banner279

Barış Süreci ve Çıkabilecek Riskler

Sürece hazırlıklı olmayan Kürt halkıdır, ne istiyorsunuz diye sorulmayan Kürt halkıdır. Kimse halka ne istiyorsunuz demiyor

Barış Süreci ve Çıkabilecek Riskler

Yasir HASANOĞLU / hirahaber

Kürt siyasetinin yeni bir bahara girdiği bu günlerde, silahların susması herkesin temenni ettiği bir konu idi. Oluşan barış havası Kürtlerin rahat bir nefes almasını sağladı. Kürtler yıllardır özlemlerini çektikleri kavramları inanarak daha fazla kullanmaya başladılar. Başlatılan barış sürecinin en iyi şekilde bitirilmesi için Kürtler bekleyiş içindedirler.  Fakat yeni bir dönemde Kürtleri nelerin beklediği de bilinmiyor.

Demokratik, barışçıl ve çoklu yönetimlerden bahsediliyor. Herkes tahminlerde bulunuyor. Kimse nasıl bir çözüm olacağını bilmiyor. Türk ve Kürt kamuoyunda sürece olumlu bakanlar sadece bilinenin üzerinde olumlu yorumlar yapıyorlar. Yıllarca baskı altında yaşamış, sürekli çatışmalar görmüş her şeye rağmen ayakta durmaya çalışmış bir halkın talepleri ne olabilir, daha önce istedikleri ile şimdi verilecek olanların yeterliliğine ilişkin kimse bir şey bilmiyor. Kürtlerin nabzı sadece İmralı, Kandil ve Çankaya’nın birlikte çizdikleri üçgenin içinde atmıyor. Bunlar sürece yön verenler ve sürecin başında yer alanlardır. Sürecin başında yer alan insanları kimsenin de yadırgamaya, değersizleştirmeye hakkı yok. Kürt baharına büyük katkılar sundular, cesur adımların atılması gerektiği bir zamanda üzerlerine düşeni yaptılar. Kendi aralarında kendilerini ikna etmeye çalışıyorlar. Fikir alışverişleri yoğunluktadır, bu süreci oluşturmak için yıllardır uğraşıyorlar. Oslo görüşmeleri çıkmadan öncede süreç üzerinde çalışıyorlardı. Fakat tarafların üzerinde konuştuğu Kürt halkının barış adına bir hazırlığı bulunmamaktadır. Talepleri hangi yöndedir, neleri alırsa mutlu olur. Aktörler barış sürecine girmeden önce Kürt kamuoyunun bu yöndeki taleplerini aleni araştırmadan sürece girdiler. Yapılan gizli bir yoklama varsa da kimse bilmiyor. Fakat üçgeni oluşturacakların aldığı kararlar herkesi mutlu edecek mi sorun çözüldükten sonra hangi riskler ortaya çıkabilir sorun aslında budur.

Hükümet bütün hazırlığını yaptıktan sonra süreci hızlandırdı, Oslo görüşmelerinin oraya çıkarılması Türk kamuoyunun nabzını yoklamak içindi.  İdamı yeniden yürürlüğü getirme propagandası ise muhalefetin aklına yön vermek, beraberinde dışarıda Kandil’e, içerde ise BDP’ye mesaj vermek içindi. Kandil’e, PKK’nın ayrı ayrı kolları var, birbirlerinden bağımsız hareket edebilen gruplardan oluşuyor, sizi bir arada tutan Öcalan’dır. On dört aydır kimseyi oraya göndermediğimiz gibi idamı getirip, ortadan kaldırabiliriz mesajını da içeriyordu. Bu zaman kazanmak mıydı veya alttan sürecin eksiklerini tamamlama mıydı ya da Öcalan’ı masaya oturmaya çabuk inandırmak için mi yapıldığı bilinmiyor. Bu propaganda tuttu veya tutmadı, Kandil inandı veya inanmadı ayrı bir konu olmasına rağmen aylarca gündemden düşmedi. Ayrıca hükümetin bakanları sürekli öldürülen asker ve gazi aileleriyle yemeklerde buluşuyorlardı. Ramazanda beraber iftar açmalar, her fırsatta bunların derneklerini ziyaret etmeler ve şehit ailelerine ikinci kadro imkânını vermesi sürecin alt yapısı içindi.

