banner279

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNİN “DEMOKRATİK İSLAM” AYAĞI ÇÖKMÜŞ -

7 Haziran Seçimlerinin Genel Görünümü

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNİN “DEMOKRATİK İSLAM” AYAĞI ÇÖKMÜŞ -
 Amerikada Neo Conlar daha güçlü, Obama eski gücünü kaybetmiştir. Büyük Ortadoğu Projesinin “demokratik islam” ayağı çökmüş, arap baharı kışa dönmüş, böylelikle Ak Partinin emsal/öncü/dönüştürücü rolü batılılar nezdinde eski önemini yitirmiştir.
Dünyabülteni/ Şadi Çarsancaklı
7 Haziran seçimleri ve sonuçları hakkında
Ülke olarak “yani dönem” olarak niteleyebileceğimiz bir dönemin kapısından girdik. Pandoranın kutusu açıldı artık. Bu dönem ülke içindeki güç dengelerinin yeniden dizayn olunacağı, ülke dışındaki dizayna ise sadece seyirci kalmak zorunda kalacağımız, “Güçlü iktidar”ın teminine kadar son 12 yıldır alışkın olduğumuz “belirlilik”in aranacağı yıllar olacak.
Kendi kültür köklerimizden ürettiğimiz medeniyetin “hakim medeniyet” olarak devamını becerememişiz. Aydınlarımız toplum zemininde var olan aidiyet halkasının ve değerler silsilesinin temsilcisi değil. Bu nedenle de dış tesirler aydınlarımızda (batı ülkelerine kıyasla) çok daha fazla muhatap buluyor/etki yaratıyor.
Öyleyse her istikrarsızlık döneminde olduğu gibi dışarıdan gelen operasyonlara karşı toplumsal refleksle karşı koyma lüksümüz olmayacak ve istikrarın sağlanacağı, baskın iradenin temin edileceği güne kadar “ilgili” devletlerin açık hedefi olacağız artık.
Bu dönemde her ciddi sosyal hadisenin arkasında bir ”dış güç” ararsak lüzumsuz bir iş yapıyor sayılmayız. Vakıa seçimle ortaya çıkan güç dağılımı ile eş zamanlı olarak Cumhurbaşkanı güneyimizde Amerika’nın PYD ile ortak operasyon yaptığı, İŞİD bahanesi altında coğrafyanın demografik yapısının/ nüfus dengelerinin değiştirildiğini, Araplar ve Türkmenlerin bölgeden sürüldüğünü söylemektedir. Türkiye’nin seçim sonrası oluşan siyasi portresi Amerika tarafından kurulan ve yürütülen bu oyuna cevap verebilecek niteliğe sahip değildir.
Öte yandan ülke içinde olası parçalı ve güçsüz bir hükümet bürokrasi karşısında daha tesire açık olacak, devlet çarkının döndürülmesi, bürokrasinin yönetilmesi çok daha zor olacaktır.
7 Haziran Seçimlerinin Genel Görünümü
7 Haziran seçimleri iktidar partisinin iktidar yorgunu olduğu, bir kısım yönetici/teşkilat mensubunun yeni zamanlarda “güç zehirlenmesi” kavramı ile izah edilen bir tekebbür illetine kapıldığı, kuruluşundaki birçok ilke ve prensibin unutulduğu bir zamanda yapıldı. Muhalefet ise yıllardır muhalefette olmayı kanıksamış, gerek kadro, gerek ideolojik bütünlük gerek ise proje açısından iktidar olma fikrine bile sahip değildi.
Bu nedenle seçimin ana teması alternatif projeler yahut daha değişik yönetim modelleri değil, iktidar partisinin cezalandırılması idi; Cezalandırıldı.
12 yıl boyunca hep kazanarak gelmiş ve ibresi yukarıda olmuş bir iktidar partisi ilk defa tek başına iktidar olamayacağı bir oranla seçimin galibi çıktı ve ilk defa oy kaybetti.
