bayan escort bursa escort escort gaziantep istanbul escort escort izmir escort izmir izmir escort istanbul escort denizli escort escort bayan

banner207

“BENDEN SONRA KİME KULLUK EDECEKSİNİZ ?”

OSMAN COŞKUN

“BENDEN SONRA KİME KULLUK EDECEKSİNİZ ?”
 Müslümanlar tarihin öznesi olmak yerine maalesef tarihin nesnesi konumuna düşürüldüler. İslam insanlığın gündemine giremedi girdi ise de hep kötü örnekler ile girdi. Bu duruma gelinmesinde İslam’ın düşmanlarının etkili ve gayretli olmalarının yanın da Müslümanlarında pasif ve etkisiz ayrıca da çözüm ve çare üretmeyen politikaları da etkili oldu.  Yani sadece hırsız değil ev sahibi de en az hırsız kadar suçludur.
İnsanın yaratılması ile birlikte ona verilen fıtri duygulardan biriside önce kendisi hakkın da kaygılanması daha sonrada kendisinin ölümü ile birlikte geride kalan yakınları hakkında bir takım endişe ve kaygılar taşımasıdır ki bu onun insan olmasının da bir gereğidir. İnsanların iman edip Mümin olanları daha çok ölümden sonrasını yani ahiret hayatını merak edip kaygılanırlar, yine bu gurup içerisinden kendisinden sonra evlatları ve yakınları hakkında da kaygılanıp kendisinden sonra onların nasıl bir hayat yaşayacaklarını da veya neler yapacaklarını da merak etmeleri gayet normaldir. Zira rabbimiz: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, ölümden sonrası için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Haşr-18) Bu ayet aslında esas kaygının ölümden sonrası ile ilgili olduğunu ortaya koysa da bunun dışında hiçbir konuda kaygılanmamak insan fıtratına ve yaratılış amacına uygun düşmemektedir. Allah tarafından okunsun, anlaşılsın ve yaşanılsın diye gönderilen son vahiy Kuran’ı kerim okundu, fakat anlaşılması ve yaşanılması okunması kadar kolay olmadı.  Siz kardeşlerimin de bildikleri gibi dünyada en çok okunan ve ezberlenen kitap sıralamasında birinci olup ilk sırayı alır iken, buna karşılık maalesef hayata en az veya hiç uygulanmayan bir kitap olarak melül mahzun ve mahcur olarak varlığını sürdürmektedir. Kitabı hayatlarının dışına atıp onsuz bir hayat sürenlerden de kıyamet günü son elçinin salat ve selam üzerine olsun şefaatçi değil şikâyetçi olacağını da sanırım burada hatırlatmakta fayda var. Bu gün halkı Müslüman olan coğrafyanın Kuran ‘a yaklaşım sorunu var. Bu sorunların başın da Kuran’ı okumaktan maksadın mesajı anlamak olduğunu bir türlü anlayamadılar veya anlamak istemiyorlar. Çünkü anladıkça sorumluluklarının daha da artacağını ve bu gün olduğu gibi rahat hareket edemeyeceklerini biliyorlar. Zira kıl beşi sallabaşı anlayışı onlarında karşısındakilerin de işine gelmektedir. Okuma denilince Arapça lafızların tekrarını ve güzel ayrıca da yanık ve etkileyici bir ses ile okumayı anladık. Bu okuma ve dinleme yöntemi de okuyan ve dinleyenler üzerin de kısa bir süre etkili oldu muhatabı duygulandırdı neticede o buğulu ortam sona erince de herkes hayatına kaldığı yerden okuyan ve dinleyenler kendileri değillermiş gibi devam ettiler.  Oysa onlara anlatılan hikâyelerden birin de Allah’ın resulünün okuduğu kuran karşısında etkilenip baygınlık geçiren Allah kendisinden razı olsun Hz. Ömer’i ve bu olayı ballandıra ballandıra anlatırlar. Oysa aynı Kuran kendilerine okunduğu halde tüyleri kıpırdamıyor ve kalpleri titremiyor. Adama sormazlar mı kardeşim bu işte bir gariplik yok mu?
Evet, Kuran ile muhatap olan yani onu okuyan kişinin okuduğu Kuran’ın şu an itibariyle kendisine iniyormuş gibi ciddi bir anlayışa sahip olması ve muhatabın başkaları değil kendisinin olduğunu anlaması gerekmektedir. Oysa bu gün Kuran okuyanlar Kuran’ı hep başkalarına okumaktadırlar. Kuran ayetlerinin kendisini okuyan kişiler üzerin de meydana getirmek istediği hedef bir davranışın olduğunu kesinlikle unutmamalıyız. Kuran muhataplarına sık sık sorular yönelterek daha işin başında onların soran, sorgulayan bir anlayışa sahip olmalarını istemektedir. Zira iman eden de inkâr edende ciddi bir delil ile inansın veya inkâr etsin önerisini getirende yine Kuran’ın kendisidir.
