bayan escort bursa escort escort gaziantep istanbul escort escort izmir escort izmir izmir escort istanbul escort denizli escort escort bayan

banner259

DEĞİŞEN DÜNYA’DA KÜRESEL AKTÖRLERİN GÜÇ OYUNLARI

ABDULLAH PAMUK

DEĞİŞEN DÜNYA’DA KÜRESEL AKTÖRLERİN GÜÇ OYUNLARI
Son günlerde gündemi işgal eden hususlardan en önemlisi diyebileceğimiz küresel boyutlu bir kriz yaşanmaktadır. Aslında yeni Avrasya haritasındaki denge arayışının bir sonucu olan Ukrayna merkezli bir güç oyunundan bahsetmekteyiz. Dolayısıyla görünenin aksine bu kriz, sadece Rusya ile Avrupa kapışması değildir. Zira Ukrayna, bölgedeki yeni dengenin oluşum sürecinde ve dünyanın geleceğinde stratejik öneme sahip olacak ve enerji hatlarının geçtiği bir ülkedir. Enerji hatlarının önemi, Karadeniz’in kontrolü, aynı zamanda Balkanlar ve Kafkasya dengeleri açısından Ukrayna ve Kırım’ın ne kadar kritik öneme sahip olduğunu hatırlatmaya gerek bile yok.

Bu çok acık gerçekliğe karşın, dönemsel yorumlar yapan bazı uzmanlar ABD’nin Obama politikalarıyla giderek etkisizleştiğini iddia etmektedirler. Yeni küresel ve bölgesel denge arayışında Rusya’nın ise giderek güçlendiğini, eski günlerine dönme görüntüsü verdiğini ifade ediyorlar. Bunun yanın da aynı çevreler, Rusya ile ABD’nin birçok konudaki gizli veya açık iş birliklerinin giderek zayıfladığını ve Ukrayna’da iki küresel gücün karşı karşıya geldiği yönünde değerlendirmeler yapmaktalar… Aslında dönemsel bakıldığında bu tespitlerde gerçeklik payı olduğu söylenebilir. Ama unutulmamalı ki yeni bir dünyadan, yeni denge arayışlarından bahsetmekteyiz. İlahi kanun gereği ekonomik, siyasi vb. merkez kaymaları yaşanmakta ve bu şartları iyi değerlendiren ülkeler, yapılar sıçrama yapmaktadırlar. Söz konusu sıçramanın “ideolojik ekseni”, nereye doğru evirilebileceği ve hedefleri tartışılsa da bu böyledir. Dolayısıyla ekonomik ve siyasi güç merkezlerindeki kaymaların önemine vurgu yapılmalı; lakin güçlenen yeni aktörlerin ideolojik eksenlerinin ne olduğu da ıskalanmamalıdır. Küresel ve bölgesel düzlemde bir fetret/geçiş dönemi yaşanırken bunun kısa vadeli tezahürleri yerine uzun erimli değerlendirmeler öne çıkarılmalı ve son gelişmeler yorumlanırken, Sovyetlerin dağılmasındaki ana etkenler, küresel güçlerin hakimiyetlerini ve çıkarlarını korumak adına başvurdukları yeni yöntemlerin giderek nasıl farklılaştığı ve sofistike hale geldiği de gözden kaçırılmamalı. Aynı zamanda bölgede yaşanan süreçlerde mutlaka hatırlanmalı. 1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldığında bağımsızlığını kazanan cumhuriyetlerin özelliklede stratejik önemi dolayısıyla Ukrayna’da yaşanan dönemsel gelişmeler doğru okunmalı…

