banner279

AVRUPA LABORATUARI ŞARTLARININ ÜRÜNÜ: AYDIN

A. ARAF ARAT

AVRUPA LABORATUARI ŞARTLARININ ÜRÜNÜ: AYDIN
 

Osmanlının son dönem aydınları ile cumhuriyet rejiminin ilk dönem Aydınları aynı laboratuar şartlarının ürünüdürler. Ya İngiliz hayranı, ya Fransız hayranı, ya Alman, ya da Amerikan hayranıdırlar.

Batılılar İslam coğrafyasını sömürgeleştirmeye Osmanlı Aydınlarının beynini sömürgeleştirerek başlamışlardır. 21.yy.’a adım attığımız şu dönemde dünya üzerinde geri kalmış, az gelişmiş ya da Batılı devletlere bir şekilde uşaklık eden ülkelerdeki sorun; ülkelerin yoksulluğu, açlığı, teknolojide geri kalmışlığı ya da uşaklığı falan değil o ülkelerdeki toplumsal sistemlerin dayandığı referansların Beşeri aklın ürünü olarak yaşam biçimi ve dünya görüşü olarak dayatılmasıdır. Diğer bir ifade ile 21.y.y dünyasının en büyük sorunu; dışarıdan aşılanmış, belirlenmiş, labaratuarların ürünü olarak zihinsel yapısında bir sürü putla yaşayan, bu haliyle de topluma fikir veren ve toplumun önderi olan Aydın sorunudur.

Çünkü herhangi bir ülke üzerine ince hesapları olan dünyanın egemen güçleri, önce ülkenin Aydın konumundaki insanlarını hedef almışlardır. Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı Türkçe sözlüğünde Aydın; ışık alan, ışıklı, aydınlık, kültürlü okumuş, görgülü, ileri düşünceli, çağın gereksinimlerini benimseyen diye geçer. Meydan larouesse ta ise düşünsel etkinliği ağır basan, düşünsel etkinliklere yönelmiş, bilgili, okumuş, değerlendirme yetisi gelişkin kimse olarak karşılanmış.

Sosyolog Kadir Cangızbay Aydın kavramına ilginç bir yaklaşımda bulunur. O’na göre Aydın “aydınlatılmış demek, yani ışığı kendisinden kaynaklanmış demek değil, dışarıdan belirlenmiş, şekillendirilmiş, kendisine ışık tutulmuşta öyle aydınlık olmuş, önceden aydınlatılmış gibi bir şey!” Kavramın Osmanlıdaki tezahürüne bakıldığında Aydın’ın karşılığı münevverdir. Türkiye’de ise Aydın Tanzimat döneminden bu yana büyük ölçüde laboratuar şartlarının ürünü olarak doğmuştur. Aydın kavramı XIII. yy. Avrupa ‘sının düşünce dünyasını egemenliği altına alan felsefe akımının yayıcıları (!) olarak kendisini göstermiştir. Aydınlanmanın başlıca temsilcileri; İngiltere’de J.Locke, D.Hume, İ.Newton. Almanya’da C.Woff,Lessing,Herder,Fransa’da Montesguieu,Voltaire,Diderot,J.J Rousseau,Condillac ve Buffon’dur. Avrupa’da daha XII. yy.da yayılmaya başlayan ve hem Descartesçiliğe karşı, hem de akılcı olan Aydınlanma felsefesi, doğuştancılığın yerine deneyciliği (Empirizmi) ve Cogito’nun apaçıklığının yerine olguların kesinliğini koydu.

Yarara ve bireysel mutluluğa büyük önem veren, toplumsal ve kademeleşmeleri bireyin değeri üzerinde temellenen bir hümanizma adına eleştiren bu görüş, Avrupa feodalitesinin gerilemesi ve burjuvazinin yükselmesiyle birlikte ortaya çıkan bir siyasal ideoloji olarak doğdu ve yayıldı. Bu ideoloji Aydınlar aracılığıyla toplumda demokrasi, devlette laiklik ve ekonomi de Liberalizm gibi kavramların sistemleştirildiği yeni ulus devletler ortaya çıkarmıştır. Görülen o ki Aydınlanmanın Avrupa’daki ilk temsilcilerinin akılcılığı ile aydınlanan Aydınlar, ışığı Avrupa’nın Aydınlanma felsefesinin temsilcilerinden almış ve bu ışığı yeryüzüne yaymaya çalışmışlardır.

Ali Şeriati’nin Aydın kavramını bu anlamda yeniden sorgulamak gerekir. Sonuç itibarıyla Müslümanların modernizmi yeterince sorgulamadıkları ve vahyin metodolojisine göre batının kavramlarına bakamadıkları düşünülürse Ali Şeriati’nin Aydın kavramı hiçte masum değildir! Coğrafi konumu ve tarihselliği dikkate alındığında Avrupa’ya en yakın doğu ülkesi Türkiye’dir. Bu yakınlık Avrupa’nın Türkiye’nin Aydınları üzerinde diğer ülkelerden çok daha fazla etkili olmasını sağlamıştır.