Seçimlerin Uygulaması Hakkında
7 Haziran Seçimleri bir defa daha göstermiştir ki Türkiye’de seçimler hakikidir, en küçük bir “görünüştelik” barındırmaksızın ve artık hayatın nefes almak gibi bir parçası olarak yapılmaktadır. Seçimin tüm tarafları ve özellikle vatandaşlar seçimi ve sonuçlarını önemsemekte, geniş katılım oranlarına ulaşılmakta ve nihayet seçim sonuçlarına göre iktidar el değiştirmektedir. Ülkedeki jakoben/elitist kesimin tüm dayatmalarına rağmen “sandık” geniş halk kitleleri nezdinde meşruiyetin en belirgin kriteridir ve bunu sarsmaya yönelik her teşebbüs halkın oya yansıyan tepkisi ile karşılaşmaktadır.
Seçim propagandaları sırasında Ak Parti’ye yönelik yürütülen “seçim hilesi” başlıklşı “algı yönetimi” ülkemizdeki demokratik olgunluğu tehdit eder niteliğe kavuşmuştur. Öyle ki sandık güvenliğini temin için sosyal medya üzerinden örgütlenmeler geliştirilmiş, özellikle laik kesim -tıpkı 28 Şubat sürecinde olduğu gibi- seçimin gibi baskı altına alınacağı, sandıklarda hile yapılacağına inandırılmış ya da bu söylem o kesince yaygın şekilde dillendirilmiştir. Böylelikle bu kesimin yönlendirmeye teşne, kolaylıkla yönlendirilebilir olduğu bir kez daha görülmüştür.
Seçimlerin yapılması, işleyişi, sonuçları karşısında bu suçlamalar havada kalmış ve bilinen laik kesim şerirliği örneği olarak tarihte yerini almıştır.
Ancak seçimin özellikle doğu illerinde ve HDP seçmeninin yoğun olduğu bir kısım batıdaki yerleşim yerlerinde sandık güvenliğinin temin edilemediği, bir kısım Ak Partili sandık müşahitlerinin (mesela Aydın ilinde) korkutularak istifa ettirildiği doğu illerinde seçmenin silahlı militan unsurlarca tehdit altında tutulduğu ve böylelikle seçmen iradesinin objektif şekilde sandığa yansıyamadığına dair yaygın kanaat vardır.
Bu durum muhalefet ve muhalif medya tarafından dillendirilmemiş, görülmemiştir. Ak Parti tarafından ise iktidar olmanın mahcubiyeti ile en çok “mızmızlanma” ölçeğinde dile getirilebilmiştir. Hükümetin özellikle devletin stratejik tercihi olarak kabul ettiği “Barış Süreci” hatırına bu “maliyet”e katlandığı ve sesini çıkartmadığı anlaşılmaktadır.
Hükûmetin bu tutumunun istismar edildiği ve seçimin (dolayısı ile devletin) meşruiyetini sorgulatacak nitelikte şımarıklık ve ihlallerin gerçekleştiği vakıadır.
Öte yandan Yüksek Seçim Kurulunca İstanbul’da bastırılan oy pusulalarında bağımsız adayların isimlerinin parti isimleri ile alt alta oluşu birçok seçmenin yanılgıyla hem partiye, hem altındaki bağımsız adayın ismi üzerine mühür basmalarına sebebiyet vermiş, bu şekilde geçersiz sayılan oy pusulaları bazı bölgelerde %10luk oranlara ulaşmıştır. Mazlumder, İHD, Helsinki Yurttaşlar Derneği ve ilgili STK ların bu konuyu atlamamaları, bu saatten sonra bile araştırarak rapora konu etmeleri kendi varlık sebepleri yönüyle elzemdir.
Seçim sonuçlarını etkileyen dış dinamikler
7 Haziran seçimleri Türkiye açısından şu uluslararası zeminde gerçekleşmiştir:  Amerikada Neo Conlar daha güçlü, Obama eski gücünü kaybetmiştir. Büyük Ortadoğu Projesinin “demokratik islam” ayağı çökmüş, arap baharı kışa dönmüş, böylelikle Ak Partinin emsal/öncü/dönüştürücü rolü batılılar nezdinde eski önemini yitirmiştir.