Sürece hazırlıklı olmayan Kürt halkıdır, ne istiyorsunuz diye sorulmayan Kürt halkıdır. Kimse halka ne istiyorsunuz demiyor. Önünüze ne getirilirse onu alacaksınız der gibi çalışmaların kritik noktaları gizli tutuluyor. Süreci küçümsemeyeceğiz gelişmeler oldu. Silahların susması halkın en çok istediği uzlaşma kararı idi. Fakat yıllardır, yükün ağırlığı halkın sırtındadır. Hükümet, devlet için bedel ödeyenlerle tek tek konuştu, onları ikna etti, bütün hazırlığının tamamladı.  Ya Kürtlerin aktörleri ne yaptılar, bu savaşta kayıp veren binlerce ailenin hangisini ziyaret ettiler, hangisine ne istiyorsun dediler. Kandil’i ve İmralı’yı anladık öyle bir imkânları yok ya BDP ne yaptı. Süreç başladığı günden beri postacı görevinden başka bir şey yaptığı yok.4. mektubu da halka dün itibariyle okudular. Kürtlerin diğer hareketleri ve Kürt kökenli cemaatler ise sadece olumlu temennilerde bulunup, doğru adımların atıldığını söylüyorlar. Kürtleri yarın nelerin beklediği üzerinde durmuyorlar. Şimdiye kadar sadece Azadi İnisiyatifi basın açıklaması ile Misak-ı milliyeyi tanımadığı söyledi, Kürtler için bağlayıcı değil dediler. Azadi’nin geçmişte yaşanılanları referans alarak bunu dile getirmesi doğru bir açıklama olmaktadır.  Çözümün parçası için başka gruplarında dahil olmasını istemesi de Kürt nabzının üçgenin dışında da atıldığının net göstergesidir. Mektupların içeriğine şimdiye kadar eleştiri gözüyle bakan sadece Azadi görünüyor.

Dün itibariyle başbakanla konuşan Akil Adamlar sürecin alt yapısının ne kadarının biliyorlar. Hangi çözümün ekseninde kamuoyunu aydınlatacaklar bu netleşmiş bir durum değil. Misak-i milli çerçevesinde mi konuşacaklar,  Türk kamuoyunun içinde sürece karşı olanları mı muhatap alacaklar. Bunların söyleyeceklerini hükümet mi belirliyor, yoksa bunlar vicdanı yönden mi olaya yaklaşacaklar bilinen bir konu yok. Her şey gizli tutuluyor. Özellikle neyi istediği sorulmayan, ön hazırlığı yapılmayan Kürt kamuoyuna neyi sunacaklar, en çok merak edilen bu meseledir. Kendin çal kendi oyna geriye kalanlar alkışlasınlar mantığıyla doğru bir çözüm oluşturulacak mı, yılların tortulaşmış bir sorununa üretilen çözümler kalıcı olacak mı, perdenin arkasında ne konuşulduğu açıklanılmadığı için bilinmiyor.

