banner279

BATILILARIN İSLAMİ HAREKETLERİ TANIMLAMAK İÇİN KULLANDIKLARI FUNDAMANTALİZM-KÖKTENCİLİK VE İSLAMCILIK ÜZERİNE BİR DENEME (1)

ÖMER YILDIZ

BATILILARIN İSLAMİ HAREKETLERİ TANIMLAMAK İÇİN KULLANDIKLARI FUNDAMANTALİZM-KÖKTENCİLİK VE İSLAMCILIK ÜZERİNE BİR DENEME (1)
 Her ne kadar geleneksel din anlayışımızda/yorumumuzda, fıkıh kültürümüz ve literatürümüzde bu tür örgütlerin oluşmasına müsait argüman mebzul miktarda olsa da batı; önce Vehhâbilik üzerinden neo-selefîliği üretti, sonrasında da neo-selefilik üzerinden Taliban, İŞİD, El Kaide, ŞEBAB ve BAKO HARAM hatta FETÖ gibi kendisi gibi düşünmeyen herkesi tekfir eden terör örgütleri icat etti veya oluşumuna ön ayak oldu.
Müteveffa Aytunç Altındal bundan yaklaşık yedi yıl önce bugün bizim de başımıza bela olan DEAŞ/IŞİD henüz ortada yok iken, bir televizyon programında “…ortadoğu istikrarlı/rahat bırakılmaz. İsrail’in güvenliği için rahat bırakmazlar. PKK biter, MKK çıkartırlar; bitmez, bitirmezler! Biliyor musunuz ki şu sıralar ABD, bölge için yeni bir terör örgütü kurguluyor, yetiştiriyor. Önümüzdeki dönemde bölgeyi ateşe verecek ama bundan kimsenin haberi yok…” demişti. Ürettiği bu örgütlerin inandırıcı/sahici olmasını sağlamak, insanların yüreklerine korku salmak ve bir nefretin oluşması için gerekli senaryonun icra edildiği de bilinen tezgâhlardandır. (DEAŞ’ın kafa kopartmak şeklindeki infazlarının stüdyoda nasıl üretildiğine bakınız://gucluturkiye.net/iste-deas-isid-in-ingilizler-tarafindan-kurulup-abd-tarafindan-kullanildigina-dair-belge)
Şu ara seçim atmosferindeki Birleşik Devletler’de Aytunç Altındal’ın bu düşüncesini destekleyen beyanatlar basına yansıdı. Florida’daki seçim mitinginde konuşan ABD Başkan adayı Trump’ın, Obama için ‘IŞİD’in kurucusu’ ithamını yapıp bu ifadeyi üç kez tekrar etmesi manidardır. Aynı Trump daha önce rakibi Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’ı da IŞİD’i kurmakla suçlamıştı. Hem Obama’ya hem Clinton’a ‘kurucu ortak’ suçlamasının yapılması aslına bakılırsa yenilir yutulur cinsten bir itham değildir.
Trump’ı ne kadar ciddiye almamız gerekir bilmiyorum ancak El Kaide’nin 1988 yılında, soğuk savaş döneminde, SSCB’ nin Afganistan’ı işgal edebileceği öngörüsü ile kuruluşunda ABD’nin de bir hayli katkısı olduğunu dünya âlem bilmektedir. Bu silahlı örgüt SSCB’nin Afganistan’ı işgali sırasında Afganistan topraklarını korumak için savaştı ve soğuk savaş dönemi sonrasında elde ettiği önemli bir güçle denetimsiz kalınca, ana felsefe olarak kendisine İsrail’in yok olması ve Müslüman ülkelerde halifelik inancı altında büyük bir devlet kurmayı benimsedi.
Her ne kadar geleneksel din anlayışımızda/yorumumuzda, fıkıh kültürümüz ve literatürümüzde bu tür örgütlerin oluşmasına müsait argüman mebzul miktarda olsa da batı; önce Vehhâbilik üzerinden neo-selefîliği üretti, sonrasında da neo-selefilik üzerinden Taliban, İŞİD, El Kaide, ŞEBAB ve BAKO HARAM hatta FETÖ gibi kendisi gibi düşünmeyen herkesi tekfir eden terör örgütleri icat etti veya oluşumuna ön ayak oldu. Güttüğü gaye ise Müslümanların ana gövdesini İslâm’dan uzaklaştırmak, duyarsızlaştırmak sonra da İslâm’ın ana kaynağı konusunda şüphe uyandırarak İslâm’ı hadım etmek idi. Böylece bir taraftan Budizm, Hinduizm, Konfüçyanizm, Taoizm gibi küresel sisteme itiraz etmeyecek hatta küresel sisteme boyun eğecek “paralel din”ler icat ederken diğer taraftan İslam dünyasındaki sömürge ve savaşına/kan emiciliğine bu terör örgütleri vesilesiyle bahane uydurmuş olmakta.
