banner279

Bu öykü yarım kalmaz!

Ömer Altaş

Bu öykü yarım kalmaz!
 Yabancı uyruklusunuz.

Bir kısmınız Anglo Sakson bir kısmınız Güney’li.

Anlamakta güçlük çekiyorsunuz.

Türkçenin en yalın ve en basit kelimeleriyle, dinleyin.

Görüyoruz ki çok heyecanlısınız.

Sabah-akşam toplantılar yapıyorsunuz.

Yeni karargâhınız da belli.

Bütün gücünüzle yükleniyorsunuz.

Haziran seçiminde, ülkenin demokratik dönüşümünün önünü kesme olasılığını şansa bırakmamanız gerektiğini, alternatifleriyle konuşuyorsunuz.

Ancak duymanız gereken sözler var:

Başarılı olamayacaksınız.

Kökten kırılma 1997 yılında oldu.

Siz aslında 28 Şubat darbesini hiç yapmayacaktınız!

Ağzınızdan “binyıl sürecek” cümlesi çıkmayacaktı.

O süreçte topluma, az-biraz yaşam alanı bıraksaydınız iktidarınız devam edecekti.

Ama siz halkın en dip kimliğini yok etmek istediniz.

Toplumun varlığına kast ettiniz.

Bize “hiç kimsesiniz” dediniz.

Siz kaybettiniz.

Demokrasi dediniz evet dedik.

Eşine az rastlanır bir basiretle, sivil olarak, taleplerimizi dile getirdik.

Siz kıyameti kopardınız.

Ses etmeyip bekleyecektiniz!

İktidar oyununu sizin gibi beceremez kaybederdik.

Aceleci fıtratınıza kurban oldunuz.

Sıradan politik bir mücadeleyi, süzme bir davaya dönüştüren siz oldunuz.

Bir yumruyu devasa bir çınara dönüştürdünüz.

Bizi siyasette siz pişirdiniz.

Tek özelliğimiz; çalışkanlık ve gözü karalıktı, elimize geçen ilk fırsatta milletin kördüğüm sorunlarını çözmeye çalıştık.

Tektipçiliği, inkârı, asimilasyonu bitirdik.

12 Eylül’ü yargıladık.

Şehit cenazelerine son verdik.

Annelerin ağıtları, mahallerimizin, köylerimizin duvarlarında yankılanmaz oldu. Tüm renklerin ortak vatanını, yeniden dünya sahnesine çıkarmaya çalıştık.

“Herkes için iyi olan şeyler” yaptık.

Gördük ve anladık ki siz; “bize ait” “hiçbir şeyi” “istemiyorsunuz”!

Bu zor sürecin çabalarıyla sırtımızdan ter boşalırken, tam da bu esnada, Gezi olaylarını organize ettiniz.

Türkiye’nin dört bir tarafında dik duran her şeyi yakıp yıktınız.

Toplum, en basit ve en yalın haliyle yaşananların adını koydu:

“Bunlar bizim iyi şeylerimize bile düşmanlar!”

Ayrımsız, toptan ve direkt “bize” karşılar.

Demokrasi biz de ise ona da…

Milletimize.

Doğamıza.

İnancımıza…

Ayaklandığınız her noktada bozguna uğradınız..

Uslanmadınız.

Bu kez, paralel ahşapla inşa edilmiş Truva atını içeri soktunuz.

Ama kapısını erken açtınız.

6 ay daha sabretseydiniz başaracaktınız.

Bizi sütunlarımız üzerine çökertecektiniz.

Truva atının içinde beyaz yakalı muhafazakârlar çıktı.

Meğer bizi klonlamışsınız!

Kültürümüzü, genlerimizi, kodlarımızı, tepkilerimizi bilmediğiniz için hep yanlış stratejiler uyguluyorsunuz.

Size ters geliyoruz!

Emekleriniz her seferinde boşa gidiyor.

Teknik olarak profesyonelsiniz ama felsefe ve üslup olarak zavallı.

17 Aralıkta küresel bir darbe için her şey hazırdı ama en basit kuralı atladınız:

Bir saat öncesine kadar her şeyi hükümetle birlikte yapanlar için ne oldu da bir saat sonra her şey yüzde yüz değişti.

Görmez dediğinizi toplum gördü:

“Bunlar hain!”

İlk dakikada hükmen yenildiniz.

Vazgeçmediniz.

Bu kez şahdamarımızı (Çözüm Süreci’ni) kesmeye çalıştınız.

Ama siz asıl, 6-8 Ekim olaylarında bölgeyi ateşe vermeyecek, kana bulamayacak, hiçbir suçu olmayan gencecik yavruların başını ezmeyecektiniz.

Yoksa şimdi yeni karargâhınız olan partinin barajı aşma olayın da eliniz daha güçlü olacaktı.

Olasılıklar üzerinden gözleriniz bu kaçıncı defa parlıyor.

Yakın gelecekten umutlusunuz.

Bir süre oyalanın.

Siz toplumun farklı oy tercihleri olan diğer yarısını kendi hanenize sayıyorsunuz.

MHP, CHP, HDP toplulukları bizim.

Çok geçmeden bu gerçekle de yüzleşeceksiniz.

Aynı hatalara devam ederek işimizi kolaylaştırıyorsunuz.

Totalitarizmi, Batıcılığı, darbecileri yenmiş sivil, toplumcu, ileri demokrasiyi karşınıza alıyorsunuz.

Niye inatla suyun tersine yüzüyorsunuz?

Boğazda, İstanbul’un en güzel, en korunaklı malikânesinde bir masa başında politika oyunu oynuyorsunuz.

Ne olduğunuzu biliyoruz.

Tam olarak 48 kişisiniz.

48 Gâvur.

48 Sömürgeci.

48 Çaşıt.

3 demet yabancı akıl.

Ülkemizdeki tüm problemlerin sorumlusu sizsiniz.

Sizi ülkemizden sürünce tüm ideolojik çatışmaların biteceğini biliyoruz.

İnsanlar, “ne değişti de eskisi gibi anlamsız nedenlerle birbirimizin boğazını sıkmıyoruz”diyecek.

Geriye sadece “hayata dair” çelişkiler kalacak.

Siz eski dünyasının kinayesisiniz.

Yol alamayacaksınız.

Biz Şark’ın ruhuyuz.”

İsimlere, tabelalara, zahiri olgulara takılıyorsunuz ama sizi yenen bu güç.

Şark, başülkesini seçerken ortaya çıkan enerji sizi yeniyor.

Tarih boyunca diriliş öyküleri engellenemedi.

Yarım kalan devrim yoktur.

Öykümüzü tamamlayacağız.

Biz kendi içimize çökmeden eliniz hep boş kalacak.

Avantaj dolu yıllarınız bir arazdı.

Eski günleri unutun.

Bir daha o debdebeyi bulamayacaksınız.

Tevhitle, adaletle, merhametle, erdemle ve demokrasiyle etkilediğiniz toplulukları da elinizden alacağız.

Yakında biriniz hariç 47’inizi evine göndereceğiz.

O bir kişiyi siz seçin.

Vitrine koyup teşhir edeceğiz.

Bugüne kadar bizden nice binler öldü.

Sizin de bir fireniz olsun!

Güncelleme Tarihi: 27 Nisan 2015, 09:41
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241