banner279

Bir de Tersinden Bakmalı Kendimize

Deniz Demir Yazdı...

Bir de Tersinden Bakmalı Kendimize

Kendimizi başka biriymiş gibi bir yere oturtmalı önce. Bir süre sessizce yoğunlaşmalı; onun biz olmadığına inanmak için. Gerçekten sevdiğiniz bir arkadaşınız bunaldığında size içinizi dökerken, onu o hale getiren olaylarda ve durumlarda onun yanlış yanlarını açıkça yüzüne vururken, kırılan bir kol kemiğini yerine oturturken yaşanan acıya benzer bir acıyla sarsılır. Kendini haklı çıkartmak için aynı biçimde bağırarak tepki gösterir. Kaç insan,  yanlışlarını bir biçimde söylediniz diye size saldırılmıştır. Eğer bunu hiç yapmamışsanız, sizi kendine yakın bulanları hiç dinlememişsiniz veya şirin görünmek için onun her davranışını haklı bularak riyakârlık yapmışsınız demektir. Bu uzun cümleyi şu biçimde de kurabilirdik, deneyelim: Sizi seven bir insan, bunaldığınız zamanlarda içinizi açtığınızda söz konusu olaylar ve durumlarla ilgili size dair hatalar bulup,  mutsuzluğunuzda kendi payınızın büyüklüğünü ortaya koyduğunda, kendinizi savunur,  giderek hata dediği şeyi yapmanıza başkalarının sebep olduğunu savunarak karşınızdakine bağırırsınız. “Sen de beni anlamıyorsun" tarzı cümleler kimi zaman öfkeli, kimi zaman ağlamaklı söylenir. “Sen de beni anlamıyorsun" un altında çoğu zaman, "Beni anlamak zorunda olan kişi sensin" tarzı bir emrivaki, kimi zaman da "Sen beni anlamazsan senden de uzaklaşırım" gibi bir tehdit gizlidir... Hâlbuki içinizi açmak için seçtiğiniz kişi, kırık bir kolu düzgünce yerine oturtmak adına acımasız davranan, sizi yanlışlarınızla yüzleştiren bir dosttur yalnızca. Bazı insanlar için zaman zaman şunu düşünmüyor muyuz; " ‘ben,  ben, ben’ diye zırvalamaktan bıkmaz mı bu kişi!" Sahi siz " ben,  ben, ben " diye zırvalamaktan bıkmadınız mı..."Ben, ben" diye yıllardır kafasını ütülediğiniz insanların Ben’ini merak edip, ama gerçekten de merak edip, iç dünyalarını keşfe çıktınız mı hiç; denediniz mi bunu. Bir arkadaşınız, dostunuz size gelip de yarasını gösterdiğinde kanadınız mı sahiden... Onun için ağladınız mı? İşinizi gücünüzü bırakıp onun yüzünü güldürebilmek için bütün enerjinizi bıkkıntı duymaksızın harcadınız mı?  Bir orantıya vurursak...

 Başkalarını suçlamalarınız mı daha çok Yoksa sıcak ve içten sarılmalarınız mı? Birine sığınak gözüyle bakıp sarılmaktan çok; çaresiz bir insana kaç kez sığınak oldu kollarınız. Kendinizi başka birisiymiş gibi düşünün bakalım. Belki bir arkadaş belki bir dost; ama adaletli bir dost ve arkadaş olarak… Sonra da sormalı:” Bu kadar yalnızsın madem. Bu kadar yalnız olmak için ne yaptın. Bunu nasıl başardın sana; "Hayır, ben insanlara elimden gelen iyiliği yaptım" diyecektir ve kendi iyi niyetlerinin nasıl suiistimal edildiğini hararetli bir biçimde anlatmaya başlayacaktır. Ona fırsat verme fazla. Çünkü o her zaman "ben" diye başlayıp, her zaman "insanların ona ettiklerini" bazen öfkelenerek, kimi zaman acınaklı bir dille, bazen yavaş ve yumuşak bir sesle, bazen da bağırarak anlatırken, sana konuşma fırsatı vermeyecektir. Böylesi durumlarda, yani suçlanma gibi bir durumda kaldığında verdiği tipik tepkiler vardır onun, ağlamak, bağırmak gibi... Hatta senin sorularını biliyor gibi konuşup, .soracaklarını biliyor gibi yanıtlar verecektir. Ona sakın acıma. “Bu kadar insanın yaşadığı dünyada, bu zamana kadar tanıdığın bütün insanlar suçlu, kötü ve yalnız sen mi iyisin?" diye sor... Onu sıkıştır. Yani bütün insanların arasında sadece melek olan oysa onu öfkeleri, gözyaşları ve yalnızlığı içinde bırakıp ona tabii olabilirsin; başka bir kurtuluş umudu kalmamış demektir. Başkaları için ne yaptın? Ülken için, Seni sevenler için ne yaptın? Ailen için, Arkadaş diyebildiğin ve şimdi "artık yok" dediğin insanlar için ne yaptın? Onlara yaptığın maddi katkılar,  hediyeler midir aslolan? Veya onların nankörlüğü mü? Herkes kusurluyken ısrarla görmemişsen, bu kadar kör olmanın nedeni nedir? İnsan kaç defa kör olur? Verilip geri alınmayan veya onun için harcanan paralar, yapılan ve karşılığı bir türlü ödenmeyen iyilik dediğin şeyler ve bunlardan dolayı içinde oluşan kırılmalar. Söylenen yalanlar... Siz arkadaşlarıyla, ailesiyle, sevdikleriyle sorunlar yaşayan kaç insan gördünüz ki onları suçlamamış olsun. Her kimle çatışması olursa olsun  - bu çatışma kırılma ve üzülmelerde karşı tarafı haklı bulma oranı kendini haklı bulma oranından düşük kaç kişi gördünüz. Bütün mutsuzluklarında çoğunlukla ve doğrudan kendini haksız bulan kaç kişi vardır. İnsanların çoğunun mutsuzluk ve öfke nedenleri kendi çevreleri değil mi. Ana baba çocuk kardeş akrabalar zinciri içinde kendi gerçeğini yaşayamamak bizim gibi ülkelerde önemli bir sorun oluşturmaktadır artık. Akraba denilen insanları biz seçmedik. Yaramaz, yalancı, üçkâğıtçı kişiler olabilir akrabalar arasında; ama akrabamızdır, kan bağımız var. Bir çırpıda silkip atamaz insan onları. Örneğin babanızı veya çocuğunuzu bir çırpıda atıvermek kolay değil. Devletin hastaları yaşlıları koruma ve güvence altına almadığı toplumlarda, geleneksel aile yapısının otokontrol sistemi ve feodal kuralları belli yükümlülükler veriyor kişiye. Akraba akrabanın sırtına yük olabiliyor yeni zamanlarda. Eski zamanlarda, çocuklarını büyüten ebeveyn yaşlanınca da, çocukları onlara bakıyor. Sistem hem feodal yani geleneksel hem de kapitalist aile biçimlerini parçalamaktadır. Çünkü kapitalizm insani olan her şeyin düşmanıdır. O yalnızca satacağı malı düşündüğünden, birbirinden kopmuş ve bireysel yaşayan insanlar daha çok işine gelir. Altı kişinin aynı çatı altında yaşadığı aile kurumunu yıkar. Ana-baba ayrılıp ayrı evler tutarak, o evlere kapitalizmin sürekli reklâm ettiği buzdolapları, televizyonları alarak katkıda bulunur. Giderek çocuklar da belli bir yaştan sonra kendilerine birer ev tutarak eşyalar alır. Durum böyle olunca, bizim gibi bir yanı feodal yaşayan toplumlarda geleneksel akrabalık ilişkilerinin içi boşaltılmış, sevginin yerini giderek nefret ve çıkar almaya başlamıştır. “Peki, sana ne yaptılar” “Beni anlamadılar ““Sen onları anladın mı? "Anladım" "Yalansın" "Değilim"

