banner279

ÇÖZÜM SÜRECİ: TAMAM MI, DEVAM MI?

Mesut YİĞEN

ÇÖZÜM SÜRECİ: TAMAM MI, DEVAM MI?
 Çözüm Süreci bitmiş değil; kaldığı yerden de devam etmeyecek ama nereden devam edeceğini Suriye ve Türkiye’deki dinamikler belirleyecek. Ancak devamı halinde yapılması gerekenler var. Mesut Yeğen’in görüş yazısı.


Çatışmasızlık durumunun bozulmasının büyük sebebinin Erdoğan, AK Parti, TSK ve ABD’nin (ve hatta MHP’nin) PKK/HDP hattının Suriye ve Türkiye’de edindiği büyük güç ve prestijin budanmasında anlaşmalarıyla bağlantılı olarak Türkiye’nin Suriye siyasetinde yaptığı büyük manevra olduğunu önceki yazıda öne sürdüm. Hükümet ve devlet Çözüm Süreci’ne bu kadar güçlenmiş bir PKK/HDP hattıyla devam etmek istemediği, PKK ise bu güç ve prestijinden vazgeçmek istemediği için çatışmasızlık durumu sona erdi.

İddiam buydu. Peki, çatışmasızlığın sona ermesinin ardından bir iki haftadır devam eden çatışma hali Çözüm Süreci’nin tümden bitmiş olduğunu mu gösteriyor? Çözüm Süreci devam edebilir mi? Ederse, kaldığı yerden mi devam eder ya da nereden, nasıl devam etmeli? Evvela şurası belli:

Çatışma durumunu sürdürmekte ve HDP’yi budama gayretinde gösterilen heves ve kararlılık, devlet katında PKK/HDP hattının cılızlaştırması, PKK katında ise ‘bedelle’ elde edilmiş güç ve prestijin korunması işinin ciddiye alındığını gösteriyor. Öte yandan, hem hükümetten hem de PKK’den gelen açıklamalar tarafların Çözüm Süreci’ni bütünüyle iptal edip, topyekun ve sonuna kadar savaş pozisyonuna çekildiğini de göstermiyor. Aksine, hem yapılan açıklamalar ama hem de bütün çatışma biçim ve enstrümanlarının henüz devreye alınmamış olması, tarafların bir süreç içerisinde birbirlerine pozisyonlarını kabul ettirmek niyetinde olduklarını gösteriyor.

Hükümetten gelen en temel talebin “sınır dışına çekilin” oluşu, PKK’ninse Dolmabahçe seviyesinden Çözüm Süreci’ne dönme teklifi tarafların Çözüm Süreci’nden bütünüyle kopmadıklarını gösteriyor. Çözüm Süreci’ne nasıl dönülür? Çözüm Süreci’ne dönülüp dönülmeyeceğini ise büyük ihtimalle Suriye sahasında bundan sonra olup biteceklerle mevcut çatışma halinin Türkiye sahasında üretecekleri belirleyecek. Türkiye’nin Suriye’de ABD’nin pozisyonuna yakınlaşmış oluşu, PKK’nin bütün bir Rojava’dan sökülmesi siyasetine doğru evrilecek olursa, Çözüm Süreci’ne dönme işi büyük ihtimalle epey bir zaman için hayal olur.

Öte yandan, bu türden köktenci bir siyaset sadece Rojava’da değil, Güney Kürdistan ve Türkiye’de de bir büyük istikrarsızlaşmanın önünü açabileceğinden, ne ABD ne de bizim müesses nizam tarafından çok arzulanır olsa gerek. Bunun yerine Türkiye, ABD ve PKK arasında Afrin’le Kobani’nin birleştirilmemesine ve PYD’nin Rojava’da iktidarı paylaşmasına dayanan bir uzlaşma oluşabilir. Bu, Çözüm Süreci’ne geri dönmek için bir vesile oluşturabilir. Türkiye’de ise birden çok dinamiğin nasıl çalışacağı, Çözüm Süreci’ne dönülüp dönülmeyeceğini, dönülecekse ne zaman dönüleceğini belirleyecek görünüyor. İlk dinamik elbette sivil çatışma ihtimaliyle ilgili. PKK’yi Çözüm Süreci’ne kabul edilebilir bir noktadan devam etmeye ikna etmek için devreye alınan ‘Kandil’e aralıksız operasyon ve HDP’yi budama ve itibarsızlaştırma’ işi ne kadar süre bir sivil çatışmaya yol vermeden sürdürülebilir, burası belirsiz.

Askeri olarak PKK, siyasi olarak da HDP sivil bir çatışmaya yol vermeden geriletilebilirse devletçe arzulanan ‘Çözüm Süreci’ne daha makul bir yerden devam etme’ işi gerçekleşebilir. Lakin, gerek Kandil bombardımanı yoluyla PKK’yi askeri olarak tedip etmek gerekse de yakın zamandaki bir seçimde HDP’yi küçültmek pek ihtimal dahilinde görünmüyor. Öte yandan, PKK ve HDP’ye geride kalan bir iki haftadakinden daha fazla bir tazyikte bulunmak ise sivil çatışmayı davet edebilir.

Devletin PKK’ye dönük operasyonlarının biçimi ve şiddeti 6-8 Ekim faciası benzeri bir durumun yaşanmaması için bir hassasiyet içerisinde olunduğunu gösteriyor. Ancak işler Suriye ve Türkiye sahasında PKK açısından kötü gitmeye başlarsa benzeri bir facianın kapımıza dayanması pek muhtemel, bunu biliyoruz.

