banner279

Bölünmeye değil birleşmeye koşuyoruz"

Çözüm sürecinin bölünmeye değil birleşmeye götüreceğini söyleyen Sosyolog Prof. Dr. Ahmet Özer, "Türkiye demokratikleştikçe, Kürtleri sisteme kattıkça kimse ayrılmaz" dedi. Özer, kişi başına düşen milli geliri 30 bin dolar olan bir ülkenin bölünmeyeceğine dikkat çekti.

Bölünmeye değil birleşmeye koşuyoruz

Prof. Dr. Ahmet Özer, Kürt meselesini en iyi bilen akademisyenlerden... Hem bölge insanı hem de sosyolog olarak yıllardır bu konuda pek çok çalışmaya imza atmış bir isim. Şu anda Toros Üniversitesi'nde rektör yardımcısı olarak görev yapan Prof. Dr. Özer, Kürt meselesinin çözümü konusundaki ilginç önerileriyle de oldukça dikkat çekiyor.

“5 Büyük Tarihi Kavşakta Kürtler ve Türkler”, “Çözül(e)meyen Kürt Sorunu” gibi kitapların yazarı Prof. Özer çözüm için atılan adımları olumlu bulduğunu söylüyor. Türkiye'nin “bastırma” ve “ayrılma” dışında “demokratikleşerek sorunu çözme” iradesi gösterdiği en akılcı ve isabetli yol olduğunu vurguluyor. Özer ile “barışın” ne kadar yakın olduğunu konuştuk.

Kürt sorununun çözüm yolları nelerdir?

Sorunun üç temel çözüm yolu var:

Bastırma: Türkiye'de Sri Lanka modelini gündeme getirenler bulunuyor. Bu iş vurmayla, kırmayla, Kandil'e sefer düzenlemekle bitmez. Bunu savunanlar tarih bilmeyenlerdir. Bastırma yöntemleri denendikçe mesele büyüyerek günümüze kadar geldi. Askeri yöntemler hep acı ve gözyaşı getirdi. Sorunun daha da büyümesine yol açtı.

Ayrılma: Bastırma işi ayrılmaya da yol açabilir. Ayrılma çağımızda geçerli bir yol değildir. Çünkü küreselleşme çağında dünyada kalabilmek için birlikler kuruluyor ve ülkeler birleşiyor. Eğer Kürtler ayrılırsa Türkiye küçülür, gücünü kaybeder ve Orta Doğu'da etkili olamaz. Kürtler de küçük bir devletçik kurdukları zaman Orta Doğu'da sofrasına kurtlara yem olurlar.

Demokratikleşme: Bu yolda diyalog, müzakere ve uzlaşma var. Meselenin çözümü demokrasi içindeyse Kürtler açısından formülasyonu: eşitlik, özgürlük ve adalettir.

Türkiye demokratikleştiğinde sadece Kürtlerin değil, bütün etnik ve dini grupların sorunları da çözülmüş olmuyor mu?

Meselenin can damarı budur. Kürtlerle Türklerin değil bütün farklı dini, mezhebi ve etnik grupların bir arada yaşayabileceği ülke demokratik bir vatandır. Kürtler demokrasi açısından değiştirici ve dönüştürücü bir dinamo görevi yaptı. Kimseden ses çıkmasaydı anti-demokratik, ceberut ve statükocu yapı yıllarca devam edebilirdi.

Gelinen noktada bastırma ve ayrılma rafa kaldırıldı mı?

Kürt meselesinin demokratik yöntemlerle çözüm yoluna girmiş olmasının dış ve iç dinamikleri var. Birincisi uluslararası boyuttur. ABD'nin; Kafkaslar, Orta Doğu ve Balkanlar'da gelecekle ilgili planları, hesapları ve beklentileri var. Orta Doğu'da Türkiye, İsrail ve Mısır olmak üzere üç önemli müttefiki var. ABD'nin burada Türkiye'ye ihtiyacı bulunuyor. Türkiye enerji koridorunun ana arterinde yer alıyor. Petrol değil aynı zamanda doğalgaz hatları da Türkiye üzerinden geçiyor. Dolayısıyla boru hattı aynı zamanda güvenliği de zorunlu kılıyor. Hem bir savaş ortamını yürütmek hem de boru hattını kurmak mümkün değil. Orta Doğu'da küreselleşmeye kafa tutan; İran, Irak, Suriye ve Lübnan'a kadar uzanan bir Şii yayı (hilali) da cabası. Şii yayının bittiği burunda bir de Vehabilik var. Türkiye bu coğrafyada Müslüman Sünni ve aynı zamanda laik bir devlet olarak Batı için bulunmaz bir modeldir. Batı, Türkiye'yi diğer ülkelere örnek gösteriyor. Bu dış dinamik çatışmanın bitmesini zorlardı.

