banner279

BUGÜN PEYGAMBERİMİZ YAŞASA İDİ CAMİLERİMİZE BİLE GİRMEZDİ‏

Cami kültürü başta olmak üzere hayatın her alanında hurafeler öylesine yaygınlaştı ve kontrolden çıktı ki, her halde Ali Şeriati’nin; “Ey Muhammed getirdiğin dini öylesine bozdular ki artık sen bile görsen tanıyamazsın!” yakınmasına itiraz edecek bir insan evladı bulunmaz.

BUGÜN PEYGAMBERİMİZ YAŞASA İDİ CAMİLERİMİZE BİLE GİRMEZDİ‏
Ömer YILDIZ

Başlıktaki tesbit çok değerli ilim adamı Prof. Dr. Mehmet Okuyan hocaya ait. Hoca camilerin süsünden, tezyinatından ve tefrişatından şikâyetle böyle bir kanıya varıyor. “Mescidler şüphesiz Allah’ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın ve kulluk etmeyin” (72/Cin: 40)  emri ilahisine rağmen camilerde ki tezyinatın, debdebenin ve ‘camilerdeki Allah isminin yanındaki diğer isimlerin, peygamberimizi rahatsız edeceğini ve buralara girmekten imtina edeceğini söylüyor.
Cami kültürü başta olmak üzere hayatın her alanında hurafeler öylesine yaygınlaştı ve kontrolden çıktı ki, her halde Ali Şeriati’nin; “Ey Muhammed getirdiğin dini öylesine bozdular ki artık sen bile görsen tanıyamazsın!” yakınmasına itiraz edecek bir insan evladı bulunmaz. Nitekim Peygamberimiz adeta bu günleri kast ederek mahşerde bu ümmetten şöyle şikayetlenecektir: “ Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı büsbütün terk etti.”  (25/Furkân: 30)  Bu şikâyetin anlamı şudur; İnsanlar ilahi mesaja sırtını döndü. İslami ilkeleri günlük hayatından dışladı. İnsanlar Kur’an’ın kapağını kapatıp duvara astı. O kadar yükseğe astılar ki; bir daha okuma ve anlamaya fırsatları olmadı, buna gerek de duymadılar. Dinin kaynağı olan Kur’an’a biz anlayamayız, devri geçmiş ve işlevi kalmamıştır muamelesi yaptılar.
Enes b. Malik, Resulullah’ın hizmetinde bulunmuş büyük sahabelerden biridir; hicretten on sene önce doğmuş ve yüz yaşına kadar yaşamıştır. Bir gün Basra’da Cuma namazına gidiyor; hutbeyi, zulmüyle meşhur Haccac okuyor. Haccac hutbeyi uzatınca, Enes b. Malik dayanamıyor, ayağa kalkıp onu ikaz etmek istiyor. Çocukları, torunları ve yakınları ona mani olmaya çalışıp “Sakın böyle bir şey yapma; bu hem sana hem de bize zarar verebilir” diyorlar. Bunun üzerine Enes b. Malik camiyi terk ediyor, atına binip giderken de “vallahi, dine bakıyorum da ‘lâ ilâhe illâllah’ dışında Hz. Peygamber devrinden hiçbir şey kalmamış?” diyor. Çevresindekiler ona, “Namaz da mı kalmamış” dediklerinde “evet” cevabını veriyor.
Daha o gün Hz Peygamber devrinden bir şey kalmamış diye feryat eden Enes b. Malik, bu gün siyasallaşan ve laik ve demokratik bir devletin meşruluğunu onaylama işlevi gören Cuma hutbelerini, nefsini, şeyhini, abisini, mezhebini ve cemaatini ilah edinenleri ve Tevhid dini yerine Şirk dinini ikame edenleri görseydi değil camiyi dünyayı terk ederdi.
Enes bin Malik’in de şikayetlendiği din anlayışından bir kaç örneği şayet Peygamberimiz halimizi görseydi retoriği ile örneklendirelim:
1- Peygamberimiz; “Ben size şah damarınızdan daha yakınım” (50/Kaf: 16 ) diyen Rabbimiz ile iletişim kurmak için, “Rabıta” şirkine bulaşanları görse idi, siz Allah ile aranıza aracılar koyarak şah damarınızı kopartmışsınız derdi.
2- Peygamberimiz; kendisine “Kâinatın Efendisi” diye hitab edenleri görse idi, “Rabb’ül Âlemin” ( 1/Fatiha: 2) olan Allah’tır diyerek şiddetle itiraz eder, “Bana kardeşim Meryem oğlu İsa’ya yapılanları yapmayın, beni aşırı bir şekilde övüp yüceltmeyin” derdi.
Peygamberimiz; Risale-i Nur ve Mesnevi gibi kitapların bunlar da ”Kur’an’ın geldiği yerden alınmadır.” iddiasıyla kutsal kabul edilip, bu kitabların Kur’an’ın yerini aldıklarını görseydi hayal kırıklığına uğrar, sizler birer müşrik ve müfterisiniz derdi.