Hükümetin sürece popüler destek ayakları mahiyetindeki Akil Adamlar, yıllardır baskı, işkence, korku ve katliam yaşayan Kürt halkına sunulan çözümün başarılı olma olasılığı üzerinde duracaklar mı? Sürecin bitiminden sonra Kürt halkını nelerin bekliği üzerinde öneriler sunacaklar mı? Toplumsal bir barış süreci oluşturulduğu vakit ortaya hangi riskler çıkacak/çıkabilir. Kürt toplumu şuanda nasıl bir alt yapıya sahip, barış sürecinden sonra neler yaşanabilir. Akil adamların bir günde yaptığı toplantıda çözümün detayları üzerinde durduklarını sanmıyorum.  Akil adamların dışında tutulan her Kürt partisinin, aydınının, cemaatinin bu konunun üzerinde durması gerekir. Çözüme ikna yolları ve hükümetin politikasını Akil adamlar anlatırken, eksikleri, muhtemel ortaya çıkacak riskleri de dışarıda kalanlar dile getirmeliler. Kürt illerinde yaşanılanlara şahit olan bunlardır. Kürt halkının nabzını sürecin dışında tutulanlar takip etmeliler. Sadece savaşlar travma yaratmaz, toplumsal kaosu sadece çatışma ve baskılar oluşturmaz.  Yıllarca baskı, korku, çatışma ve güvensiz bir ortamda yaşayan bir halkın normal bir hayata adapte olması kolay değildir. Yıllarca toplum üzerinde yıkıcı etkiler bırakan bir sorunun çözüm süreci tamamlandıktan sonra ortaya farklı sorunlar da çıkartabilir. Geçmişte baskı ve şiddet gören toplulukların hazırlıksız bir şekilde aniden baskı ve şiddetten kurtulunca başına gelenler üzerinde düşünmek gerekir. 90lı yıllarda Batman’ın üzerindeki baskı ve korku kültürünün aniden bitmesi sonucunda yüzlerce intihar oldu.  Toplumsal bir kaos yaşanıldı. Yıllarca korku kültürüyle yaşayan insanlar sosyal yaşama tutunmaya çalışırken, hata üzerine hata yaptılar. Yaptıkları hatalar toplumda yer bulamayacak derecede olunca da tek çareyi intiharda buldular. İran İslam devriminin istenildiği şekilde oluşturulmamasının sebebi sadece Irak’la savaşması değildi. Şahı devirmek için yıllarca savaşan mücahitler dokuz yıl Irak’a karşı cephede de savaştılar.  Savaş bittikten sonra geri döndükleri toplumunda barınamadılar. Yirmi yaşında cepheye giden bir mücahit dönünce otuz yaşında oldu. Ha keza diğerleri aynı şekilde döndüler. Bir savaştan diğerine gidip gelmişlerdi. Döndüklerin de gördükleri toplum tamamen değişmişti, şaşırıp kalmışlardı, çoğu toplumda barınamadı. Devrimi taşıyacak ayaklar toplumda barınamayınca istenilen sonuçlar hala elde edilmedi.

Batman ve İran örneği Kürt toplumunun içinde yaşadığı ruh halini birebir anlatmayabilir. Fakat var olan Kürt toplumunda benzer risk grubunda bulunan çok insan bulunmaktadır.  Özellikle Kürt siyasetinde aktif rol alan Kürt gençleri risk altındadırlar. Yaşları on beş ile yirmi beş arasında değişen Kürt gençleri risk grubunda bulunmaktadırlar. KCK davasında her yıl yüzlerce Kürt genci yakalandı. Bunlar yaşları on beş ve üzeri olan gençlerdir. Olayların çok fazla yaşanıldığı illerde her sene istisnasız yüzlerce Kürt genci bir şekilde yakalanıldı. Mahkemeleri ise altı aydan önce hiçbir zaman görülmedi. En küçükleri altı ay içerde hüküm yemeden yattığı gibi bir-iki yıl ceza aldıktan sonra bırakıldı. Şuanda içerde bulunanlar, kaçak yaşayanlar, Irak’a göç eden gençlerde bunlara dâhildirler. Hapishaneden çıktıkları zaman toplumsal hayata tutunabilecekleri birçok şey ellerinden alınmıştı. Öncelikle öğrenim haklarını kaybettiler, çoğu da yarıda bırakmak zorunda kaldı.  Serbest işlerde çalışanlar da eskisi gibi çalışamadılar, çalışıp para kazanmaktan daha önemli işlerin onları beklediğine inandılar. Hayatlarına eskisi gibi devam etmeyince nefret dolu bir mücadelenin içinde kendilerini buldular. Sokak savaşlarında taş atmaktan, ateş yakmaktan, olay çıkarmaktan başka yapacakları hiçbir şey kalmamıştı onlara. Çoğu yıllardır aynı işi yapıyor. Kendilerine bir dünya kurmuşlar, sokaklar onların savaştıkları, özgürleştikleri, nefretlerini boşalttıkları alanlar olmuş.  Kuru sıkı silahlar onların belinde hiç düşmediği gibi silah kullanma, maytaplardan- havayı fişeklerden patlayıcı yapmayı da öğrenmişler. Çoğunu kundaklama yapmak ve molotof atmak sarmıyor artık. Bu tür gençler bir tane değil, iki tane değil binlercedir. Bunların ilerde Kürt toplumunda nasıl bir rol alacakları bilinmiyor. Hayata tutundukları tek şey olaylarda aktif rol oynamaktır. Zanaat bilmezler, okumayı küçümserler, parasal işlere girişmemişler, çoğunun aileleri ile bağları kopuk, anne ve babaları söz geçiremiyor. Kendi dünyalarında kahramanlık hikâyeleri oluşturmak için sokaklarda mücadele ediyorlar. Zamanlarının çoğunu sokakta geçirdikleri gibi verilen her türlü görevi de şimdiye kadar yaptılar. Seçimlerde ev ev dolaşıp oy istediler, imza toplanılması gerektiği zamanlarda imza topladılar, olay çıkarmaları gereken yerde olay çıkardılar, basın açıklamaları için duyurular yaptılar, kepenk kapatılması gereken günlerde esnafı tek tek gezip söylediler. Kendi aralarında mahalle mahalle çeteleştiler.  Çoğunun ailesi kalabalık olduğu gibi ekonomik yönden de sıkıntı çekiyorlar. Onlara parasal bir gelecek sağlayacak imkânlardan mahrumdurlar. Bunlar sadece Kürt illerinde yaşayan ailelerin gençleri olmadıkları gibi metropollere göç eden ailelerin içinde de bulunmaktadırlar.

