banner279

Cemaat ve Anayasa Mahkemesi: Yasaya iptal, Gülen’e ret…

Ali Bayramoğlu

Cemaat ve Anayasa Mahkemesi: Yasaya iptal, Gülen’e ret…
 Türkiye 2013 Aralık ayında büyük bir badire atlattı. Ülke, 17-25 Aralık'ta, kimi yolsuzluk dosyalarını kalkan ve silah olarak kullanan yargı ve emniyet içine yerleşmiş bir grubun kalkıştığı darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı. Darbe hamlesi, tüm ülkeyi dinleyen bu grubun bunları işine geldiği gibi yayınlaması, iktidarı abluka altına alması, emniyet ve yargı içinde kimi grupların karşı karşıya gelmesiyle aylarca sürdü.
İktidar karşıtı kesimlerde bu gayri meşruluk, “yolsuzluk dosyaları” ve “hükümetin bunları hasır etmesi çabaları” iddiasıyla büyük bir destek gördü.
Oysa ne yolsuzluk dosyalarının varlığı, ne hükümetin darbe girişimine verdiği tepkiler, zaman zaman hukuk devleti sınırlarını zorlayan tedbirleri bu asli gerçeği, darbe gerçeğini ortadan kaldırmazdı.
O günlerden itibaren bu önceliğin altını çizerek meselenin iki yönü olduğuna dair onlarca yazı yazdım. Bir yandan darbe girişimi ve arkasındaki yapının ciddi bir otoriterleşme kaynağı ve baskısı oluşturduğuna işaret ettim, öte yandan alınan kimi tedbirlerin de benzer bir durum yarattığını ve ülkenin çifte otoriterleşme baskısı altında kaldığını dile getirdim.
Siyasi hayat dinamiktir. Denge noktaları, sorun merkezleri zamanla yer değiştirir. Nitekim ilk dönem, darbe girişiminin kendisi ne denli vahim bir görüntüyle önde durduysa, bir dönem sonra darbeye karşı alınan tedbirlerdeki ölçüsüzlük ön plana çıkmaya başladı.
Hakimlerin tutuklanması gibi demokratik sınırları aşan hadiselerle cemaatin başkalarına yaptığı bu kez onun başına gelmeye başladı. HSYK Kanunu'nun değiştirilmesi darbe girişiminin önününün alınması için belki kaçınılmaz bir durumdu. Ancak geçici olması gereken tedbirin süreklilik kazanması yargının hükümete bağlı ve onun kontrolunda bir görünüm oluşturmasına, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tahrip olmasına yol açtı.
Bugüne gelelim.
İki mesele hala orta yerde duruyor.
Birincisi cemaat meselesi ve bu yapının demokrasi için ifade ettiği risktir. Cemaat sadece AK Parti hükümetine darbe girişimiyle anılamaz. Tüm ciddi hukuk ve arınma süreçle- rini kirletme ve kullanma yanında, devlet içi tasfiye ve alan genişletme politikaları, hukuk ve güvenlik birimleri üzerinde hegemonya politikaları, ana siyasi konularda hükümeti ikame politikalarıyla bir paralel devlet örgütlenmesinden söz ediyoruz. Bu yapıyla mücedele uzun sürelidir ve sürekli gündemde tutulmalıdır.
İkincisi bu mücadelenin demokratik gerekleriyle ilgilidir. 2014'ün son yazısında bu konuda yaptığım şu uyarının hala geçerli olduğunu düşünüyorum:
“Hiç bir olağanüstü durum hukukun kurallarını ve onların denetimi gereği ve ilkesini ortadan kaldıramaz. Hükümet de cemaatle mücadelede tüm zorluklara, cemaatin varlık biçimine, arkasına sığındığı yargı gibi kurumlara rağmen, bu ilkelere uymalıdır…”
Bu ikili durumla ilgili son gelişme, Anayasa Mahkemesi'nin “dershaneleri kapatan yasa”yla ilgili verdiği iptal kararı ile cemaat soruşturması çerçevesinde kimi bireysel başvurularla ilgili kararları oldu.
Yasanın iptaliyle ilgili gerekçeli karar henüz açıklanmadı. Ancak mahkemenin söz konusu yasayı Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasını düzenleyen 13. maddesine, eğitim ve öğretim hakkının özgürce kullanımını güvence altına alan 42. maddesine aykırı bulduğunu sanıyoruz. Mahkeme bu kararla alınan tedbirin kendisine değil, yöntemine işaret ediyor ve biçim açısından demokrasi ve hukuk usüllerine uymadığını söylemiş bulunuyor. Hükümet bunu dikkate almalı ve mahkemeyle gereksiz çatışmaya girmeden böyle yorumlamalıdır. Zira açıktır ki, cemaat-dershaneler ilişkisi bu karanlık örgütlenmenin insan kaynağını, başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Her demokratik hükümet böyle bir durum karşısında tedbir almalıdır, yeter ki, çıkan yasalar demokrasiyi arasın…
Nitekim, Anayasa Mahkemesi'nin cemaat karşısında ya da yanında bir siyasi tavır almadığını, kendisini sadece hukuk uyarılarıyla bağladığını gösteren en önemli husus, yasa iptali yanında, dün alınan 4 ayrı karardır. Bunların her biri cemaat mensuplarının yaptığı bireysel başvurulardır ve her biri reddedilmiştir. Fethullah Gülen'in paralel yapı soruşturması ve nefret söylemi arasında bağlantıya vurgu yaptığı başvurusu ile Hidayet Karaca'nın tutukluğa yönelik hak gaspı başvurusunun reddi önemli gelişmelerdir.
Tek boyutlu ve takıntılı değilseniz, ulaşacağınız gerçek tablosu da budur.
Güncelleme Tarihi: 16 Temmuz 2015, 13:48
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241