Netice itibarıyla, eğer şapkadan tavşan çıkarılmayacaksa, PKK’nin çözüm sürecine Dolmabahçe mutabakatından geride bir yerde dönmeye razı edilmesi işinin sivil çatışma ihtimalini davet edecek bir tazyike başvurulmadan becerilmesi biraz zor görünüyor. Bu da şu demek: Ya Çözüm Süreci’ne yakın zamanda geri dönülmeyecek ya da dönülürse devletin arzuladığı yerden dönülmeyecek. İkinci bir dinamik ise Çözüm Süreci’nin bir tarafı olarak PKK-HDP’nin karşısına bugünkünden daha kuvvetli bir hükümetle çıkılıp çıkılamayacağıyla ilgili.

Eğer niyet Çözüm Süreci’ne dönmemekse daha kuvvetli bir hükümet ihtimali var: AK Parti-MHP koalisyonu. Bugün ya da yeni bir seçimin ardından bu ihtimal gerçekleşirse Çözüm Süreci’ne geri dönüş belirsiz bir zamana kalır ve sivil çatışma ihtimali tepemizde asılı durur. Ancak olur da muhtemel bir yeni seçimden AK Parti çoğunluğu çıkarsa bu durumda kurulacak bir AK Parti hükümeti havuç-sopa siyasetiyle Çözüm Süreci’nin Dolmabahçe mutabakatının dışında bir yerden yeniden başlamasını zorlayabilir. Özetle Çözüm Süreci bitmiş değil; kaldığı yerden de devam etmeyecek, ama nereden devam edeceğini Suriye ve Türkiye’deki dinamikler belirleyecek.

Nasıl devam etmeli? Çözüm Süreci’nin geride kalan iki senesi şunları gösteriyor: Evvela, Çözüm Süreci’ni bağımlı değişken statüsünden kurtarmak gerekiyor. Şöyle ki, Çözüm Süreci’nde ne yapılacağını, nasıl yol alınacağını tarafların başka alanlardaki, başka sahalardaki hesaplarından bağımsızlaştırmak lazım. Geride kalan dönemde olduğu gibi Çözüm Süreci’ni ‘AK Parti’ye seçim kazandıracak mı’, ‘Türkiye’nin Ortadoğu’daki siyasetini kolaylaştıracak mı’ ya da ‘PKK’nin Rojava’daki pozisyonuna etkisi ne olacak’ türünden sorulara bağımlı olarak düşünmekten vazgeçmek gerekiyor. Çözüm Süreci, Türkiye ve Kürtler için hayati önem arz ediyor ve uzadıkça karmaşıklaşıyor. Dolayısıyla, kendi başına bir mesele, bir bağımsız değişken olarak yaklaşılmayı fazlasıyla hak ediyor Çözüm Süreci.

Yapılması gereken ikinci şey, süreci, sürecin mekanizmalarını, metinlerini belirsizlikten kurtarmak. Yoruma fazlasıyla açık metinler üretmekten, taraflar için bağlayıcılığı belirsiz, manası tevil edilebilir toplantılar yapmaktan, işi statüsü belirsiz heyetlerle ve metinlerle yürütmekten artık sakınmak gerekiyor. İşin esası bellidir: Kürtlerin hangi hakkının hukukunun tanınması karşılığında PKK Türkiye’ye karşı silah kullanmayacak ve legal bir aktöre dönüşecektir? Çözüm Süreci’nde üzerine somut olarak konuşulması gereken budur. Bundan ötesinin, Ortadoğu’da ne olacağının, Türkiye demokrasinin genel akıbetinin Çözüm Süreci’nin menzilinde olmaması gerekir.

Üçüncü olarak, tarafların çelişkili bir gerçeği birlikte idrak etmesi gerekiyor. Çelişkili gerçeğin bir tarafında şu var: Kürtler Irak’ta ve Suriye’de can derdiyken ve Türkiye Cumhuriyeti de Türkiyelileşmeye, Kürtlerin de devleti olmaya bu kadar direnirken ‘PKK silah bıraksın’ ısrarının karşılığı sıfır.

Ortadoğu’da bugünkü hal devam ettikçe ve Türkiye Cumhuriyeti Kürtlerin de devleti olana kadar PKK silah bırakmaya, Kürtlerin büyük kısmı da silahsızlanması için PKK üzerinde baskı kurmaya ikna edilemez. Öte yanda ise şu var: Orta Doğu bu haldeyken bir devlet, silahlı çatışma durumunun taşıyıcısı bir aktörün sınırları dâhilinde olmasına ve ikinci bir otorite gibi davranmasına tahammül edemez.

Tarafların bu iki uyumsuz gerçeği aynı anda görmesi ve bu iki gerçeği birden tanıyan bir perspektifle Çözüm Süreci’ne devam etmesi gerekiyor. Devletin Çözüm Süreci’ne ve kapsamlı bir reform siyasetine bağlılığına ve PKK’nin ülke dışına çekilmesine atıfla çatışma durumunu sonlandırmak, bu türden bir perspektifin başlangıç adımını oluşturabilir.


- See more at: //www.iktibasdergisi.com/cozum-sureci-tama-mi-devam-mi/#sthash.hrBqk1Cp.dpufEl-cezire/ Mesut YİĞEN 
Güncelleme Tarihi: 09 Ağustos 2015, 10:38
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241