Bilindiği üzere, Batı dünyası, Sovyetlerin çökmesinden sonra Doğu Avrupa’yı Rusya’nın etkisinden uzaklaştırıp Avrupa’nın bir parçası haline getirebilmek için çabalar sarf etti; yatırımlar yaptı. Bu meyanda, söz konusu ülkeler/devletler ’in hızla AB ve NATO’ya üye yapılması için adımlar atıldı. Tabii, ilk dönemlerde Rusya, içinde bulunduğu şartlar nedeniyle bu coğrafyadaki gelişmelere karşı ciddi bir tepki veremedi. Ne var ki değişen dünya ve bölge şartlarının yanı sıra, zamanla ekonomik olarak toparlanan Rusya, bahse konu ülkelerde, Rus yanlısı azınlıkları ve ülkelerin sorunlarını/iç çatışmalarını kullanarak tekrar nüfuzunu arttırmaya başladı. Bu çerçevede Gürcistan’daki gelişmeler dikkatle incelendiğinde ne demek istediğimiz daha net anlaşılabilir. Öyle ki bağımsızlığını kazanan Gürcistan, bir süre sonra gündeme gelen “Turuncu devrim”ler silsilesinin bir parçası haline gelmiş ve hızla batıya yakınlaşmıştı. Hatta NATO’ya üye olabilmesi bile söz konusu olmuştu… Uygun şartları kollayan Rusya, bir vesileyle Abhazya ve Osetya’daki şartları kullanarak karışıklıklar çıkarmış ve Gürcistan’a bağlı bu iki özerk bölgenin Gürcistan’dan kopmasını sağlamıştı. Keza Ukrayna’da da benzer süreçler yaşanmış ve gelişmeler durumu bugüne taşımıştır.

Hatırlayalım… Bağımsızlığını kazanmasına rağmen Rusya için kolay kolay vazgeçilmesi mümkün olmayan önemdeki Ukrayna’da da öncelikle Batı yanlısı bir “Turuncu devrim” yaşanmıştır. Ne var ki bu durum uzun sürmemiş, Rusya’nın, enerji hatları başta olmak üzere bölgedeki birçok avantajını kullanarak Ukrayna’daki dengeleri lehine çevirme stratejisi başarıya ulaşmıştı. Tabii Kasım-2013’e kadar… Malum o tarihte Ukrayna Cumhurbaşkanı olan Yankoviç, son anda, AB ile Ortaklık Anlaşmasını imzalamaktan vazgeçmiştir. Rusya, baskılarla vazgeçirdiği antlaşma yerine Ukrayna’yı Avrasya Gümrük Birliği’ne dâhil etmek istemiştir. Ne olduysa bundan sonra olmuş, daha doğrusu olayların fitili bu gelişmeden sonra ateşlenmiştir. AB ülkeleri ve ABD merkezli malum odakların arka planda yer aldıkları ve naklen yayınlanan sokak olaylarıyla iktidarı devirme süreci başlatılmıştır. Yani Batı’nın hep yaptığı gibi çıkarlarına ters gelişmelere karşı her yolu meşru gören bir yaklaşım Ukrayna’da da devreye sokulmuştur. Nitekim kanlı olaylardan sonra Ukrayna’nın Rus yanlısı devlet başkanının profesyonel kadroların öncülüğündeki “sokak olayları” ile görevden uzaklaştırılmasıyla bölgedeki kriz yeni bir safhaya girmiştir. Bu yeni evre, sadece Ukrayna üzerinden küresel bir güç oyunu olarak algılanmamalı. Aynı zamanda, gelişmeler, bağımsızlıklarını kazanan eski Sovyet Cumhuriyetlerinde de tedirginlik doğurmaktadır…

Bu arada bahse konu krizde stratejik önemiyle öne çıkan Kırım Özerk Bölgesi ve Kırımlı Müslümanların pozisyonları da hatırlanmalıdır.