Etkili olan iç dinamikler nelerdir?

Arap baharı, Suriye ve İran'daki gelişmeler başka olayları tetikleyebilir. Bu da Kürtlerin taleplerinde köklü değişikliklere yol açabilirdi. Kürtler, sadece demokratikleşme ile kifayet etmeyip bir bağımsız Kürdistan'a doğru gidebilirlerdi. Bu da ayrılma demek olurdu. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ortak aklı Orta Doğu'da dengelerin değiştiğini gördü. Ayrıca 30 yıllık çatışma ortamının oluşturduğu fırtına çocukları var. Bu dönemde adım atmasaydı fırtına çocuklarının söz sahibi olacağı dönemde onlarla müzakere edemeyebilirdi. Üçüncü olarak Öcalan, devletin elinde ve uzlaşmadan yana. Devlet için Öcalan büyük bir şans. Çünkü eğer Öcalan yarın ölse veya liderliği zayıflasaydı devlet bu işi çözmek için Kandil ile ayrı -ki burada kaç farklı odak var- Avrupa'dakilerle ve hapishanelerdekilerle ayrı ayrı görüşme durumunda kalacaktı. Bu kadar ayrı noktalarla görüştükten sonra da bir sonuç elde etmesi mümkün olmayabilirdi.

Öcalan ile görüşerek onun üzerinden “silahların susturulması” doğru mu?

Öcalan'ın Kürtler üzerinde sembolik bir etkisi var. Örgütün hâlâ tek etkin lideri. Bir örgütle mücadele ve çatışma varsa meselenin çözümü ancak o örgütün gerçek lideriyle konuşularak bitirilebilir. Başbakan Erdoğan çok ciddi siyasi bir risk alarak çok akıllıca bir iş yaptı. Bu işin çözümü için adım atıyor. Bu işi çözdüğü takdirde Atatürk'ten sonra Türkiye'nin en büyük lideri olarak tarihteki yerini alacaktır.

Ayrılma silahların susup barışın kalıcı hâle getirilmesinden sonra söz konusu olamaz mı?

Diyelim ki Batı'daki insanlar haklı. Kürtler zenginleşecek ve sonra ayrılacaklar. Bunu ne zaman ve nasıl yapacaklar? Siyasetle yapabileceklerse buyursunlar yapsınlar. Bugün Amerika, İtalya, İspanya ve Almanya'nın içinde bile ayrılmayı tartışan gruplar vardır. Ama silahlı mücadeleyle bunu yapmıyorlar. Batıda bazı kesimlerin “adım adım bölünmeye gidiyoruz” algısı yanlıştır. Türkiye bölünmeye değil birleşmeye doğru yol alıyor.

Nasıl?

Öcalan açık bir şekilde “biz ayrı devlet istemiyoruz” diyor. “Bağımsız Birleşik Kürdistan'dan” “Demokratik Cumhuriyete” geldi. Bununla da yetinmedi. 40 yıldır silahlı mücadeleyi esas almıştı. Nevruz'da silahlı mücadele döneminin bittiğini ilan etti. Bu önemli bir paradigma değişikliğidir. Benzer bir paradigma değişikliği devlette de oldu. Ortak noktada buluşmaya doğru gidiyorlar.

SİLAHLI MÜCADELE ÇÖZÜM?OLMADI

Prof. Ahmet?Özer “Bu iş vurmayla, kırmayla, Kandil'e sefer düzenlemekle bitmez. Bunu savunanlar tarih bilmeyenlerdir. Askeri yöntemler hep acı ve gözyaşı getirdi” dedi.