Şehirdeki bu gençlerin ilerde ne yapacakları belli değil. Şuanda bunların üzerinde kısmı olarak BDP söz sahibiymiş görünse de bunların kontrolleri milislerin elindedir. Milislerde emirleri kırsalın dışında kimseden almazlar. İlerde bu gençlerin nasıl bir boşluk yaşayacakları belli değil. Milislerin bunları eskisi gibi nasıl kontrol edecekleri muammadır. Şuanda kırsalın korkusundan dolayı büyük kaoslara imza atmıyorlar, ilerde hesap verecekleri bir merci de kalmayınca ne olacak. Ya da eskisi gibi çekindikleri bir oluşum kalmayınca ne olacak. Çoğu zaman BDP’nın aldığı il ve ilçelerde belediye başkanları esnafa kepenk kapatmayın, iş yerlerinizi açın demesine rağmen bu gençler belediye başkanlarını takmıyorlardı, esnafın kepenk indirmesine sebep oluyorlardı. Esnaf onların korkusundan işyerlerini açmıyorlardı.  Şuanda bile kontrol edilmeleri çok zor. Çünkü bu gençlerin yönetim şekli ile emir alma yöntemleri tek merkezden değildir.  Komitelere ayrılmışlar, her komiteden de en çok iki milis sorumludur. Bir mahallenin komitesi diğer mahallenin eylem yapma şekline karışmadığı gibi onun üzerinde yaptırım gücüne de sahip değildir.  Ayrıca komitenin içinde yer alanların da kendilere bağlı kurdukları birimler var. Komitenin başındaki milisten aşağıya doğru inildikçe yaş düzeyi düşmektedir. Yaş sınırı bazen ilkokula kadar da inebiliyor. Bu gençler şuanda kendilerini tabiri caiz ise dev aynasında görüyorlar. Kimse bunlara ne yapıyorsun, niye taş atıyorsun, niye ateş yakıyorsun, olay yok bir şey yok her gördüğünüz asker veya polis aracına niye saldırıyorsunuz diyemediği için kendilerini büyük bir savaşçı sanıyorlar.  Yarın öbür gün bu savaşçı roller ellerinde alınınca ne yapacakları belli değil. İşin sosyolojik boyutunda tamamen şiddet üzerine büyüyen bir genç kesimin, her türlü barış ortamından sonra sorun çıkarma olasılıkları yüksektir. Çünkü ortada karşılıklı yapılan bir şiddet var, gözaltına alındıkları vakit her türlü şiddeti görmüşlerdir. Dışarı çıktıkları vakitte gözaltında yaşadıkları olaylara tepkilerini sokak savaşlarıyla vermişler. Şiddet şiddeti doğurur mantığı devreye girdiği için gözaltında ne yaşamışlarsa aynısını yapmışlardır. Gençlik yıllarındaki heyecan, kontrol edilmeyen duygusallık, yeni yeni filizlenen toplumsal kaygılar, kahramanlık hayalleri gözaltında zedelenmiştir. Kendilerini adadıkları yollarda tek engel gördükleri devletin güvenlik güçlerine karşı tepki geliştirmişler. Kaldı ki güç olabilmenin tek örneği onlar için PKK idi. PKK’nın kırsalda verdiği mücadelenin benzerini onlar da şehirde vermenin doğru olduğuna inanıyorlardı.

