi çalışmak zorunda.

Taraflar arası ilişki ve işbirliğinde aktörler zayıf, eşit, güçlü olarak kategorize edilebilir. Bu işbirliğinin basit matematiği vardır. İşbirliği/anlaşma yapanların güçleri eşit ise paylaşım da aşağı yukarı eşit, değilse güçlü olan daha çok faydalanır, zayıf olan daha az. Bu denge korunmadan yapılan işbirliği/anlaşmanın başarılı ve uzun süreli olması beklenemez. Yunanistan-AB görüşmeleri buna iyi bir örnek. Ülkenin hiçbir üretim gücü yok ve ekonomik hayatın devamı AB’ye bağlı iken müzakereleri kopma noktasına getirme, oyalama, zaman zaman “çocuksu” (bir AB yetkilisinin ifadesi) taktiklere yönelme kreditörleri adeta çileden çıkardı. Oysa Çipras müzakerelerde gücünün sınırlarını bilerek davransa ülkesi daha az zarar görebilir, daha iyi şartlarda anlaşabilirdi.

Ak Parti iktidara geldikten sonra birçok alanda olduğu gibi dış politikaya da yeni bir yaklaşım getirdi. İlk sınavını ABD’nin Irak işgalinde Türkiye topraklarını kullanımı konusunda verdi. Müzakereler aylarca sürdü, iki taraftan birçok açıklama geldi. O dönemde bir ABD’li yetkili Türkler bizimle at pazarlığı yapıyor demişti. Bezdiren görüşmelerden sonra orta bir yol bulundu ama mecliste reddedildiği için yürürlüğe girmedi.

Sonraki dönemde AB müzakerelerinde ciddi mesafe alınmasına rağmen süreç devam ettirilemedi. Sürecin ilerleyememesinin önemli bir sebebinin de AB’nin Türkiye’ye ön yargılı yaklaşımı olduğunu belirtmek gerekir.

Mavi Marmara saldırısından sonra İsrail ile yürütülen tazminat ve ilişkilerin normalleştirilmesi görüşmeleri bir türlü anlaşma ile sonuçlanmadı. Yine İran’la yıllardır süren doğal gaz fiyat indirimi görüşmeleri neticelenemedi ve uluslar arası tahkime gidildi.

Son dönemde Ukrayna üzerinde gelişen Rusya-AB çekişmesinde de Türkiye ortada kaldı. AB’nin yaptırımlarına katılmadı ama Rusya ile işbirliğini de geliştiremedi. Rusya ile doğal gaz fiyat görüşmesini neticelendiremedi, Türk Akımı projesini geleceği belirsiz bir sürece girdi, ihracatımız düştü. Kırım sorununda doğal olarak Kırımlı Türklerin yanında yer aldı ama Kırımlılar Türkiye’nin Rusya nezdinde haklarını yeterince savunmadığını düşünüyor, Rusya da Türkiye’nin Kırım tutumundan memnun değil. Ne yaptırımlara katılmadığı için Rusya ile ticareti gelişti, ne de AB ile birlikte hareket edip onların güveni kazandı. Bir müddet sonra iki taraf ta Türkiye’yi önemsemeden yollarına devam edebilir.

Türkiye dış politikadaki asıl büyük sorunu Suriye direnişinden sonra yaşadı.

ABD genelde Ortadoğu özelde Suriye politikasında rota değiştirdikten sonra Türkiye ile yaklaşımları ve öncelikleri ayrıştı. ABD’nin Suriye ve Irak politikasını IŞİD’le mücadeleye indirgemesi, rejimi hedef almaktan vazgeçmesi, rejimi destekleyen ülkelerle işbirliği yolunu seçmesi Türkiye ile mesafeyi açtı. Son dönemde ABD’nin Kuzey Suriye’de özerk yapı kurmak isteyen PYD’ye desteği Türkiye’nin izin vermeyeceğini açıklamasına rağmen devam ediyor. Bu da ABD’nin 50 yıllık müttefiki yerine PYD örgütünü tercih ettiğine dair fotoğraf veriyor.

IŞİD saldırısı karşısında çaresizce yardım çağrısı yapan PYD Kobani’yi Türkiye üzerinden giden ağır silahlar sayesinde kurtardı. Ama bizzat PYD ve içerideki uzantılarının yoğun propagandası ile Türkiye dünyaya IŞİD destekçisi Kürt düşmanı ülke ilan edildi. Bu da Türkiye’nin başarısızlık hanesine eklenen başka bir konu.

Türkiye Ak Parti döneminde dış politikaya “insanı eksen alan ilkesel politika” açılımını getirdi. Dış politika icrasının sahada gelişmiş ve başarısı test edilmiş kuralları, taktikleri ve esneklikleri vardır. Türkiye savunduğu ilkeleri hayata geçirebilmek için “bu oyunu kurallarına göre oynamalıdır”. Uzun vadeli strateji ve çıkarları için gereken esneklik, çeviklik, oyun kuruculuk, oyun bozma vb. yöntemlerini kullanabilmelidir. Çünkü dış politika sadece açıklama, görüşme, müzakere ile yürütülen bir alan değil. Türkiye ekonomik olmasa bile siyasi açıdan Yunanistan’ın durumuna düşürülebilir, savunduğu değerleri boşa çıkarabilir. Uluslar arası ilişkilerin giriftleştiği ve hızla aktığı günümüzde geciken ve ikircikli adımlar telafisi her geçen gün zorlaşan neticelere yol açabilir.

Güncelleme Tarihi: 16 Temmuz 2015, 13:36
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241