banner279

DENGİR MİR FIRAT’IN MEKTUBU: “KİMİN SESİ”

Halil Berktay

DENGİR MİR FIRAT’IN MEKTUBU: “KİMİN SESİ”
 
Kimin sesi? Bütün HDP için mi konuşuyor, bir bölümü için mi? İster HDP’nin tamamı, ister bir kesimi adına, hükümete “bize tekrar bir fırsat tanıyın ve bizimle konuşmaya başlayın” tarzı bir fısıltı var mı bu metinde? Herhalde o ezelî ve ebedi “aptal iyimser” kimliğimle, hâlâ olumlu bir şeyler görmeye çalışıyorum, Türkiye’nin en yalancı siyaseti olduğu açıklık kazandığı halde, şu Kürt hareketi ve hiç olmazsa legal partisinde.

[17 Ağustos 2015] Dengir Mir Mehmet Fırat bir zamanlar AKP’nın ağır toplarındandı. Kurucuları arasında yer aldı, başkan yardımcılığı yaptı. Derken arka plana itildi. AKP’den HDP’ye geçti. 7 Haziran’da Mersin milletvekili seçildi.

Meclis başkanlığna aday oldu. Köklü bir aşiret temelinden geliyor. 70 küsur yaşında. Tecrübeli, ağırbaşlı. Geçmişi ve kişiliği itibariyle, PKK’dan da, Demirtaş’tan da hayli uzak. Bir yönüyle, muhafazakâr Kürt oyları ve önde gelenlerinin dahi AKP’den HDP’ye kaymasının simge ismi. Diğer yönüyle, bu kaymanın nereye kadar gideceğinin (başka bir deyişle, PKK/HDP çizgisinde ne kadar yol alabileceğinin) herhalde sınırları, ya da nereden geri dönebileceğinin bazı işaretleri, kırmızı çizgileri olmalı.

Bu bakımdan, son çıkışına dikkatle eğilmek gerek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yazdığı mektubun tam metni Serbestiyet’te de yayınlandı (15 Ağustos). Birkaç kere okudum; tam ne dediği ve ne yapmak istediği konusunda bir açıklığa kavuşamadım. Aklıma takılan üç temel, bir yığın da ikincil soruyu sıralamakla yetiniyor ve belki Kürt bölgesini de, Kürt siyasetini de daha yakından tanıyanlarca cevaplanabileceğini umuyorum. (1) Dengir Mir Fırat uzun uzadıya çatışmaların yeniden başlamasından “dış güçlerin oyunları”nı sorumlu tutuyor. Suruç saldırısının da, hemen ertesi gün Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesinin de arkasının karanlık olduğunu ifade ediyor. IŞİD’in şimdiye kadar Suruç’u üstlenmemiş olmasıyla, PKK’nın Ceylanpınar cinayetini artık reddediyor olması arasına bir eşit işareti koyuyor.


Bir kere, bu ilk kestirim gerçekçi mi? Suruç bir yana; PKK’nın (HPG web sitesi aracılığıyla) bu eylemi hem de iftiharla üstlenmiş ve “Suruç katliamının intikamı” olarak lanse etmiş olmasını bütünüyle yok sayabilir miyiz? O kadar kolay mı, bu web sitesine başkalarının girip hem de çok derin sonuçları olacağı besbelli bir eylemle böyle övünmesi? 22 Temmuz suikastinin üzerinden bir hafta geçtikten sonradır ki, Selâhattin Demirtaş “Saray Gladyosu” teorisini ortaya attı. Hemen ardından, KCK Dış İlişkiler Sorumlusu Demhat Agit, “biz yapmadık, bağımsız bazı birimler yaptı” dedi. Bunlar inanılır şeyler mi? Toplumsal tepki karşısında yarım yamalak çark ederken suçu hükümete yıkmaya çalışmaktan başka ne ki? (Esasen PKK, geçmişte de benzer durumlarda, örneğin Orhan Miroğlu ölümle tehdit edildiğinde, hep aynı tür manevralara girişmedi mi?) İkincisi, KCK’nın 11 Temmuz’daki yol-baraj-karakol yapımlarına müdahale (ya da “çatışmasızlığın sonu”) açıklamasını; ardından Bese Hozat’ın 15 Temmuz’daki “yeni süreç devrimci halk savaşı” yazısını; ardından Cemil Bayık’ın 19 Temmuz’daki silâhlanma ve öz-savunma çağrısını; son  olarak da, bunlara tıpatıp uyanm ve hep aynı formülleri tekrarlayan “özyönetim” ilânlarını ne yapacağız?