Avrupa’ya yakın olan bu coğrafyanın okumuşları düşünce biçimlerini modernist anlayışın kazandırdığı metodolojiye göre şekillendirir olmuşlardır.  Osmanlı dönemindeki Jön Türk hareketi, batıcılık, Tanzimat, Islahat vb. süreçlerin tamamı modernist düşünce merkezli bir metodolojinin ürünüdür. Batı metedolojisinin düşünce ürünü olarak geliştirilen yeni fikir akımları Avrupanın başka coğrafyalara da hakim olmasına zemin hazırlamıştır.

Bu amaç doğrultusunda harekete geçen Avrupa’nın birçok ülkesi, kendine hizmet edecek zihniyete sahip Aydınları, bizzat kendi kurdukları okullarda yetiştirmişlerdir. 20.y.y’ ın başlarına doğru, Osmanlının yalnız Asya topraklarında, aşağı yukarı 30 İngiliz okulunda 3000 dolayında Osmanlı öğrencisi, 60 Fransız okulunda 9000’e yakın Osmanlı öğrencisi, 13 alman okulunda 1000 dolayında Osmanlı öğrencisi, 190 ABD okulunda ise 15.000 Osmanlı öğrencisi okumaktaydı. Bu okulların çoğu Hıristiyan okullarıydı ve Protestan anlayışıyla yoğrulmuş bir müfredat içeriyordu. Hepsinde mensup oldukları ülkenin kültürü ve siyasi çıkarları savunulurdu. Osmanlı devleti daha da ileri giderek kendi açtığı okullarda da yabancı kültürleri benimsetmeye yönelmişti.

Atilla İlhan Hangi Batı adındaki eserinde şöyle der; “ABD mandası yandaşları, nasıl ülkedeki Amerikan okullarının ürünü olan Aydınlar ise, memleketin Büyük Britanya’nın tam mali ve ekonomik denetimine girmesinde yarar görenlerde İngiliz okullarının yetiştirmeleri idi.”  Osmanlının son dönem aydınları ile cumhuriyet rejiminin ilk dönem Aydınları aynı laboratuar şartlarının ürünüdürler.

Ya İngiliz hayranı, ya Fransız hayranı, ya Alman, ya da Amerikan hayranıdırlar. Batılılar İslam coğrafyasını sömürgeleştirmeye Osmanlı Aydınlarının beynini sömürgeleştirerek başlamışlardır. İslam dünyası’nın kolonyalistlerce sömürü süreci zihinsel işgal ile başlamıştır. Osmanlı devletinin çöküş döneminde batılı kafa yapısına sahip, batılı anlayışı benimseyen ve bu anlayışa uygun yaşayan Osmanlı Aydınları zihinsel sömürünün alt yapısını hazırlamışlardır.

Aydın İslam dünyasına Avrupa yapımı bir kavram olarak girmiştir. Batılıların bu coğrafya için öngördüğü yeni Aydını, kökü üzerine yükselen ağaç kimliğinden değil, ağaç üzerine abanmış bir parazit kimliğindedir. Ağaçtan beslenir, ancak ağacın da canına okur. Batılı müfredatın uygulandığı okullara gönderilen geleceğin Osmanlı aydınları, dünya görüşleri değişmiş, yaşam biçimleri kendi yaşam biçimlerine tamamıyla yabancılaşmış bir şekilde bu okullardan mezun olarak fikir hayatına atılmışlardır. Ali Şeriati’nin söylediği gibi alinasyon geçirmişlerdir. Ya da halk diliyle ifade edecek olursak “yumurtadan çıkıp kabuğunu reddetme” psikozuna bürünmüşlerdir. Görülüyor ki Aydınlar neyi inşa ettikleri ile ilgilenmeyip, inşa etme görevini layıkıyla yerine getirip getirmeme esasında var kılınmışlardır.

Toplumun karşısına çıkarılan Aydınların, okur-yazarlık ve yazar-çizerlik esasında tanımlanıp, sanatçıları da içerecek şekilde genişletilmesine bakılırsa, birbirinden çok farklı toplumsal formasyonlar içinde, birbirinden çok farklı rol, statü, işlev ve dinamiklere sahip olmalarıyla sorunların çözümünde, aklı devreye sokarak çözüm üretmek yerine daha çok üretilmiş sorunun, üretilmiş çözümünü topluma tanıtmak için rol aldıkları görülür. Bu noktadan bakıldığında, dışarıdan ithal edilmiş görünen misyonlarıyla elbette ki dışarıdan yönetilen/aydınlanan bir aklın da nesneleridir.