Malum olduğu üzere Kırım, uzun bir Osmanlı’nın kontrolünden sonra, 1783 yılında Rus İmparatorluğu’nun eline geçti. Kırım savaşı ve “93 Harbi” gibi önemli gelişmelerde Kırım-Tatar Müslümanlar başta olmak üzere bölgedeki Müslümanlar katliamlara ve ciddi sonuçlar doğuran uzun süreli sürgünlere maruz kaldılar. Ancak Kırımlı Müslümanlar, en kapsamlı darbeyi II. Dünya Savaşı sırasında (1944’te) Stalin tarafından Orta Asya’ya sürgün edilmeleriyle yemişlerdir. Bununla ilgili Stalin’in resmi gerekçesi bir yana asıl maksadın ne olduğu doğru bilinmelidir. Konuyla ilgili tarihçilerin verdiği bilgiler önemli. Ama Müslümanların bu ve benzeri vahim gelişmeleri kendi perspektiflerinden doğru okumaları gerekmektedir. Tarihçiler, söz konusu sürgünde Tatar Müslümanların neredeyse yarısının öldüğünü kayda geçirdiler. Daha sonra Kruşçev, Stalin’in bu etnik dizayn politikasının öne çıktığı bu cezalandırmayı diğer etnik guruplar için kaldırırken üç gurubu bunun dışında tutmuştur. Bunlar; Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri ve Volga Almanları… Tüm engellemelere rağmen Tatar Müslümanlarının bir kısmı (250.000 kadarı) çetin bir mücadele sonrasında Kırım’a dönebilmişlerdir. Sovyetlerin çökmesinden sonra gerçekleşen bu olumlu gelişmeye karşın hala büyük bir kısmının Özbekistan ve Türkiye’de yaşadığı bilinmektedir. Bu nedenle Tatar Müslümanlar, halen Kırım’da azınlık durumundadırlar. Kırım’da, süreç içersinde yapılan müdahaleler neticesinde; Ruslar (yüzde 58), (çoğu Ruslaşmış) Ukraynalılar (yüzde 24) ve Tatar Müslümanlar ise nüfusun yüzde 12’sini teşkil etmektedirler.

KRİZİN SEYRİ VE BAZI GERÇEKLER

Peki, şimdilik, Kırım Özerk Bölgesi ve Doğu Ukrayna coğrafyası üzerinde yürütülen ve küresel boyutları olan bu güç savaşı nereye doğru evirilmektedir? Bu sorunun cevabı birçok nedenle önemsenmelidir…

Sovyetlerin çöküşünden hemen sonra Ukrayna’nın elinde bulunan nükleer silahların Rusya’ya teslimi karşılığında Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü, ABD ve İngiltere’yle birlikte, garanti altında olduğu taahhüt edilmişti. Bu garanti, 1994 Budapeşte Memorandumu olarak ta bilinmektedir. Söz konusu bu taahhüde rağmen Ukrayna ve benzeri ülkelerde gerek ABD ve gerekse de Rusya’nın operasyonları olagelmiştir. Son gelişmelerle de bu kez, Rusya, Kırım’ı bir şekilde kontrol altına almak üzere adımlar atmaktadır. Şunu belirtmemiz gerekir ki Rusya, küresel güçlerle karşı karşıya gelme riskini almaktan çok Kırım’ı kontrol etmek ve stratejik avantajlarını kaybetmek istemiyor. Geçmişte nasıl Azerbaycan, Gürcistan ve Moldova’da yaptığı gibi Rusya’ya sıcak bakmayan liderleri devreden çıkartmak için askeri ve siyasi destek verdiyse Ukrayna’da da aynı yolu izlemekte ve bu doğrultuda hamleler yapmaktadır. Burada Kırım üzerine yoğunlaşan Rusya, Doğu Ukrayna/Kırım’daki Rusya’ya yakınlık duyan toplumsal kesimleri ve gayri resmi organizasyonları kullanarak adımlar atmaktadır. Nitekim Kırım Özerk Bölgesi parlamentosunda çoğunluğu teşkil eden unsurlar, Müslüman Tatarların muhalefetine rağmen bu güç oyununda açıkça Rusya’dan yana Ukrayna’da ki yeni yönetimin karşısında yer almaktadırlar. Ve bu geçiş döneminde Müslüman Tatarlara cazip gözüken teklifler sunularak gelişmelerin meşruiyeti güçlendirilmek istenmektedir. Tüm bu gelişmeler göstermektedir ki Rusya, mevcut konjonktürden yararlanarak Kırım’ı Ukrayna’nın kontrolünden çıkarmak niyetindedir. Sivastopol-Kırım’da eniz üssü bulunan Rusya’nın, stratejik olarak adeta kendini buna mecbur addettiği de söylenebilir…