Peygamberimiz; Yüce Allah’ın terk edilip, Şeyhlerden, ölülerden, türbelerden, tılsımdan, dilek ağaçlarından medet umulduğunu görseydi putperestliğin yeniden hortladığını düşünürdü.
Peygamberimiz; hocaların, bilhassa televizyon vaizlerinin insanlara Kur’an yerine evvelkilerin masallarını din olarak anlattıklarını, yüzyıllarca önce yazılmış fıkıh kitaplarını dinin kaynağı olarak ikame ettiklerini görseydi, sizin dinden anladığınız bu mu? derdi.
Peygamberimiz; Kur’an’da ki mucizelere nispet edercesine anlatılan keramet hikâyelerini dinleseydi, Kur’an size yetmiyor mu? demekten kendini alamazdı.
Kendisine nispet edilmiş hiçbir mucize yok iken, bizim peygamberimiz için bu bir eksikliktir düşüncesinden hareketle, önceki peygamberlerin mucizelerinden esinlenmiş pek çok yakıştırmayı görseydi, siz kesinlikle bana iftira etmişsiniz, bu yüzden “cehennemdeki yeriniz hazır” derdi.
Peygamberimiz adına nispet edilmiş uydurmaları, bilhassa Cübbeli Teyyo zihniyetinin isnat ettiği rivayetleri duysa “bunlardan benim bile haberim yoktur, acaba beni başka bir Muhammed ile mi karıştırıyorsunuz” derdi.
Peygamberimiz; Mescid-i Haramda, Muhammed = Allah diyen tasavvuf sapkınlarını görseydi, ben bu beldeyi putperestlikten arındırmış “emin” kılmıştım, bu pislik burada tekrar hortlamış derdi.
Peygamberimiz yapılan tartışmada ve ilmi münazaralarda “bana ayet okuma”, “Kur’an’dan örnek getirme”  diyen müptezelleri görseydi “acaba  esas alınacak başka kutsal kitap geldi de benim mi haberim yok” derdi.
“Kur’an Müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı”  diyen “Cemaat”  önderini görseydi, bu adam müşrikin önde gideni derdi.
Peygamberimiz; kendilerini tanımlamada “Müslüman” ismini yeterli görmeyip, Nurcu, Süleymancı, Nakşî, Kadirî, Hanefî, Selefi, Şafiî gibi sıfatlara gerek duyanları görse idi, “Dinlerini parça parça edip, gruplara ayrılanlar ile benin bir ilgim olamaz. Onların işi Allah’a kalmıştır. İleride Allah onlara ne yaptıklarını bildirecektir…” (6/Enam: 159) derdi.
Sıkı durun! Hz Muhammed, türbelerden, şehitlerden medet umulmaz, şefaat ancak Allah aittir. (39/Zümer: 44), gâibin bilgisi Allah’ın yanındadır, Allah’tan başka hiç kimse asla gaibi bilemezler deseydi, Allah korusun katledilmeye kalkışılırdı.
Peygamberimiz; eteğine yapışan kimsenin cennete girmesi için şefaatci olacağını iddia eden Şirk Dininin önderlerini görseydi,  bunların dini Müslümanlık olamaz, “Benim kızım Fatma’ya veremediğim garantiyi bunlar nereden ve kimden almışlar” derdi.
Peygamberimiz; Mehdi gelecek. İsa Mesih nüzul edecek, yeryüzü sulh ve selamete kavuşacak, kriz bitecek diyenleri görseydi sizin sorumluluğunuz yok mu? Neden zulme karşı tavır koymuyorsunuz?, Bu sizin tembelliğinize kılıf uydurmanın adıdır derdi.
Peygamberimiz; “Allah kaderimizi alnımıza yazdı, biz de yazılan senaryodaki rolü oynayan figüranlarız ve oynamaktan başka çaremiz de yoktur” diyenleri görseydi, siz iradesini ve aklını kullanmayan Allah’ın üstüne pislik boca ettiğİ bir topluluksunuz (10/Yunus: 100 ) derdi.
Peygamberimiz; “veliler olmasaydı neler olurdu neler” diyerek, kutub, gavs ve şeyhlerin Evrenin düzeni ve gidişatında etkisi olduğuna inananları görseydi, sizin dostlarınız tanrılık iddiasındaki zavallılar derdi.
Ve… Böyle bir Muhammed’e;
Ehl-i sünnet: sen bidatçi olmuşsun,
Şiiler: Gâib İmam Mehdi-i Muntazır gelsin hele bir,
Cübbeli Teyyo: Sapık Wahhâbi,
Menzilciler: Gurban gittiğin yol yol değil,
Dinci Kemalist Nurcular: Gel seni abi yapalım,
Mevleviler: Önemli olan Şeb-i aruzdur derlerdi.
Selam ile.

Güncelleme Tarihi: 27 Ağustos 2015, 11:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241