Diğer risk grubunda olan gençler ise yıllardır kırsalda yaşayanlardır. Silahlı çatışmaya katılmayanlar olası bir barış sürecinden sonra geri döndükleri vakit onlara nasıl bir hayat sunulacak. Toplumsal yaşamın neresinde olacaklar, yaşama tutunmaları için her şey akışına mı bırakılacak. Bu gençlerin de gelecekleri hakkında fikir üretmek gerekir. İlerde toplumsal bir çözümleme, ruhsal bir çöküntü yaşama riskleri olabilir mi diye araştırmalar yapmak gerekir. Gelsinler evlerinde otursunlar demek yeterli değildir. Bedelin en ağır olanını onlar çektikleri için olası bir hayal kırıklığında en çok onlar etkilenecek. Kurulu düzeni olan insanlar hayatlarına kaldıkları yerden devam edecekler, birkaç gün etkisinden kaldıktan sonra normalleşecekler. Ama onlar için bu geçerli değildir. Her gece ölüm korkusuyla yatıp-kalkan, on dört yaşında kırsalın en kötü şartlarına uymaya çalışan, bazen operasyonlardan dolayı günlerce mağaralardan çıkmayan, günlerce aç kalan, her türlü sıkıntıyı çeken, yıllarca bunları yaşayan gençlerin hepsinin döndükten sonra normal bir hayat sürdürmelerini beklemek yanlışlık olur. Dağın şartlarını düşünmek bile insanının tüylerini ürpertirken yıllarca o şartlarda yaşayanların, turistlik bir geziden dönmüş gibi normal bir hayata uyum sağlamalarını düşünmek hatalı bir teşhis olur.

Kürt siyasetinden dolayı bedel ödeyen gençler yıllardır bir umut ekseninde mücadele ediyorlar. Kırsalda savaşanlar, şehir içinde her şeyi bırakarak hayatını bu işe adayan gençler bir umut için bir şekilde bedel ödediler. Sadece açlık grevi esnasında altı yüzün üzerinde bir grup kendilerini ölüme adadı. Bu gençlerin kendilerini feda etmeleri basit bir olay değildir. Bütün bu gençler bazı umutlarla bu yollara girdiler, barış süreci tamamladığı zaman bu gençlerin nasıl normalleşecekleri üzerinde ciddi ciddi durmak gerek. Onları memnun edecek bir sonuç çıkmadığı vakit ne yapacakları belli değil. Çünkü bu sorun bir günde oluşmadı ki bir gün içinde herkes normalleşsin. Hayatını bu işe adayan gençleri hangi riskler bekliyor, olumsuz bir durumda ne yapacakları üzerinde durup, önlem almak, barış sürecine sunulacak en önemli katkının olacağına inanıyorum.