Emperyalizmin buradan varmak istediği sonuç; İslâm’ı terörle özdeşleştirerek hem Müslümanları İslâm’dan soğutmak/uzaklaştırmak hem de Batılıların İslâm’a olan ilgilerinin önünü almak ve nefretlerini artırmaktır. İşte tam da bunun için İslam âlemi, kendisinden başka her anlayışı gayri meşru sayan ve gerektiğinde kendisiyle beraber herkesi katletmeyi göze alan bu Harici/neo selefi anlayışla ve bunu besleyen kültürle tez elden yüzleşmek zorundadır.
Bu yüzleşmeyi yaparken batıların söz konusu örgütleri tanımlamada kullandığı kavramların hangi anlama geldiğini, Batı’nın hangi maksatla bu kavramları kullandığını ve bizim kültürümüzdeki karşılıklarını bilmek durumundayız.  Mesela; Osmanlı aydınlarının “İttihadı İslam” dedikleri ama batılı aydın ve siyasetçilerin “Panislamist/İslamcılık” olarak isimlendirdikleri kavramı 1870-81 yılları arasında İngilizlerin Mısır ve Kıbrıs’ı, Fransızların Cezayir ve Tunus’u, Rusların da Kırım ve Kafkas bölgesini işgallerine karşı vatan savunması ve ülkelerini korumak için direnen Müslümanları, “Panislamist” olarak tanımlamalarında kullandıkları gibi.
Emperyalist sömürgecilere karşı direnen Müslümanlar için üretilen, Islamist/İslamcı kavramı Türkçe, Arapça, Farsça, ya da Osmanlıcada olmamasına rağmen daha sonra literatüre girdi. Kelimeyi ilk kullananlar da, 1873-78 yıllarında Franz von Werner (Alman/Asker ) ile Arminius Vambery (Alman Yahudisi/Bilim adamı) dir. Kavram daha sonra Gabriel Charmes (Fransız Gazeteci) tarafından yaygınlaştırılmıştır. Bu propagandayı Rusya ayrıca tahrik edip, büyütmüştür. (Prof. Kemal H. Karpat, İslam’ın Siyasallaşması sf. 27) Propagandanın amacı; vatan savunması yapan bu insanları, Müslüman ana kitleden başka isimler takarak koparmak, yabancılaştırmak ve toplumdan enterne etmektir. Daha sonraları ‘İslamist/İslamcılık’ kavramı Abdülhamit başta olmak üzere, Batı işgaline ve saldırılarına karşı direnen herkesi, ‘aşırı dinci, aşırı uç’ göstermek için kullanılmıştır. Babanzade Ahmet Naim gibi Osmanlı aydınları bu kavrama ve yükleme anlamına itiraz etmiş ve Müslüman kavramından başka kavram kullanılmamasını istemiştir. (Prof. İsmail Kara-Türkiye’de İslamclık Düşüncesi/1 s: 34)
İslamcılık söylemi, Batılılar tarafından sonraki yıllarda sürekli olarak Müslüman grupları dışlamak, ötekileştirmek ve aşırılığa mahkûm etmek için kullanılmıştır. Günümüze kadar bazı evrelerden ve anlam kaymalarından geçen ‘İslamcılık’ kavramı hala dışlayıcı ve ötekileştirici bir kavram olarak kullanılır. Batılıların bu bilinçaltını bilmez isek bizi ne ile itham ettiklerini anlamakta ve onlarla iletişimde sıkıntı yaşarız. Sırf bu nedenle bu örgütleri ve Müslümanları tanımlamak için kullanılan başlıca kavramları bilmekte fayda vardır.
Radikal İslâm mı? Ilımlı İslam mı? Güya Batı bizi iki tercihten birini seçmeye zorluyor. Hâlbuki ikisi de belli bir amaca matuf, kendisinin ürettiği oluşumlar için kullanılan bir kavramsallaştırmadır. Bizce hiçbiri. Bu konuda ve her konuda Batının terminolojisini değil Kuran terminolojisini kullanmalıyız. Adı “radikal” de olsa “ılımlı” da olsa bu oluşumlar birer projedir, yani sahibinin sesidir. İslâm’ı ve Müslüman’ı tanımlamaz. Bu bağlamda el Kaide, Taliban, DAEŞ ve FETÖ gibi yapıların hepsi Batının birer projesidir.
Aslında mesele, ortaya çıkan İslamcılık algısının gerçeği temsil edip etmediğinden ziyade Batılılar nezdinde kimin köktenci/batı karşıtı, terörle özdeşleştirilen İslamcı sayıldığının; kimin batı ile uyumlu, ılımlı/modern İslam’ı temsilinin tescili meselesidir.