Bunlar da mı “dış güç”lerin işi? Fakat acaba bunların cevabı o kadar aşikâr olduğuna göre, başka bir mesaj mı vermeye çalışıyor Dengir Fırat, satır aralarında? Bu aşamada kabahati “dış güçler”e bulmak, asıl kimin sorumluluğu sorusundan vazgeçip (şimdilik topu bu şekilde taca atarak) yeniden görüşmeye başlama zeminini hazırlamaya çalışmanın dolambaçlı bir yolu mu? Hattâ, “peki, biz de oyuna gelmiş olabiliriz” demeye yaklaşmak, PKK’ya bile “bundan yalnız dış güçlerin yararlanacağı” imâsında bulunmak gibi boyutları içeriyor mu? Kısmî bir geri dönüş ve örtük bir özeleştiri söz konusu mu sathın altında? Başlı başına bu “dış güçler” vurgusu, PKK’nın son dönemdeki ittifak umutlarına ters değil mi? İran ve/ya Suriye’nin kendi dış politika amaçları doğrultusundaki olası savaş kışkırtıcılıklarına parmak basan realist bir yanı da var mı? Varsa, bunu kime diyor (Türkiye’ye diyemiyeceğine göre)? Öncelikle PKK’ya, “Kürdistanî” projelerden vazgeçip “Türkiyeli” vizyona dönme dâveti anlamına gelebilir mi? Ya da bu, PKK-HDP çizgisinin tamamı ve geneline değil de, sadece HDP’nin bir kanadına; Dengir Mir Fırat gibi unsurlarına; “yeni devrimci halk savaşı”nı, “özyönetim” ilânını ve “öz-savunma” adı verilmiş genel bir isyan haline sürüklenişi kaldıramayacak kesimlerine yönelik bir uyarı ve işaret mi? (2) Dengir Mir Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da eleştiriyor ve özellikle HDP’yi kendine siyasî rakip (düşman) görmesini hatâlı buluyor.

Tabii bu da lâfzen, kağıt üzerinde ve ilk ağızda son derece şüpheli.

Hele son seçim döneminin aslî gerçeği, Erdoğan’ın durup dururken HDP’yi düşman bellemesi midir, yoksa Demirtaş önderliğindeki HDP’nin “seni başkan yaptırmayacağız” diye meydan okuduğu Erdoğan’ı düşman, hem de baş düşman ilân etmesi ve (yüzde 60’lık “blok” söylemine kapılıp MHP’yle dahi flörte kalkacak ve olası bir CHP-MHP koalisyonuna dışarıdan destek vereceğini ilân edecek kadar) bütün stratejisini bunun etrafında örmesi mi? Hele Fırat kadar deneyimli bir politikacının, görmemesi, bilmemesi ve değerlendirmemesi mümkün mü bütün bunları? Ama öyleyse, aynen 1. maddede olduğu gibi, başka bir anlamı mı var, göz göre göre bu tek-yanlılıkları sıralamanın? Bir ihtimal, başka imâ ve ihsaslarda bulunmaya çalışırken, sadece minimal ölçülerde, yani bir HDP milletvekili olarak siyaseten mecbur olduğu seviyede mi tutuyor eleştirilerini? İkinci ihtimal, bu sözler (yüzeyde kendilerine toz kondurmaksızın) karşılıklı kutuplaşmadan, birbirimizi rakip ve düşman görmekten vaz geçelim (en azından, HDP’nin bir kesimi olarak ben ve başka bazıları bu görüşteyiz) demenin ince bir yöntemi mi? (3) Dengir Mir Fırat, HDP’nin PKK’nın silâhsız kanadı veya kuyruğu olmadığında da çok israrlı. Yeni partisinin bağımsız kişiliğini, Kürt halkını gerçekten temsil kabiliyetini ve Türkiyeliliğini savunuyor.

Acaba bu da bir mecburiyet mi, bir gerçeklik mi, bir temenni mi, olması gerekenin ikrarı mı? Sırf HDP’yi savunmaya ve içine düştüğü zor durumdan kurtarmaya mı çalışıyor? Yoksa bir yandan HDP’ye de “bakın böyle olmalıyız” demeye getirirken, diğer yandan cumhurbaşkanına ve hükümete “siz de görün ki böyle bir HDP de var; bizi çok sıkıştırmayın” mesajı mı veriyor? AKP’ye mi posta koyuyor; aba altından denecek tarzda, resmî PKK-HDP çizgisine ve Demirtaş önderliğine mi? Kimin sesi? Bütün HDP için mi konuşuyor, HDP’nin kendini de dahil ettiği bir bölümü için mi? Şu üç noktayı alt alta yazıp topladığımızda, ister HDP’nin tamamı, ister bir kesimi adına, hükümete “bize tekrar bir fırsat tanıyın ve bizimle konuşmaya başlayın” tarzı bir fısıltı var mı bu metinde? Samimi mi, değil mi — yani bu da PKK’nın bir zaman kazanma ve kamuoyunda puan toplama manevrası olabilir mi örneğin? Veya, Demirtaş çok diskredite olduğu ve konuşalım dese senin neyine inanalım ki konuşalım karşılığını alacak hale geldiği için mi, PKK ve/ya HDP içinde görüşmelere dönülmesini isteyenler Dengir Mir Fırat’ı öne çıkarıyorlar da bu mektubu yazmak ona düşüyor? Ne bileyim; herhalde o ezelî ve ebedi “aptal iyimser” kimliğimle, hâlâ olumlu bir şeyler görmeye çalışıyorum, Türkiye’nin açık arayla en içten pazarlıklı, en ikiyüzlü, en tuzakçı — özetle, en yalancı — siyaseti olduğu açıklık kazandığı halde, şu Kürt hareketi ve hiç olmazsa legal partisinde. -

See more at: //www.iktibasdergisi.com/dengir-mir-firatin-mektubu/#sthash.S8yTAF5l.dpufSerbestiyet/ Halil Berktay  
Güncelleme Tarihi: 19 Ağustos 2015, 10:44
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241