banner279

BİZİ YAKAN BİZİM ATEŞİMİZ YA DA SUNNİLİKLE ŞİALIĞIN SAVAŞI

Muaz Ergü

BİZİ YAKAN BİZİM ATEŞİMİZ YA DA SUNNİLİKLE ŞİALIĞIN SAVAŞI
 Evet, emperyalist Batı’nın çok kirli bir mazisi var. Topraklarımız üzerinde alçak emelleri… Bu toprakların mukimi bizler, bizi yönetenler çok mu temiz? Yüzyıllardır en rafine sömürü devam ediyor. Değişen bir şey yok aslında. Hep aynı senaryolar. Taarruzlar karşısında bir türlü bir araya gelememek. Kendi coğrafyamızda inisiyatif sahibi olamamak… Mezhep meşrep kavgaları, tarihteki siyasi ve politik atılımları, atraksiyonları, hareketleri itikadi kaideler gibi algılamak ve buradan kalkarak kardeşlik hukukunun paramparça etmek… Meleklerden cennet bekçiliği ya da cehennem zebaniliğini çalarak yeryüzünde istediğimizi cennete gönderme istediğimizi cehenneme gönderme rolü üstlenmek…
“Bizi yakar bizim ateş” diye söylemiş Âşık Veysel. Görmeyen gözleriyle, akademik eğitimin tezgâhına bulaşmamışlığıyla. Anadolu’nun derin irfanıyla söylemiş, ferasetle… Yanmak, ateş, ölmek, kan, savaş, çatışma, bomba, canlı bomba, ihanet, kardeş kavgası, kabile vuruşması, gözyaşı, mültecilik… Son yıllarda coğrafyamızı anlatırken kullanılan fiks kelimeler. Bir zamanlar bilgiye, hikmete, şiire, sanata yurt olmuş topraklarımızda her gün yeni bir ağıt, yeni bir çığlık yankılanıyor. Şehirlerimiz tar-u mar… İlimden, irfandan eser yok. Talihimiz yerle bir olmuşluğu gibi beldelerimizde yerle bir.
Veysel’in dediği gibi bizi yakan yine bizim ateşimiz. Yaşadığımız topraklardan haberdar olmamamız. Birbirimizi anlayamamış olmamız, diş bilememiz birbirimize. Evet, Batının, emperyalistlerin, küresel vahşi siyasetin üzerimizdeki gölgesi gitmek bilmiyor. Coğrafyamız üzerinde çirkin emelleri var ama biz niye hep bu tezgâhlara geliyoruz. Senaryosunu çizmediğimiz oyunları oynuyor. Niye bizim topraklarımızda hep figüranlık yapıyoruz? Niye?… Niye dürüst değiliz? Elimize geçen makam mevkii neden menfaat merkezi haline getiriyoruz? Niçin yalancıyız kendimize ve başkalarına? Neden rol yapıyor, racon kesiyoruz? Hangi saikler bizi dev aynasında gösteriyor? Niçin saygımız yok kendimize ve dışımızdaki varlıklara?
Güzel ahlakın, eminliğin, dürüstlüğün, dosdoğru olmanın, adaletin, hakkı gözetmenin, merhametin, şefkatin peygamberi Muhammed-ül Emin’in ümmeti olan bizler neden gayri ahlaki, adaletsiz, hoşgörüsüz, merhametsiz, görgüsüz bir halde zillet dolu bataklık içinde çırpınıp duruyoruz? Yaşadığımız beldeler niçin huzurdan ve saadetten bu denli uzak? Ticaretimiz hileli, siyasetimiz şaibeli, dostluklarımız şikeli, düşmanlıklarımız onursuz, öfkemiz ayarsız, sevgimiz abartılı, acımız yalan… Hep dünyanın geçiciliğinden, faniliğinden bahsediyoruz ama dünya sevgimizin ve mal biriktirmemizin sınırı yok. İnançlarımız bir türlü gönüllerimize inmiyor. Bir başkasına, bizden farklı düşünene tahammülüz yok. En değerli farklılıklarımızı, renklerimizi susturmayı iyi biliyoruz. İhtilaflardan rahmet doğurmayan kısır bir döngüye mahkûmuz…