Batıda, İslamî hareketleri tanımlamak için/mahkum etmek için -özellikle İran İslam devriminden sonra- “İntegrizm”, “Fundamentalizm” gibi tabirler tedavüle sokulup sıkça kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavramsallaştırmanın Türkiye’de kitle iletişim araçları marifeti ile kamuoyunda karşılık bulması ise “köktendincilik” şeklinde olmuştur. Ancak bu adlandırma ile aslında birbirlerinden farklı anlamlar içeren Radikalizm,1 Entegrezm2 ve Fundamentalizm bilinçli bir şekilde harmanlanmış ve bizim kültür ve geleneğimizde karşılığı olmayan “köktendincilik” gibi garip bir kavram ortaya çıkmıştır.
‘Fundamental’ kelimesi sıfat olarak kullanıldığında; esaslı, aslî, önemli, mühim, birinci, temele ait3 anlamlarına gelir. Aynı kelimenin türevi olan Fundamentalizm ise; bir dinin orijinal şeklini kabullenme4 anlamında kullanılır. Alman dilinin çağdaş ve en geniş sözlüğü olan Duhen’de ‘Fundamentalismus’ için şu açıklama veriliyor: Amerikan Protestanlığı içinde Kitab-ı Mukaddesi’in lafzında direten ve bilime düşman olan hareket. Yine küçük bir farkla, Almanca Wahrig’te Fundamentalizm; Amerikan Protestanlığı içerisinde Kitab-ı Mukaddes eleştirisine ve tabi bilimlere karşı katı inançlı bir eğilim ve yönelim5 şeklinde tanımlanır.
Radikalizme yakın bir anlamda kullanılan Fundamentalizm; Birinci dünya savaşı sırasında ABD’de gelişen Protestan kökenli, tanrıbilimsel bir akımdır. Kökeni 1910–18 yılları arasında Hıristiyanlığın temel öğretilerine ilişkin broşürlerin yayınlanmasına dayanır ve kutsal metinlerin yalnızca sözsel esinine/ilhamına dayanan ‘sözcüğü sözcüğüne’ anlamını kabul eder.6 Bu nedenledir ki bir fundamentalist kutsal metinlerin bilimsel ve tarihi tüm yorumlarına karşı çıkar. Ancak bu tavrıyla modernizmin yoğun eleştirisine maruz kalmıştır.
Bu yüzyılın başlarında Eski ve Yeni Ahid (Kitab-ı Mukaddes)’in nihai otorite olduğu görüşünden hareketle laik ve bilimsel eleştirilerin reddini öngören Hıristiyanî bir akım olarak ortaya çıkan7 Fundamentalizm’in İslam dünyasındaki fikrî ve siyasî akımları ifade etmek için, özellikle 1979 İran İslam devriminden sonra, devrimi ve İslami hareketleri şeytanlaştırmak için yaygın bir şekilde kullanılması dikkat çekicidir.
Kökeni itibariyle Radikalizm, politik yönü ağır basan ve toplumsal düzenin bütününü ya da bir bölümünü kökten değiştirmeyi amaçlayan siyasal hareketler için kullanılır. Fundamentalizme göre düşünsel yöne daha az değer verilir. 8
Batı kültürünün ürünü olan radikalizm, entegrizm ve fundamentalizm terimleri, dünya görüşü itibariyle tamamen farklı olan İslamı ve Müslümanları tanımlamak için kullanıldığında yeterli olmadığı gibi yanlış çağrışımları içinde barındırması da kaçınılmazdır.9 Bu hareketlerle İslamî hareketler arasında belki bazı benzer yanlar vardır fakat oldukça ciddi farklı noktaların varlığının da dikkate alınması gerekir. Her şeyden önce İslam dünyasındaki hareketlerin tamamına yakınının var olma nedenleri ‘siyasidir.’ Hıristiyan fundamentalistler ise hiçbir zaman siyasi bir emel taşımamışlardır.10 İki düşünce arasındaki temel benzerlik; Batılı fundamentalistlerin İncil’in tümüyle “mutlak hakikat” olduğuna inanması gibi, Müslümanların da Kur’an’ın mutlak hakikat olduğuna inanmalarıdır.11 Ayrıca İncil’e mutlak teslimiyet bu akımın omurgasını oluşturur. Şu halde Fundamentalizmi bu şekilde anlarsak bütün Müslümanlar fundamentalistir. Bu bağlamda, İslamcı akımların öne sürdükleri temel iddialar ile Hıristiyan ve Yahudilikte öne çıkan dinî akımların iddiaları arasında en azından söylem biçimlerinde önemli bir fark yoktur.