Buna karşın, son planda, AB-ABD ekseni, Ukrayna konusunda tam olarak mutabakat içinde görülmeseler de, bu ülkenin bölünmesinin bölgede yeni gelişmelere yol açabileceğinin de bilincindedirler. Aynı zamanda Doğu Avrupa’daki dengelerin değişmesi ve bölgedeki istikrarsızlığa kayıtsız kalmayacakları da bir gerçekliktir. Ne var ki mevcut şartlarda ABD ve AB’nin yapabileceklerinin de, en azında kısa vadede, sınırlı olduğunu tespit etmemiz gerekmektedir. Evet, ABD-AB ekseni, kısaca Batı’nın Rusya dâhil birçok ülkede ekonomik, siyasal ve toplumsal operasyonlar yapabilme kabiliyeti olduğu bilinmektedir. Öyle ki değişen ve dönüşen bir dünyada yaşanmakta olan fetret/geçiş döneminde, özellikle Batı odaklı eski düzenden nemalanan güç odaklarının neler yaptıkları ve bunları yaparken toplumları nasıl yönlendirdikleri örnekleriyle ortadadır. Bu bağlamda, kısa vadede olmasa da orta vadede Rusya içinde de ciddi sonuçlar doğurabilecek operasyonlar gündeme gelebilir. Ancak unutulmamalıdır ki Batı, özelliklede Batının Avrupa ayağı çok hızlı bir şeklide kan kaybetmektedir. Ekonomik krizin ötesinde AB’nde siyasi kriz ve güvenlik zafiyetlerinin giderek büyüdüğü de bir gerçeklik. ABD’nin ise bu şartlarda “beklentilere” cevap verebilecek adımlar atması zor görülmektedir.

28 üyesiyle NATO’da Kırım’daki gelişmeler karşısında fazla bir şey yapabilme imkânına sahip değil. Daimi temsilciler düzeyinde Kuzey Atlantik Konseyi’ni (NAC) toplayan NATO, Rusya’nın Kırım’daki askerlerini çekmesi talebinde bulundu. Ukrayna’daki durumun NATO-Rusya Konseyi ile Barış ve ortaklık ilkelerine ters düştüğünü hatırlatarak BM sözleşmesindeki yükümlülüklerini yerine getirmesini, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ilkelerine saygı göstermesi, Rusya’dan istenildi. Bir NATO ülkesi olan (Ilımlı Laik) Yeni Türkiye Cumhuriyeti de temel konularda müttefikleriyle ters düşmeden Ukrayna’nın bütünlüğü ve bölgedeki istikrarın korunmasının kendisi içinde ne kadar önemli olduğunun bilinciyle diplomatik çabalarını sürdürmektedir. Aynı zamanda Rusya ile giderek derinleşen ekonomik ve stratejik ilişkilerini tehlikeye sokmamaya özen gösteren Yeni Türkiye, Kırım Tatarları konusundaki sorumluluğunu da dile getirmek gereği duymaktadır. Türkiye’nin, müttefikleriyle paralel bir çizgide hareket ederken, ‘sorunun diplomasi ile çözülmesi’ gereğine dikkat çekmesi de ABD ve AB ile birlikte içinde bulundukları şartların bir yansıması olarak okunmalıdır.