Osmanlı İmparatorluğunun tarih sahnesinden çekilişinden beri yaklaşık 100 yıldır doldurulamayan boşluğun Türkiye tarafından doldurulma çabası ve Türkiye’nin gerek İslam, gerekse Türk dünyasında oynadığı aktif rol dünya statükosunu oluşturan devletlerde rahatsızlık oluşturmuştur. Özellikle Suriye meselesinde Türkiye başta Fransa, Rusya olmak üzere dünyanın güçlü ülkeleri ile ters düşmüş, bu meselede en büyük müttefiki ABD tarafından da yalnız bırakılmıştır.
Amerika iki milyonu aşkın göçmen ve hemen sınır ötesindeki savaş ile Türkiye’yi uzun süre baş başa bırakmış, eğit/donat vs. tekliflerde ağırdan almış maddi manevi ciddi maliyetleri omuzlamasına göz yummuş, nice sonra bir yandan eğit/donat gibi uygulamalara kısmi kapı açarken bir yandan da Suriye ve Iraktaki demografik yapının değişmesine matuf cebri tasarrufları Türkiye’ye rağmen uygulamaktadır.
Öte yandan uluslararası hâkim sisteme rağmen en başat sorunumuz hasım devletlerin elindeki en mühim “kart” olan Kürt Meselesinin de çözümü için karşı hamle niteliğindeki “Barış Süreci” Türkiye ve özellikle iktidar partisi Ak Parti tarafından ciddi riskleri göze alınmak suretiyle yürürlüğe konulmuş ve henüz süreç tamamlanmasa dahi oldukça başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Ancak bu sürecin nihai anlamda başarıya ulaşabilmesi Türkiye’nin istikrarlı ve güçlü bir devlet duruşunu sürdürebilmesi ile ilgili olduğu açıktır.
Hülasa 7 Haziran seçimleri Türkiye’nin uluslararası anlamda “Wın Wın” pozisyonunu kaybetmiş olduğu bir zeminde gerçekleşmiştir.
Dış Etkilerin Yansımaları
Uluslararası bu durumun ülkemiz içindeki yansıması ciddi bir saldırı ve kaos ortamının yaratılması şeklinde olmuştur.
“Dost ve müttefik devletler”in desteği ile;
Devletin yargı erki içerisinde örgütlenmiş bir grup yargının tabii işleyişini iğfal etmek suretiyle yargıyı operasyonel bir araç ve darbe gücü haline dönüştürmüş, kendi cemaatinden olan polislerin hazırladıkları fezleke üzerinden yine kendi cemaatinden olan savcı eli ile yine kendi cemaatinden olan hâkimin tutuklama kararına dönüştürebilir olmuştur. 17-25 Aralık darbesi diye ünlenen süreçte devletin cumhuriyet savcıları yolsuzluk suçlaması ile oluşturdukları soruşturma dosyalarını senelerce gizli tutmuşlar, bekletmişler ve tam cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde bakanları, hatta başbakanın çocuklarını ve belki de kendisini bir gecede tutuklamak üzere harekete geçmişlerdir. Amaçlanan yargı gücünün kullanılması suretiyle cumhurbaşkanlığı seçimlerinin maniple edilmesidir.
Öte yandan yine aynı grup yine yargı içerisindeki kendine bağlı savcılar eli ile devletin istihbarat örgütü MİT’e karşı ülke içinde karşı operasyonlar düzenlenmiş, MİT’in yaptığı operasyon engellenerek/çarpıtılarak deşifre edilmiş, bürokrasi içerisindeki yerli işbirlikçilerce dış ülke istihbarat örgütlerine taşeronluk yapılmak ve görev yaptıkları devlet kurumlarının yetkisini kullanmak suretiyle devletin uluslararası zeminde suç örgütlerine yardım eder konuma düşürülmesine çalışılmıştır. Tüm bu tasarruflar devletin tüm organlarınca ülkenin iç işlerine başka devletlerce müdahale ve yargı gücünün kullanılması suretiyle darbeye teşebbüs olarak nitelenmiş ve vaziyet alınmıştır.