Bir başka ortak noktada ise hemen hemen üç dinin de savunduğu tez, ‘hakikat’in bilgisini aramak ve hayatı ona göre yeniden kurmak için başvurulacak referansların bilimsel kitaplar değil ilahî ve kutsal kaynaklar olduğudur.12 Ne var ki, İslam dünyasındaki olaylara Paristen ya da New York’tan bakıldığında Entegrizmin ve Fundamentalizmin Katolik ve Protestan dünyasında doğan kategoriler olduğu düşünülmeden olaylar Müslüman entgrizmi, Müslüman fundamentalizmi olarak nitelendirilecektir ve bu tür indirgemeci düşünce tarzı olaylar hakkındaki bilgimizi kısıtlayacaktır. Kaldı ki Batılı zaviyeden bakıldığında, bir harekete entegrist damgası vurmak için, hareketi yönlendirenler arasında ulemanın ağırlıklı olmasını yeterli görmenin ne derece isabetli olacağı da tartışılır.
ABD’de doğan ve yanlış teşhislere yol açmaması için yalnızca özel anlamıyla kullanılması gereken bu fundamentalizm hastalığı şimdi şarlatan doktorların dilinde ‘insanlık için en hayırlı ümmet’ olan İslam’ı ifade etmek için kullanılmaktadır.13 Üstelik batı menşeli bir kavram olmasına karşın, bir Batılı için de bu tür bir tesmiyenin sevimli bir anlamı yoktur, diyor Dr. W. Shepart. Batıda fundamantelistim deseniz hemen oracıkta dışlanırsınız diye de ekliyor. Ayrıca İslami hareketi ‘fanatizm’ başlığı altına yerleştirme gayretindeki batılı tavır, konunun dengeli ve tarafsız analizi için hatalı bir fonksiyona sahiptir.  Bu da yetmezmiş gibi, Avrupalı, Fundamentalist nitelemesi ile Şiiliği bazen de tüm İslamı neredeyse bir terör simgesi kabul etme yönünde bir eğilim sergilemektedir.15 Aslında böyle yapılarak sorumlu sandalyesine oturtulmaya çalışılan İslam’ın, ‘Kur’an’ı merkeze alan İslam’ anlayışının hedeflendiği gibi bir hinliğe de başvurulmaktadır.16
Batının İslamı ve Müslümanları, en hafif ifade ile hor göstermeye matuf bu tür nitelendirmelerini tutarlı ve kararlı bir şekilde reddetmeliyiz. Bizim adımıza ürettikleri çözüm reçetelerini yüzlerine fırlatmalıyız. Buna rağmen İslamî Hareketi ‘gelenekçi İslam’dan veya ‘Amerikancı İslam’dan’ ayırt etmek için illa ki bir isimlendirme gerekiyorsa, bu isimlendirmeyi kendi kültürel kodlarımızdan hareketle ve bizi sahici bir şekilde ifade edecek şekilde yapmalıyız. Şunu da belirtmek gerekir ki, olaylar bizim irademiz dışında cereyan ettiği ve bize bir şekilde dayatıldığı için, bu tür kavramsallaştırmaları bazen meramı ifade etmek için kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu zorunluluk bir eksiklik ve benimsemişlik olarak algılanmamalıdır.
Devam edecek.
 
1.Kurulu sistemi kısmen veya tamamen değiştirmeyi amaçlayan siyasi hareket.
Dini veya siyasi olsun bir inancı, tarihin bir önceki döneminde sahip olduğu kültürel yapısı ve müesseseleriyle özdeşleştirmek. Dini bir faaliyet içinde her türlü gelişmeye veya her türlü değişime bir sertleşme ve kemikleşme hali.
Redhouse.
Collins Cobuild Essantial English Dictiionory.
Hüseyin Hatemi, Batılılaşma, s: 162.
Büyük Larausse.
Ali Bulaç, Nuh’un Gemisine Binmek, s: 46..
A. Burak Bircan, İktibas Dergisi, Nisan 1992
A. Burak Bircan, İktibas Dergisi, Nisan 1992.
Dr. William E. Shepart, İktibas Dergisi, Kasım 1992.
Dr. William E. Shepart, İktibas Dergisi, Kasım 1992.
Ali Bulaç, Nuh’un Gemisine Binmek, s: 47
Hüseyin Hatemi, Batılılaşma, s: 193
R. H. Dökmeciyan, Arap Dünyasında Köktencilik, s: 11
Dr. Vitaly Naumkin, İktibas Dergisi, Kasım 1992
M. Ali Birant, 13.03.1993 Sayılı Sabah Gazetesi
Güncelleme Tarihi: 28 Ekim 2016, 09:53
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241