 "Ben hep anladım onları ama onlar beni anlamadı “Bu anlamak konusunu biraz deşmek gerekiyor “Sen onları anlarken onlar seni anlamak zorunda mıydı”? “Elbette, ben anlamaktaysam anlaşılmak da hakkım ““Mademki sen anladın onları, tüm insanların asıl derdi anlaşılmak değil mi”? Kişi en çok kendisini anlayanları sever, kişi kendisini anlamayanları sevemez; belki dener, çırpınır ama karşıdaki insan onu en azından anlamaya çalışmıyorsa o ilişki orada biter. İstese de biter, istemese de biter. O halde konuya dönerek baştan alalım. Sen insanları anlıyorsun ve onlar anlamıyor seni; burada bir gariplik yok mu? İnsan mademki kendisini anlayanları sever. Yeryüzünde dost arkadaş diye aradığımız ve sahip olduğumuz kim varsa, şu ya da bu biçimde bizi anlayan anlama çabası olan birileridir. Öyleyse karşındaki insanların sen onları anladığın halde seni itmeleri mümkün değildir; tıpkı senin, seni anlamayanlardan uzaklaşman gibi. Bir başkasına kolayca söylenebilecek bu cümleleri, birileri size söyleyince, genel olarak size haksızlık yapıldığını düşünürsünüz. Birisi çıkıp insan ilişkilerinde yaşadığın arızalarda çoğunlukla senin hatalı olduğunu söylerse karşı çıkmaz mısın? Çıkmıyorsan eğer, başkaları tarafından mutsuz edildiğinden yakınmak gibi bir hakkın olmayacaktır. Bu yazının amacı, kişileri doğrudan doğruya suçlayarak, içlerindeki bastırmaya çalıştıkları suçluluk duygularını depreştirmek değil. Kendim de içinde, yalnızlar kalabalığına dair sesli düşünmeye çalışıyorum yalnızca.

Yalnızlık duygusu insanî bir duygu ise ki öyledir, eskil zamanlarda başlamış bir süreçtir insanın yalnızlaşması süreci. Böyle olunca, insanın insana kulluğu ile başlar asıl yalnızlık. Efendilerin dünyasında köleler korunaksız ve yalnızdır. Tragedyalarda ve diğer antik dönem edebiyat ürünlerinde sürekli olarak tanrıların cezalandırdığı varlıklardır insanlar. Giderek Tanrı krallar çağı gelir. Firavunlar karşısında bir insanın ne hükmü vardı ki. O halde, insanı insan yalnızlaştırdı. Belki de doğadan koptukça, yabanıllıktan koptukça yalnızlığa doğru yürüdük. Yabanıl olan, gelişmemiş hayvana daha yakın olan anlamında alınırsa, kuşkusuz ki hayvanlarda ne yalnızlık ne de başka bir duygu vardır. Hayvanın güdüsü vardır. Karıncalar gibi kalabalıklar biçiminde yaşayan canlıları bir araya getiren nedenler arasında yalnızlık yoktur. En azından insanoğlunun yaşadığı biçimde bir yalnızlık olamaz.

Güncelleme Tarihi: 05 Ekim 2012, 21:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140