Giderek gezi parkındaki gerçekten sivil ve masum başlayan bir demokratik protestonun uluslararası istihbarat örgütleri ve terör örgütlerinin fink attığı bir toplumsal kalkışmaya dönüştürüldüğü, bunun da yine dış inisiyatif çevreleriyle irtibatlı ülkenin en etkili medya, finans ve iş çevrelerinden destek bulduğu kıran kırana bir mücadele/darbe ortamı şeklinde olmuştur.
Bu saldırılar başta zamanın başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın direnişi ile karşılaşmış, önce mevcut hükümet, giderek tüm müessesatıyla devlet eli ile Ak Parti üzerinden yapılan bu açık müdahale/saldırı başarıyla savuşturmuş, başka devletlerin bizim ülkemizi tanzim etmeye matuf operasyonlarına, cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik manipülasyonlarına izin vermemiştir. Seçimler objektif şartlarda yapılmış ve halk vatan müdafaası olarak gördüğü seçimlerde yerli olanı, kendinden olanı tercih etmiş, Recep Tayyip Erdoğan’ı ezici bir üstünlükle ülkenin ilk seçilmiş cumhurbaşkanı olarak seçmiştir.
Ancak ülkemiz zemininde süren bu kavga tüm taraflarca “istihbari yöntemler” kullanılmak suretiyle yapılmış ve yapılmaktadır. Bu durum önce “gerçek”i ve “gerçeklik algısı”nı yok etmekte, tüm toplum nezdinde hakikate, samimiyete olan inanç en alt düzeylere inmektedir.
Öte yandan yargısal darbelerin hukuku “araçsallaştırdığı”, yargı kurumları nezdinde alınan tedbirlerin dahi kaçınılmaz olarak aynı sonucu doğurduğu açıktır. Bu durum dahi yargıya/adalete olan inancı, geleceğe olan güveni/öngörüyü derinden sarsmıştır. Türkiye çok değil daha 5 yıl önce Avrupa Birliği normlarını, hukuk devleti ilkelerini çok yakın ve mümkün bir hedef olarak görmekte, Avrupa Birliğine girmeyi tenezzül konusu olarak nitelemekte idi.
Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında uluslararası konjonktür, Türkiye’nin ve Türkiye içerisindeki “güç” odaklarının uluslararası ilişkileri, yani oyundaki “taraf teşkili” değişmiş değildir. Ancak doğrudan müdahaleler savuşturulmuş, 7 Haziran seçimleri “kural içi” müdahaleler gölgesinde gerçekleşmiştir.
Her ne kadar “Barış Süreci”nin görünen tarafı HDP eş genel başkanı Selahaddin Demirtaş uluslararası platformlarda da önü açılan bir star vari destek görmüşse de bu destek sokak hadiseleri, bürokrasi içerisinden işbirlikçi tedariki ile seçimlere cebri müdahale biçimine dönüşmemiştir.
Sadece Amerikan Dolarındaki dünyayı etkileyen hareketlilik not edilmesi gereken bir durum, seçim öncesinde Diyarbakır HDP mitinginde patlatılan bomba ayrıca ve özellikle mercek altına alınması gereken, Kürt seçmenin oylarını direkt anlamda etkileyen müessir bir eylemdir.
Hülasa 7 Haziran seçimlerini yapan Türkiye Uluslararası zemindeki ittifakları azalmış, devletlerarası rekabetin kavga alanının ülke sınırlarına ve hatta ülke sınırları içine kaymış, tehdit algısı yüksek bir Türkiye’dir.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçları ile 7 Hazirandaki genel seçim sonuçları arasındaki fark dış dinamiklerdeki değişiklikler nedeni ile oluşmuş değildir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde dış tehditler nedeni ile ertelenmiş olan Ak Parti’nin yapısal sorunları 7 Haziran seçimlerinin ana başlığı olmuştur.
Bir sonraki yazıda bunu ele alalım.
- See more at: //www.iktibasdergisi.com/buyuk-ortadogu-projesinin-demokratik-islam-ayagi-cokmus/#sthash.6XkQG7l4.dpuf
Güncelleme Tarihi: 21 Haziran 2015, 12:53
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241