banner279

Bir ataerkillik hikâyesi

Etyen Mahçupyan

 Bir ataerkillik hikâyesi
 Alınganlığa sebep olmamak için baştan söyleyelim, hiçbir zihniyet diğerlerine kategorik olarak üstün değil. Ama ‘istatistiki’ olarak günümüzün rekabetçi dünyasında demokratlığın daha iyi sonuçlar aldığı görülüyor. İş dünyasında koca bir literatür bu zihniyeti stratejik ve gündelik yönetişimin temeli haline getiren Apple, Microsoft, Exxon gibi şirketlerin uygulamaları üzerine. Benzer bir başka büyük literatür de ABD ve İskandinav örneklerinden hareketle pedagoji ve eğitim alanında mevcut.

***

Öte yandan zihniyetin ahlak, zeka, akıl, çalışkanlık gibi melekelerle ilgisi yok. Otoriter biri gayet ahlaklı olabileceği gibi, demokrat zihniyette biri de örneğin bir hırsız çetesinde çalışabilir. Zihniyet, adaptasyon süreci içinde edindiğimiz zımni kabullerin ürettiği bir algı, kavrayış ve tepki paradigması. Yani zaman içinde değişme özelliği gösterebiliyor ama her an için geçmişten bu yana biriktirmiş olduğumuz kişisel deneyimimize dayanıyor. Dolayısıyla hangi zihniyetlere daha yakın olduğumuzu biraz da nasıl bir kültürde yaşadığımız belirliyor. Yapılan çalışmalar kültürel ortam ile kişisel zihniyet arasında determinist bir ilişki olmadığını ortaya koymakta. Diğer deyişle otoriter kültürlerden demokrat zihniyette insanlar çıkabildiği gibi, tersi de mümkün. Ne var ki istatistiki olarak baktığımızda, içinde yaşanan kültürün dayandığı zihniyete uyum sağlama dürtüsünün çok güçlü olduğunu görüyoruz.

Buradan hareketle bizde ataerkilliğin niçin bu denli yaygın olduğunu anlayabiliriz. Bizans/Osmanlı kültürel ortamı çağlar içinde bu açıdan büyük bir değişkenlik göstermiyor. Gerçekliğin heterojen ve hiyerarşik olduğunu, her varlığın kendine özgü değer taşıdığını, bunlar arasında eşitliğin mümkün olmayıp sistemin bekasının adaletle sağlanabileceğini düşünüyoruz. Gerçeklik gibi, bilginin de hiyerarşik olması, dolayısıyla bilgiye ancak rehberler vasıtasıyla yaklaşılabilmesi de bize doğal geliyor. Bu kabullerin ilginç uzantılarından biri ise kendisini ‘rehber’ olarak gören kişilerin psikolojilerine yansıyor.

İş dünyasından yaşanmış bir örnek verelim… 90’lı yıllarda Türkiye’de sağlık alanında tüketim ürünleri üreten bir firma vardı. Patronu her şeyi kendisinin bildiğini varsayar ve başka kimsenin de hiçbir meseleye kendisi kadar vakıf olamayacağını düşünürdü. Piyasaya

yeni bir ürün sürdüklerinde yönetim kurulundaki ekonomi profesörlerinden ‘doğru’ satış fiyatını hesaplamalarını ister, ama sonraki toplantıda tamamen farklı bir fiyatı deklare eder, profesörlerin yetersizliğini yüzlerine vurmuş olurdu. 

***

Bu şirketin karları rekabetin artması ile birlikte hızla düştü ve kronik zarar veren bir işletmeye dönüştü. Patron her kararı bizzat aldığı ve bunların ‘doğruluğundan’ emin olduğu için şirkette hırsız var diye tutturdu. Nihayet hırsızın mali işler müdürü olduğuna hükmetti ve işten attı. Ama zarar etmeye devam ettiler… Patron yanlış karar veriyor olduğunu kabullenemediği için başka hırsızların türediğine hükmetti ve çözüm olarak işten atılmış mali işler müdürünü yeniden işe aldı. Çünkü hırsızları ancak bir başka hırsız yakalayabilirdi…

Mizah gibi gelebilir ama ayniyle vaki. Ataerkil zihniyetteki kişiler, hele rehber olduklarında kendilerini mukayesesiz, üstün varlıklar olarak görme eğilimi taşır, kendi görüşlerinin sorgulanmasından hoşlanmaz, o görüşlerin başkaları tarafından da anında benimsenmesini isterler. Emir vermez ama fikirlerinin ‘emir’ mertebesinde görülüp uygulanmasını bekler, bu olmayınca da küserler. Sürekli doğru ve haklı olmak giderek bir bünyesel ihtiyaç haline geldiği için, gerçekliği de kendilerine göre zihinlerinde yeniden tanzim eder ve bazen gerçeklikten kopabilirler… Düzgün büyüme performansı gösterebilmiş ataerkil şirketlerin hemen hepsinin, bu dönemin ardından engellenemeyen bir düşüşe geçmelerinin nedeni de budur…   

Güncelleme Tarihi: 03 Aralık 2017, 10:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241