5 MİLYON EVLİLİK VAR

Et-tırnak kötü bir benzetme

“ETLE-tırnak gibiyiz” benzetmesine karşı çıkan Prof. Dr. Ahmet Özer, “Tırnak uzadığında kesilip atılır. Türk ve Kürt toplumları ise bin yıldır bir arada yaşıyor” dedi

Prof. Dr. Ahmet Özer, Türkler ve Kürtler'in neden ayrılamayacağını şöyle anlattı: “Türkiye'de Türk ve Kürt evliliklerinin 5 milyondan fazla olduğu tahmin ediliyor. En büyük Kürt şehri Diyarbakır değil İstanbul'dur. Koç'un Sabancı'nın bayileri Van'da Tatvan'da da var. Kültür birliği ve din birliği var. Ayrıca bin yıllık birlikte yaşama söz konusu.” Özer, hep yapılan “Etle tırnak gibiyiz” benzetmesine de karşı çıktı. Özer, “Et-tırnak kötü bir benzetme. Tırnak her uzadığında kesilip atılıyor. Şimdiye kadar da böyle yapıldı. Kardeşlik lafla ve hamasetle olmaz. Kanunî olarak bir hukuka bağlanması lazım. O hukukun içinin de doldurulması lazım. Bu da Anayasa'yı değiştirmekle olacak bir iştir. Ardından anti-demokratik yasalarda düzeltildikten sonra bir genel af çıkartılarak hem içerideki hem de dışarıdaki Kürtler sisteme entegre edilecek. Bundan sonra Türkiye'nin dağa taşa attığı trilyonlar ekonomiye gidecek ve herkes zenginleşecek. Ve benim bir iddiam var. Kişi başına düşen milli geliri 30-40 bin dolar olan bir ülkenin bölünme meselesi olmaz. Ama milli gelirin 3-5 bin dolar olduğu yerde kavga gürültü olduğu gibi bölünme de olur. Türkiye bu işi çözdüğü takdirde zenginleşecek, bu zenginleşme Türklerle Kürtlerin birbirinden uzaklaştırmayacak. Tam tersine daha da birleştirecektir” dedi.

ÖZER'DEN TEKLİF:

Silahlara yedi adımda veda

Prof. Dr. Ahmet Özer, “Silahlara veda için bundan sonra ne tür adımlar gerekiyor?” sorusuna şöyle cevap verdi ve 7 adımı sıraladı...

1. adım çatışmasızlıktır. Öcalan bunu sağladı.

2. adım yargı paketleridir. KCK'den tutuklu bulunanların önemli bir bölümü serbest bırakılmalıdır.

3. adım sınır dışına çekilmedir. Silahlı unsurların Türkiye'yi terk etmesi önemlidir.

4. adım Anayasa'nın değiştirilmesidir. Devlet hakemdir. Anayasası'nda ırk, din, dil ile ilgili baskı vurgusu olmamalıdır.

5. adım silahların bırakılmasıdır. Bu sağlandığında ise artık başka şeyler tartışılacak. Silahların teslim edileceği bir heyetin oluşturulmasıdır.

6. adım büyük toplumsal barıştır. Birileri buna genel af diyebilir. Bu sadece dağdakileri değil içerideki ve diasporadaki insanları da kapsamalıdır. Çünkü cin şişeden çıkmıştır. Bir daha o şişeye girmez. Cini tekrar şişeye sokarım diyen adamın elinde şişe patlar ve can kırıkları kan kaybına yol açar ve o insan kan kaybından ötürü ölür.

7. adım toplumsal entegrasyondur. Gelenlerin içinde siyaset yapanlar siyaset, ekonomi ile ilgilenenler iktisatla ilgilenecekler. Sorunlu olanlar ise rehabiliteye tabi tutulacaklardır.

Bunlar sağlandığında Türkiye uçuşa geçer. Birkaç yıl içinde Türkiye dünyanın en saygın ülkesi olur. O zaman Erdoğan, Ortadoğu'da sözü itirazsız dinlenir bir lider olur. MHP, bugünkü politikasını sürdürürse çağın ruhunu okuyamadığını için çözümden sonra silinip gider. CHP ise, var olmak istiyorsa değişmeli.

Adem Demir-Türkiye

Güncelleme Tarihi: 01 Nisan 2013, 10:22
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140