Evet, emperyalist Batı’nın çok kirli bir mazisi var. Topraklarımız üzerinde alçak emelleri… Bu toprakların mukimi bizler, bizi yönetenler çok mu temiz? Yüzyıllardır en rafine sömürü devam ediyor. Değişen bir şey yok aslında. Hep aynı senaryolar. Taarruzlar karşısında bir türlü bir araya gelememek. Kendi coğrafyamızda inisiyatif sahibi olamamak… Mezhep meşrep kavgaları, tarihteki siyasi ve politik atılımları, atraksiyonları, hareketleri itikadi kaideler gibi algılamak ve buradan kalkarak kardeşlik hukukunun paramparça etmek… Meleklerden cennet bekçiliği ya da cehennem zebaniliğini çalarak yeryüzünde istediğimizi cennete gönderme istediğimizi cehenneme gönderme rolü üstlenmek…
Bu ve bundan sonraki yüzyılda da sanırım toprak Müslüman kanına doymayacak. Kan akacak, kanımız… Müslümanları büyük bütünden ayırarak uluslaştırma, arkasından mezhep savaşlarıyla ayrıştırma, onun sonunda da etnik ayrışmanın körüklenerek aradaki bağların tamamen ortadan kaldırılması. Evet, bizler Şiilik sunnilik savaşı yaparken ortada insan kalmayacak. Birbirine düşman etnisitelerin kaotik paradigmaları dolayısıyla bir kez daha sömürüleceğiz. Farslar Şiilik etrafında toplanıp, Kerbela’dan bu tarafa kendilerini zinde tutan öğretilerle bir blok olurken ya da Şii Hilali oluşurken diğer yandan Şiiliğe karşı Sunniliği müdafaa etme gayesinde bir araya gelecek Araplarla ya da Sunni Hilalinde kılıçlar kınından çıkarılacak.
Hem mezhep hem de siyaset temelli bu çatışmada Türkiye’nin tavrı belirleyici. Bu çatışmada keskin, tavizsiz bir taraf olunursa yine kaybederiz. Her iki tarafı da toparlayıcı, yatıştırıcı olmak durumundayız. Bölgenin iki büyük devleti Türkiye ve İran karşı karşıya gelirse bu mücadelede kazanan olmayacak. Sakin olmak zorundayız. Bölgede Türkiye ve İran’ı karşı karşıya getirecek her türlü siyaset bölgenin huzurlu olmamasını isteyenlerce ortaya konulmaktadır. İster İran’daki ideolojik gruplar olsun isterse Türkiye’deki Kemalizm, solculuk, milliyetçilik, liberalizm, İslamcılık… gibi farklı ideolojik gruplar olsun kim çatışmayı ister ve körüklerse coğrafyaya karşı ihanet içinde olacaktır.
Şii düşmanlığıyla ya da Sunni nefretiyle bilenmek facia. Bu topraklar İran’daki Fars aristokrasisinin Sasani hayali ile bizdeki Kemalist elitlerin model ülke Türkiye hayali arasındaki kavgaya şahitlik ederse, seyret coğrafyadaki yangını… Evet, tarihten bu tarafa sıkıntılarımız var. Konuşulması, tartışılması gereken. Hem siyasi anlamda hem de inanç anlamında. Ama bu sıkıntılarımızı bu zor günlerde tekrar gün yüzüne çıkarmak faydalı bir şey olmayacak. Emperyalist tezgâh işleyecek… Bölgede komşular arasında rekabete, kültürel zenginliklere evet ama düşmanlığa ve mezhep dayatmacılığına hayır!…haber 10/ Muaz Ergü

Güncelleme Tarihi: 30 Ekim 2016, 10:59
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140