banner279

Bilgi Toplumu’na geçerken: Eskisi gibi olmayacak!

CEMİL ERTEM

Bilgi Toplumu’na geçerken: Eskisi gibi olmayacak!

Şu 5-G’ye doğrudan geçiş tartışmasını, çok önemli ve simgesel olarak da öğretici ve bizim ekonomi tarihimizi anlatan bir olay olarak görüyorum. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta yaptığı 5G çıkışı, bize göre tarihsel ve oldukça öğretici bir başlangıcın önemli adımıdır. 
Türkiye sanayi toplumu sürecini, neredeyse bir yeni-sömürge olarak tamamladı. Şimdi Bilgi Toplumu’na geçişin eşiğinde aynı hataları yapacak mıyız? Hayır; çünkü hem bu konuda, devletten başlamak üzere, bir farkındalığımız var hem de bilgi toplumu geçişini sağlayacak siyasi irademiz ve kurumlarımız var. 
Dün MÜSİAD Genel Kurulu’nda Başkan Nail Olpak’ın TÜSİAD çıkışının özü de aşağıda anlatacağım “iktisat tarihi” hikayemizde gizlidir. Türkiye’nin, sanayi toplumu geçişinde başına gelenler, bilgi toplumu geçişinde de başına gelecek mi? İşte soru budur ve bu sorunun cevabını Erbakan’ın adımları ile anlatmaya başlamalıyız.  

Erbakan’ın stratejik adımları  

Erbakan, şu iki stratejik adımı atmak istemişti: Türkiye, geç kaldığı sanayi devrimini, Batı gibi ağır emek istismarına ve emek yağmasına başvurmadan yapmalıydı. Bunun için devlet, Batı’nın bize dayattığından ayrı, özgün bir yol gösterici ve düzenleyici bir rol üstlenmeliydi. 
Bu bakış açısı ve politikanın sosyo-ekonomik karşılığının 1990’lı yıllarda olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu soru çok önemli zira Erbakan’ın ‘milli’ çizgiler içeren sanayileşme politikası, onun hem siyasî çizgisini hem de bu çizginin ekonomik olarak haklılığını ortaya koyuyordu. Fakat yine paradoksal olarak bu çizgi, ne Erbakan’ın 12 Eylül öncesi Milliyetçi Cephe dönemi iktidar ortaklığı sırasında, ne de 28 Şubat öncesi Doğru-Yol (Tansu Çiller) koalisyonu sırasında hayata geçebilecek sosyal ve iktisadî-siyasî şartların çizgisiydi. Dolayısıyla bu çizgiden Erbakan çoğu kere, özellikle Milliyetçi Cephe dönemlerinde taviz vermek, hatta tamamıyla vazgeçiyor görünmek zorunda kalmıştır. Çünkü bu çizginin hayata geçmesi için, Türkiye’deki hakim oligarşinin ve bunun yönettiği yargı-asker bürokrasinin iktidardan uzaklaştırılması ve bunu da siyasî bir partiden ziyade, o partiye destek verecek yerli -milli- burjuvazinin yapması gerekiyordu. 
Öte yandan Türkiye’de başından beri zaten böyle ‘milli’ bir burjuva sınıfı olmadığı gibi, Erbakan’ın bütün dönemlerinde tam aksine, tekelci ve küresel ortaklarının bir şubesi gibi hareket eden bir burjuva sınıfı ve onun bürokratik ortakları iktidardı. Türkiye’de bu iktidar bloğunu kısaca oligarşi olarak tanımlarsak, bu oligarşik yapının devlet bürokrasisi ile birlikte temel kanatlarını başka şekilde ifade edebiliriz. Bu da, İstanbul merkezli tekelci burjuvazidir ki, bu yapı önemli oranda komprador özellikler taşır. Bu açıdan hiçbir zaman ‘dış’ ortaklarından bağımsız karar alamaz. Bunun için dün MÜSİAD Genel Kurulu’nda hem MÜSİAD Başkanı’nın hem de Cumhurbaşkanımızın söyledikleri tarihi önemdedir. Devam edelim:  

Gümüş Motor: Bir simge 

Erbakan’ın sanayileşme stratejisini anlamak için onun öğrencisi olan, yıllardır devletin sanayileşme politikaları için Erbakan Hoca’nın izinde çırpınan bir sanayici-bürokrat ve akademisyen Kahraman Emmioğlu’nu dinlemek gerek: 
“Necmettin Hoca Almanya‘da doktora çalışmaları esnasında Deutz Motor Fabrikası’nda pratik çalışmalar yaparken, Türkiye’de en azından tarımda çokça kullanılacak tipte bir dizel motoru imalatını gerçekleştirmeyi kafasına koymuş. (…) 
O günlerde Çekoslavakya‘daki Skoda Firması’ndan İstanbul’a otobüs satın alınacakmış. Dizel motorunun know-how meselesini de otobüs pazarlığının içine katmışlar. Skoda gönülsüz de olsa razı olmuş ve imalatla ilgili her türlü yardımı yapmış. Fabrikayı İstanbul’un Gaziosmanpaşa semtinde kurmuşlar. 1960’larda açılan fabrika, imali planlanan dizel motorunun neredeyse bütün parçalarını üretecek şekilde planlanmış. Zira o sıralar gereken yan sanayiler henüz teşekkül etmemişti.” 
Gümüş Motor’un sonrasını biliyoruz, araya ABD, bizim “yerli” sermaye ve onun “iliştirilmiş” siyasetçileri girdi. Erbakan Hoca’nın sanayileşme stratejisi tasfiye edildi; kendisi de siyaseten 28 Şubat’da tasfiye edildi. Türkiye, bırakın motor üretip küresel rekabet yapmayı, bu alanda ara malı bile üretmekten uzak kılındı. Teneke kıvamında “yerli” otomobiller iç pazara yüksek fiyattan sürüldü. Türkiye, dışarıya borçlandı, halk kazıklandı. Ülkemiz bir eski makine mezarlığına da dönüştü. 

