banner279

Badem ağacının davası

Prof.Dr. Sedat Aktan

Badem ağacının davası
 Hayatta her şey “zevâl” olur.

Geriye sadece “şeref” kalır.

Badem ağaçlarına dair yazayım demiş ama ötelemiştim. Ömer Altaş kardeşimin dün yayınlanan yazısındaki bu iki cümle, yine tetikledi duygularımı…

Bu yıl bir haller oldu. Kırkından sonra hazânı daha bir farklı hissetmeye başlamışken, artık bahar da benzer çağrışımlarda bulunmaya başladı.

Isparta bu sabah yine karla uyandı. Önce badem çiçekleri yakalandı soğuğa, şimdi de kayısı, erik ve şeftaliler…

Hep öyle olmuştur… Sünnetullah…

Öncelikle sert çekirdekliler sırayla muştular baharı…

Cemre nihayetinde inzal olunca toprağa, önce güneşin mütebessim yüzü zuhur eder. Akabinde de selam alırcasına badem çiçekleri ve diğerleri karşılık verir aynı mütebessim çehreyle…

Ansızın bastırabilecek soğuğa hazırlıksız yakalanma gibi bir dertleri yoktur. Sırtlarına tahmil edilen mesuliyet, her sene vakti geldiğinde çilesini çektikleri davalarının meyvesini sunmak değildir. İşin o ciheti sadece bir nasip, kısmet meselesidir. Ama o can o bedende var oldukça sektirmeden becerebildikleri bir görevi ifa ederler: Bir sıcak tebessümle aldıkları selamla ilettikleri muştu…

Artık ok yaydan çıkmıştır. İklim değişmeye başlamıştır. Badem ağacı üzerine düşeni yapmış ve haberi ulaştırmıştır. Hayatta kaldığı sürece bademin sehmine düşen sorumluluk şaşmaz şekilde budur. Aslına bakarsanız benî âdemin sehmine düşen de bundan çok farklı değildir.

Öncü olanların mukadderatı... Onca badireye rağmen davalarının meyvesini sunmak nasip olmuşsa, sinelerinde sert bir çekirdek taşırlar. Meyve vermek uğruna, yaşayabilecekleri “Şubat” soğuklarına aldırmadan öncü olabilmişlerse, bunu göze alabilmişlerse, on dört asır önce verilen selamı almış olmanın iç huzuru yeter de artar onlara... İman ve itikat ise sarsılmaz olmalıdır, çekirdek misali...

Bir de asalakları vardır badem ağaçlarının. Ökse otu…

Badem ağacı en çetin kışları yaşarken bile, onlar hep canlı kalmışlardır. Badem ağacının özünden beslenip her dem yeşil kalmayı becermişlerdir. Ama nihayetinde sadece asalaktırlar…

Ökse otlarını, badem ağacının dalları yaprak ve meyveye durmuşken fark etmek güçtür. Aslında onları kışın çetin soğuğunda, organizmanın sadece ve sadece hayatta kalmaya çalıştığı dönemde rahatlıkla fark edebilirdik. Belki can derdine düştük. Belki de asalak dahi olsa Hayy olanın eseridir diye ses çıkarmadık. O her dem yeşilken biz hayatta kalmak adına mücadele eder halde idik. Ama dediğim gibi aslında özümüzden beslendi, bizi zayıf düşürme ve bahara ulaştırmama pahasına… Zira onlar açısından ağyar değil yalnızca kendilerinin hayatta kalması önemliydi.

Birlikte baharlar ve yazlar geçirdiğimiz zamanlar da oldu. Önemsemedik... Zira bizler açısından aslolan bütün organizmanın hayatta kalabilmesiydi. Ne zaman ki hayatımızı ve köklerimizi tehdit edecek hale geldi, işte o zaman fark ettik özümüzden beslediğimiz tehlikeyi…

Evet, her şey zeval olacaktır. Satırların sahibi haklı…

Geriye kalacak “şeref” ise ökse otuna değil, köklere, gövdeye, dallara, öncü çiçeklere ve sadece bir nasip meselesi olan meyvelere aittir.

Ökse otunun hayatta kalmak adına her mevsimde verdiği kişiliksiz mücadele ise kendi cihetlerinden takdir edilebilir. Görünen o ki ediliyor da…

Hakkını yemeyelim ökse otunun... Onlar da meyve verirler. Meyvelerini haramla beslemiş olsalar, badem ağacının meyvesine rızk olacak özden çalsalar bile…

Meyve de verirler. Yapışkan ve kaygan nitelikte, sulu ve yumuşaktır. Kim inanırdı ki kar beyaz saflığında görünen meyvelerin insanlar için zehirli olduğuna… Kuşlara zararı dokunmaz bu meyvelerin... Yalnız bir ironi var ve bahsetmeden geçemeyeceğim. Kuşlar bu meyvelerin tohumlarını yayarak ökse otunu başka mümbit alanlara taşırlar. Ve insan aynı meyvenin yapışkan hasılasından yaptıkları tuzaklarla kuşları yakalarlar. Kader…

Ökse otu en gürbüz haliyle varlığını idame ettirse bile vakıa odur ki gerçekler onları asalak olma sınıfından çıkarmaya muktedir değildir.

Son söz de ayva çiçeğine ait olsun ve ola ki gücenmesin…

Dile geldi ayva çiçeği:

“Doğrudur. Belki cesaret edemedim badem ağacı gibi erken açmaya… Lakin unutulmasın, eğer nasip olursa, kışa doğru, yani zevalim yaklaşırken elbet bir gün ben de şerefimle kendi meyvemi veririm. Belki çekirdeğim sert değildir. Ama asalak olmaktansa kendi köklerimden neşet eden bir diriliş eseri olmayı yeğlerim. Kış gelip de badem ağacı gibi aynı çetin soğuğa maruz kaldığımda, hayatta kalma mücadelemi başkalarının özünden değil kendi özümden, yani helalinden veririm.”

Güncelleme Tarihi: 10 Nisan 2015, 09:40
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241