Risk grubunda sadece gençler yer almıyor, PKK de yer almaktadır. Barış süreci sekteye uğradığı vakit Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisi de eskisi gibi olmayacaktır. Şuanda birleştirici konumdadır, süreç sekteye uğradıktan sonra kısmi olarak dinlenilecektir. Bu da iç çatışmaları yoğunlaştırabilir. Karayılan’nın yaptığı açıklama, Öcalansız herkesi sınır dışına çekemem demesi bunun açık sinyalleri niteliğindedir. Geçmişte birimlerin yaptığı bazı eyleri yürütme konseyinin tasvip etmemesi, yapanların cezalandırılacağı yönünde açıklamaların yapılması, yürütme konseyinin bütün örgüte hakim olmadığı anlamına da geliyor. PKK’nın de derinleri olmasına rağmen örgüt üzerinde şuan Öcalan’ın etkisi çok fazladır.

Barış sürecinin istenildiği şekilde oluşturulmaması, kırsalın olası bir iç çatışmaya girmesi Kürt illerinde bazı sorunların doğmasına sebep olabilir. Öncelikle şehir milisleri kendi başlarına hareket edecekler. Kırsaldaki çatışmalar şehre de inecektir. Şehirdekiler de aynı sorunu yaşayabilirler. Ayrıca PKK’nın incittiği insanlar ile milislerin daha önce rahatsız ettiği insanlarda olaya katılabilirler. İç infazlar şehirlerde oluşabilir. Kürt illerinde kan davalarının oluşmayacağına kimse garanti getirmiyor. PKK’nın devletle savaşında kimse kan davası gütmeye gidemiyordu. Ancak şehirdeki iç çatışmalarda kan davaları başlayabilir.

Kürt toplumunun neleri beklediği bilinmiyor, toplumsal bir kaosun yaşanılmaması için herkesin emin adımlarla barış sürecine destek vermesi gerekir. Bu sadece olumlu temennilerde bulunmakla olmayacağı gibi susarak, sadece eleştirerek de olmaz. Kürt partileri, Kürt cemaatleri, aydınları, Stkları ben ne yapabilirim diye düşünmeleri gerekir. Ellerini taşın altına koymaları gerekir.  Eksik tarafları tamamlamak için uğraş vererek, barışın bir an önce tamamlanması için kendilerini sorumlu tutmaları gerekir. Bekleyelim süreç bittikten sonra konuşalım, eleştirelim, beğenmediklerimizi koz olarak kullanalım, İmralı ve Kandil zaten devletin tekelinde idiler, sistemin istediği bir çözümü Kürtlere dayadılar gibi küçük hesapların peşinden koşmamaları gerekir. Silahların susması herkesin temennisi ise ilerde Kürt toplumunda oluşabilecek risklerde herkesin kaygısı olmalıdır. Süreç bittikten sonra istenildiği gibi Kürtlere haklar verilmediği zaman oluşabilecek bir kaostan da herkes etkilenecektir. Bu bir fırsattır, sürecin en iyi şekilde tamamlanması için Kürt partileri, Kürt cemaatleri, aydınları ve Stkları katkı sunmaya çalışmalılar. Süreç olumsuzlukla sonuçlandığı zaman bütün kötü faturaları sadece Öcalan’a, Kandil’e ve hükümete kesmekte etik olmaz.

Hangi barış çözümü sunulacaksa onun risklerini de araştırmak gerekir. Sadece süreci anlatacak Akil Adamları belirlemek kanaatimce süreci yanlış yönlendirmek olur. Bunun yanında ikinci bir grubun belirlenmesi gerekir. İkinci gruba çıkabilecek riskleri araştırma görevi verilmelidir. Ayrıca ortaya çıkabilecek risk faktörlerini azaltmak için gerekli alt yapıyı hazırlama imkânı da verilmelidir. Bu ikinci grupta barış sürecine dâhil edilmeyen diğer Kürt partileri, aydınları, cemaatleri ve Stklarından insanlar alınabilir. Bu şekilde hem ortaya çıkabilecek riskleri çözme fırsatı elde edilebildiği gibi çözüme herkesin katkı sağlamasına imkân verilmiş olunacaktır. Aksi halde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, “Bu yıl Kürt meselesinde çok iyi şeyler olacak”  diyerek 11 Mart 2009’da yaptığı açıklamadan sonra başlayıp, 19 Ekim’de Habur süreci ile sekteye uğrayan Politik Açılım gibi olabilir.

Güncelleme Tarihi: 06 Nisan 2013, 18:49
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140