Kuran’ın bu soran ve sorgulayan bu güzel üslubu hayatın yaşanılan bölümü ili ilgili olarak sadece günü kurtaran bir anlayış ile değil ölümden sonrası yani ahireti de gündemine alarak sürüp gitmektedir. Allah tarafından insanlar arasından seçilen elçilerin tamamı bizler gibi birer insan olup insan olarak bizlerin taşıdığı bütün endişe ve kaygıları taşımışlardır. Onlarda birer baba, eş ve aile reisi olarak birlikte yaşadıkları bu insanların kendilerine indirilen mesajı kabul etmelerini onlardan istemişlerdir. Zira bunu kendilerine vahiy gönderen makam da istemektedir “ Ey peygamber! Önce yakın akrabanı uyar “ emri de bizlerin bu görüşünü desteklemektedir. Allah’ın elçilerinin bu istek ve arzuları kimi zaman eşleri veya çocukları tarafından kabul görmüş veya reddedilmiştir. Nuh, Lut (as.) ın eşleri ve çocukları tarafından reddedilmiş iken Muhammed (as.)ın eşleri ve çocukları tarafından da kabul edilmiştir. Kuran bu kabul ve reddedişler konusunda oldukça fazla örnekler sunmaktadır.
Sizlerin de bildiği gibi insanın kendisinin ölümünden sonra geride kalanların hallerini, ne yapacaklarını nasıl yaşayacaklarını düşünmesi ve kaygılanması insan olmasının da bir gereğidir. Ancak bunu hastalık derecesine gelecek kadar abartmak ve büyütmek tabi ki normal değildir. Zira bizler Salih birer baba olur isek evlatlarımızın rızkı konusunda zaten endişeye gerek olmadığını: Allah’ın katından kendisine ilim verdiği ve altında yetimlere ait olan hazinenin ortaya çıkmaması için yıkılmak üzere o duvarı her hangi bir ücret talep etmeksizin tamir ettiren Allah’ın nelere güç yetiren ve kadir bir ilah olduğunu zaten anlarız.
Kuran maddi bir kaygıdan daha çok manevi bir kaygıdan bahsetmektedir ki şimdi ister iseniz yazımıza başlık olarak seçtiğimiz bu ayeti incelemeye geçelim: “Rabbi İbrahim’e: “ Teslim ol” buyurduğunda, “Âlemlerin rabbine teslim oldum.” Demişti. İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakup’ta “ Oğullarım! Allah dini size seçti, sizde ancak ona teslim olmuş olarak can verin.” dedi. Yoksa Yakup can verir iken sizler yanında mı idiniz? Yakup! Oğullarına: “Benden sonra kime kulluk edeceksiniz diye sormuştu,  Oğulları da : “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak’ın ilahı olan tekbir ilaha kulluk edeceğiz, bizler ona teslim olmuşuzdur.” Demişlerdi.(Bakara-131-132-133) Yukarıda verilen soru ve cevapların artık bizleri düşündürme zamanı gelmedi mi? İbrahim peygamber ve ailesinin verdiği cevaptan belli ki Allah razı olmuş ve kıyamete kadar varlığını sürdürecek olan bu kitapta zikretmiştir.
Bizler evlatlarımıza nasıl bir soru sorduk ve onların cevabı ne oldu hiç düşündük mü? Bizim çektiğimiz kaygıların başında ben ölür isem henüz daha yaşları çok küçük olan ve genç kalan eşim nasıl geçinecekler? Kalan maaşım onlara yetecek mi? Hatta onlara güzel bir gelecek bile bırakamadım diye hayıflanır dururuz. Kuran’a iman ettiğimizi söyleriz ancak duvarı herhangi bir ücret almadan tamir ettiren Allah’ın ne kadar güçlü bir ilah olduğunu unutuveririz.  Özelde Allah’ın elçilerinin genelde ise bütün inananların taşımaları gereken kaygının konumuza başlık olarak seçtiğimiz ayet olması gerektiği konusunda hemfikiriz artık.
Peki, bizler neden evlatlarımıza Allah’ın peygamberleri gibi Kuran merkezli sorular soramıyoruz? Kuran değişmediğine göre değişen kim acaba? Cevabımız elbette ki biz insanlar. Nefislerimiz de olanları Kuran’daki olanlar ile değiştirmedik ki Allah’ta bizlerin hallerini değiştirsin. Halkı Müslüman olan coğrafyada yaşayanlar Kuran ile değişmek yerine hala insan aklının ürünü olan beşeri sistemler ile ki bunlar başta demokrasi olmak üzere değişmek adına Allah ve inananların düşmanları olan kişi ve guruplardan yardım bekler hale gelmişlerdir. Artık hemen hemen hiçbir Müslümanın ağzından tek çare İslam veya huzur İslam’dadır gibi güzel sözler duyamaz olduk. Aksine varsıda yoksa da çare demokrasidedir diyen insanların sesleri daha gür çıkmaya başladı. Allah’ın kim izzet ve şeref istiyorsa izzetin ve şerefin tamamı Allah’a ve resulüne aittir emrine rağmen halkı Müslüman olan birçok ülke Allah ve resulünün düşmanları yanında izzet ve şeref arar hale geldiler veya getirildiler. Son yüz veya yüz elli yıl İslam’ın ve Müslümanların her alanda tükenişi ve sonları oldu. Anılan bu zaman diliminde Müslümanlar tarihin öznesi olmak yerine maalesef tarihin nesnesi konumuna düşürüldüler. İslam insanlığın gündemine giremedi girdi ise de hep kötü örnekler ile girdi. Bu duruma gelinmesinde İslam’ın düşmanlarının etkili ve gayretli olmalarının yanın da Müslümanlarında pasif ve etkisiz ayrıca da çözüm ve çare üretmeyen politikaları da etkili oldu.  Yani sadece hırsız değil ev sahibi de en az hırsız kadar suçludur. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.
iktibasdergisi.
Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2015, 10:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner141

banner140

banner254

banner247

banner203