Bilgi Toplumu’na geçerken 5G Teknolojisi 

Şu an bilgi iletişim alanında Türkiye’ye oynanan oyunlar, şu anlattığım sanayileşme hikayesi ile öyle benzer ki. 
Biz Cumhurbaşkanı’nın 5G çıkışını bu bağlamda değerlendirmek istiyoruz. 
5G de şebekeye temel teknolojiler seviyesinde yapılacak yatırımın ekonomik potansiyelini anlamak için 2023 vizyonu kapsamında değerlendirme yapmalıyız. Türkiye, eğer 4G’ye adım atarsa,  üç yıl sonra çöp olacak bir teknolojiye milyarlarca dolar kaynak aktaracak ve niteliksel bir sıçrama olan 5G teknojisini de geriden takip edecektir. 
Mobil internet, nesnelerin interneti ve bulut teknolojilerinin potansiyeline bakınca küresel alanda kapılması gereken pazar payı Türk sanayisinin ihracat potansiyelinden çok daha fazladır. 5G konusunda alınacak insiyatif ve gösterilecek iradenin anlamı en çok ekonomik kalkınma, teknolojik kalkınma,  nitelikli insan kaynağı ve istihdam geliştirmek için önemlidir. Bugün iletişim teknolojileri ekosistemini, çekirdek şebeke, baz istasyon alt yapısı ve kullanım cihazları olarak ele alabiliriz. Bu üç alanda da oligopol bir piyasa yapısı ve teknolojik olarak dışa bağımlılık vardır. Örneğin Türkiye ULAK Projesi gibi projelerle (baz istasyon oluşturma) adım atmıştır ama çip teknolojisinde gerekli adımlar atılmamıştır. Bunun en büyük nedeni de, tıpkı Gümüş Motor’da olduğu gibi, yeni teknolojiyi içeride üretmek isteyenlerin önünün kesilmesi ve Batı’da eskiyen teknojiyi bize dayatılmasıdır. Mesala 4G’de dünya piyasına hakim bir tekel, Türkiye’de bu alanda, diğer rakiplerini silecek adımları atmıştır. Ne yazık ki, burada bizim Rekabet Kurumu gibi kurumlarımız bu stratejiyi görmekten uzaktır. Burada bir patent kuşatması ve tekeli vardır. 

Cumhurbaşkanı’nın tarihi rolü 

Burada oligopol piyasayı gelişmekte olan ülkeler aşabilir bu fırsat vardır. Ama biz tren vagonları gibi, 4G, 5G falan takip edersek geçmiş olsun. Burada Türkiye, Çin’in yaptıklarına ve bu alanda kullandığı regülasyon araçlarına bakmalıdır.  
Ancak şu an gelinen durumda doğrudan 4G’ye adım atılırsa, bu piyasa oligopol bir piyasa da olmayacaktır. Doğrudan tekel (monopol) bir piyasa olacaktır ve hem Türkiye hem de tüketici daha fazla soyulacaktır. Bugün, şimdiki halde bile, Türkiye’de tüketici çok yüksek işlem ücretleri ödemektedir. Örneğin yurtdışına çıktığınızda uçak parası kadar konuşma ücreti ödüyorsunuz, bunun nedeni bizim düzenleyeci ve denetleyeci kurumlarımızın çalışmaması ve buradaki tekel konumudur. Artık burada kamunun düzenleyici olma sırası gelmiştir. AB şu an İngiltere ile birlikte 5G teknoloji alt yapısana çılgın gibi yatırım yapıyor; 
Yalnız Almanya’da 2010-2020 yılları arasında, geniş bant iletişime yapılacak 170.9 milyar euroluk yatırımla 980 bin kişiye yeni iş imkanı sağlanacağı hesaplanıyor.  
Türkiye burada gecikirse, AB, Türkiye’yi yetmişli yıllardaki sanayi sektörlerinde yaptığı gibi, yeniden esir alır. Tam burada stratejik bir karar aşamasındayız.  
Türkiye sanayi alanında yaptığı yanlışları bilgi toplumuna geçerken yapmayacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu alanda tarihi bir rol üstleniyor. Bu önemli rolü görelim ve buraya destek verelim. Bu, aynı zamanda, kendi geleceğimize sahip çıkmaktır.
Güncelleme Tarihi: 26 Nisan 2015, 12:02
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241