Ancak burada, Türkiye’nin müttefikleri nezdinde ki konumunu öne çıkaran bir hususu da hatırlamamız gerekmektedir. Türkiye’nin bir enerji koridoru olması gibi stratejik bir hamlenin Ukrayna kriziyle alakalı boyutu vardır. Bunlar Rus doğalgaz hattına alternatif ve stratejik önemdeki iki doğal gaz boru hattı. Ki bu hatların stratejik önemi krizle bir kez daha öne çıkmaktadır. Malum Türkiye üzerinden Avrupa’ya iki hattan gaz nakledecek bu projelerden birincisi, TANAP (Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi); ikincisi ise TAP (Trans Adriyatik Doğal Gaz Boru hattı Projesi). Öyle ki söz konusu projeler, Azeri gazına ilaveten Hazar bölgesindeki diğer kaynaklardan da gelecek gazlarla takviye edilerek bu hatlardan Avrupa’ya aktarılacak. 2018 yılında devreye girmesi planlanan bu projelerle Yeni Türkiye’nin gerek Balkanlar, gerek Kafkasya ve gerekse de Ortadoğu’da stratejik öneme sahip bir ülke olduğu enerji boyutuyla da bir kez daha teyit edilecek. Bu arada Irak’taki petrol ve doğalgazın Türkiye üzerinde pazarlanması söz konusu olduğu dikkate alındığında bölgedeki yeni denge arayışlarında bu coğrafyanın önemi bir kez daha anlaşılacaktır…

Sonuç itibariyle, mevcut şartlarda Rusya’nın Ukrayna, özellikle Kırım konusundaki hassasiyeti bilinmektedir bu nedenledir ki Rusya, kendisi açısından uygun konjonktürü yakaladığı düşüncesiyle özellikle bazı konularda sonuç almak için her türlü riski alabilecek gibi gözükmektedir. Buna karşın Avrupa ve ABD, bu krizde Rusya’ya net bir karşılık verebilecek durumda değildirler. ABD ve Avrupa’nın Rusya’ya yönelik ekonomik ve siyasi yaptırımların yanı sıra NATO marifetiyle yapabilecekleri de sınırlıdır. Ancak, NATO marifetiyle Suriye üzerinden Rusya’ya bir karşılıktan söz edilebilir. Ne var ki İsrail ve Suudi Arabistan’ın desteğinin yanı sıra, özellikle ABD’nin hiçbir ilke ve ahlak tanımayan Suriye politikasının bir çözümü gerektirecek şartlara doğru evirilmesi gerekecektir. O zaman Rusya’nın Suriye’deki stratejik çıkarlarına zarar vermeyi düşünebilirler…

Yeni dünya da ki güç oyununda, yeni şartların geçerli olduğu bilinmektedir. Bölgedeki değişim ve dönüşüm sürecinin bir geçiş dönemi yaşadığı da bir gerçeklik. Bu fetret döneminde büyük hedefleri olan güçlerin stratejik adımlar atması ve bundan sonuç elde edip edememesinin değerlendirilmesi bir yana, bu süreçte mağdur olanların durumu gerçekten içler acısıdır. Ortadoğu’da olduğu gibi diğer bölgelerde de mağdur olanlar, özellikle Müslümanlar, kendilerini ‘güç oyunu’nun ortasında bulmaktadır. Hem de ciddi bir hazırlık, tutarlı bir politika ve stratejiye sahip olmadan bu vasata sürüklenmekteler, maalesef.

Eskisiyle-yenisiyle küresel sistemde ‘hak-hukuk’ tan çok gücün belirleyici olduğu bir dünyada yaşamaktayız. Müslümanların henüz belirleyici bir güç olmadığı bu yapıda, Müslüman’ca bir yaklaşımla kendimizin farkında olarak hareket etmek ve kısa vadeli hesapların aldatıcı cazibesine kapılmadan nasıl bir duruş sergilememiz gerektiğinin kaygısını taşımak durumundayız. Aksi takdirde bazı projelere ve Kırım’da olduğu gibi küresel odaklar ve işbirlikçilerinin aktörleri olduğu “güç oyunu” na maruz kalınması kaçınılmaz olacaktır.

Güncelleme Tarihi: 02 Mayıs 2014, 10:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner141

banner140

banner255