banner279

Camiler mektep olmadıkça

Faruk Beşer

Camiler mektep olmadıkça

 

Çeşitli değerler için günler haftalar ayırmak, Anneler Günü, Öğretmenler Haftası demek modernliğin her şeyi parçalayıp atomlarına ayırması kabilinden değil midir, emin değilim. Yine de Camiler Haftası gibi bazıları hayra vesile kılınabiliyor. “Kitap ve Cami” temalı bu yılki etkinlikte yaptığım bir konuşmanın özetini vermek istiyorum.

Herkesin bildiği ama bir türlü kurtulamadığımız hastalığımız; okumamak. 'Oku' diye başlayan bir dinin okumayan salikleri kendilerini ne kadar o dinden sayabilirler? Allah göndereceği vahye, tesadüfen bu emirle başlamış olabilir mi? O halde Allah'ın bu tercihi çok anlamlı olsa gerek. Sanki bize, okumadan Müslüman kalamazsınız denmiş gibidir. Şu sloganı tekrar hatırlayalım: 'Okumadığınız zaman neler kaybettiğinizi, ancak okuduğunuz zaman anlayacaksınız'.

Okumak isteyen pek çok gencin problemlerinden biri de ne okuyacağını bilememek. Modaya uyarak falan Nobel sahibinin romanını, filan best-selleri okur gibi yaparak kendini popüler kültürün bir parçası görüp tatmini aramak. Tamamını toplasanız incir çekirdeğini doldurmayan bir fayda için günlerini harcamak, göz nuru dökmek bazen hiç okumamaktan daha da zararlı olabilir. Bu sebeple Resulüllah Efendimiz (sa) faydasız ilimden/bilgiden Allah'a sığınmış. Bir bilginin faydasız olması, dünyaya da ahirete de bir katkısının bulunmaması, amele dönüşmemesidir. Bundan Allah'a sığınıldığına göre bu sadece faydasız değil, aynı zamanda zararlıdır. Onun için 'seni yaratan Rabbinin adıyla oku' denmiş. Rab; besleyen, yediren içiren, yetiştiren, varlığına varlık katan, yani her an yeniden oluşturan demek. O halde bu ilişkiyi fark edemeden gerçekleştirilen bir okuma zararlı dahi olabilir.

Her bilgi yeni bir oluştur, her oluş da yeni bir bilgidir. İnsan ömrü her şeyi okumaya yetmeyeceğine, her şeyi bilmek de faydalı olmayacağına, hatta bazen zararlı olacağına göre, neyi okuyacağını seçebilmek de okumak kadar önemli. Bunun için bilenlerden sorup yararlanmak gerek.

Üstüne üstlük, günümüzde yazılan çoğu kitabın, konularının, isimlerinin cafcaflı ve iddialı olmasına rağmen çok iyi hazmedilerek yazılmış olmama riski çok yüksek. Bunun için kitap okumaya başlamadan önce işi bilen birden çok kişiyle istişare edip, seviyeye göre liste belirlemek önemli bir adımdır.

En çok okuması gereken kesim ise din hizmeti gönüllüleri vaizler, öğretmenler, imamlar ve müezzinlerdir. Çünkü bu insanların okuması sadece kendilerini yeniden oluşturmuyor, aynı zamanda toplumu da oluşturuyor, dönüştürüyor. Ayrıca konumları ve görevleri itibariyle toplumun önünde olan bu insanlar bilgileri ve bildiklerini yaşamalarıyla da önde olamazlarsa itibar kaybederler, toplumu çekip götürecekleri yerde arkadan itilmek zorunda kalırlar. Onun için ayda en az üç kitap okumayan bir vaiz ya da imam arkadaşımızın önde olması zordur. Malum, imam önde olan demektir.

Camiler ise okuma ibadetinin de ilk akla gelen mekanları olmaya layıktır. Keşke bütün camilerimizde, en başta olduğu gibi, ders halkaları kurulsa, her köşesinde yediden yetmişe harıl harıl dersler okunsa. Bu durum insanların camilere ve cemaate alıştırılmasının da en güzel yoludur. Bu dersler sadece cami görevlisi arkadaşlarımızın yapması gereken bir etkinlik değil, her ehil olan okuma ve sohbet mekânı olarak camileri seçmelidir. İşte bu durum yeniden varoluşumuzun ilk adımıdır. Bu yolla fırkalar da cemaate dönüşür, gruplar arası iletişim sağlanır. İlahiyat hocalarının da camilerde haftada bir ders halkalarının olmaması, kendileri adına da toplum adına da önemli bir eksikliktir.

Bilindiği gibi başlangıçta ilim meclisleri camilerdi. Sadece ilim mi? Nikâhlar camide kıyılıyor, savaş kararları camide alınıyor, yabancı delegeler camide karşılanıp ağırlanıyor, toplumu ilgilendiren meseleler camide konuşuluyordu. Almanya'da hukuk tarihi konusunda yapılan bir doktora tezinde görmüştüm, Ebu Hanife'nin camide yaptığı o meşhur ders halkaları için 'tarihteki ilk hukuk akademisi' diyordu. Ama camilerde özel meselelere izin verilmiyordu. Mesela camide alışveriş, ya da satış duyurusu, kayıp ilanı yapılmıyordu, 'yapana Allah buldurmasın deyin' buyurulmuştu.

Keza camilerde lüzumsuz işlerin konuşulması, kişilerin, beşeri sistemlerin, rejimlerin övülmesi dine aykırı görülüyordu. Çünkü “mescitler Allah'ın mekânlarıdır. O halde Allah'la birlikte başkasına da yalvarıp ibadet etmeyin” buyurulmuştu. “Her mescitte yönünüzü doğrultun. Allah'a, dini sadece O'na has kılarak ibadet edin” denmişti. Demek ki, mescitler aynı zamanda balans ayarı gibi yönelişlerin, niyetin düzeltileceği mekânlardır. Sadece niyetin değil, kılık kıyafetin düzeltileceği yerler de mescitlerdir, 'her mescitte ziynetlerinizi takının' buyurulmuştur.

 

YENİ ŞAFAK

Güncelleme Tarihi: 30 Temmuz 2017, 17:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241