Sorunun önceden belirlenmiş çözümünü topluma kabul ettirip onaylatmak noktasında toplumun endişelerini yok ederek, toplum mühendisliği alanında harikalar yaratmak için görevlerini tam bir hakkaniyet ruhuyla huzur içinde ifa edeceklerdir. Bu noktada batılı efendileri devreye girecek ve zihinsel işgal fiile işgale dönüşecektir. Batının modernist anlayışına uygun olarak yetişen Aydın, kendi kafası içinde, işgal edilme sorunun çözümünü inşa edemediği için, dışarıdan belirlenen ışığa biat etmeye devam edecek, biat ettiği ölçüde de ödüllendirilerek Aydın tanımlamasına maruz kalmış olacaktır.

Modernizmin etkisinde kalmış, çağa uygun İslam anlayışının İslami demokrasi olduğuna ikna edilmiş, önemli olanın insanlığın ortak kavramlarıdır anlayışıyla toplumu bir arada ve barış içinde yaşatma hayali ile yaşayan son dönem demokrasi hayranı Müslümanlarını da aydın kategorisine dâhil etmemek onlara haksızlık etmek olur. Doğu’yu Batılı’nın yorumladığı gibi yorumlama ya da İslam’a Protestan kilisesinin söylemleriyle yaklaşma, demokrasiyi dillerine pelesenk eden Müslüman Aydınlara  (dünün Osmanlı Aydınlarına yüklediği gibi) batının yüklediği yeni misyondur. Batının son dönem Aydın profiline yüklediği görevi İslam’ın kavramlarını modern kavramlarla telif edip, aykırılıklarını törpüleyerek İslam’ı evcilleştirmektir. Başlıca uğraşı alanları Arap coğrafyasına baharla gelen demokrasi rüzgarı estirmek olmuştur. Aydınların bu çabaları hiçbir şekilde İslami niteliğinin olmamasından dolayı doğrudan ya da dolaylı olarak batılılar ve işbirlikçileri tarafından desteklenir olmuştur.

Bu nasıl bir kafanın yapısıdır ki bir toplumun geleceği ve ahreti kendisini biçimlendiren egemenin işaretiyle harekete geçecek olan Aydınlar topluluğunun toplum mühendisliğine terk edilsin.Eski Mısır’ın firavun katiplerinden son dönem Osmanlı aydınlarına, aydınlanma çağı Fransa’sının edebiyat ve tartışma meraklısı Cumhuriyet aydınlarından son dönemin İslami demokrasi savunucusu Aydınlarına kadar farklı rol, statü, işlev ve dinamiklere sahip olmalarının avantajı gereği gerçek misyonlarının Firavunun düzenine hizmet ettiğinin kavranmasını imkansız hale getirmiştir.. Sonuç olarak bedenini gündelik olana/konjöktüre emdirmeyip her anını evrensel bir uyarıya bağlamak veya evrensel uyarıyı gündelik olanın her anında yeniden kurmak kaygısından kaynaklanan bir yaşam duyarlılığı, hayat tarzı yani vahiy Müslümanın yoluna ışık tutar ve aydınlatabilir. Düşünceyi, zihinselliği, ruhu bedenin ve onun uzantısı olan eşyanın her noktasına, her hareketine, her anına yaymanın, emdirmenin bitimsiz çabası içinde olmadan, beşeri dünya görüşünün dayattığı şeytani bir sürece teslim olmak ne derece akıllı olmaktır? Son dönemde “Müslüman” Aydınlara ne oluyor acaba? diye sormak lazım.

Nasıl bir hükümle, nasıl bir akılcılıkla batılı projelerin mimarlığına, kâtipliğine soyunuyorlar? Kendilerine ait bir kitapları var da onunla mı hareket ediyorlar? Sonra o kitapta “yeryüzüne hakim kılacağınız, götüreceğiniz tüm reçeteler (demokrasi, Liberalizm, Kapitalizm..v.b) doğrudur ve sizindir” diye bir şey mi yazıyor. Ya da Allah her ne şekilde hükmederlerse mutlaka öyle olacağına (gerçekleşeceğine) dair kıyamete kadar sürecek kesin bir söz mü verdi? “Müslüman” Aydınların hangisi kefil bu duruma? Aydınlar eğer gerçekten doğru söylüyorlarsa kendilerini dışarıdan belirleyenleri yani edilgen kılanları Allah’ın huzuruna çağırabilecekler mi? (Kalem S. 36-41)

- See more at: //www.iktibasdergisi.com/avrupa-laboratuari-sartlarinin-urunu-aydin/#sthash.BE2TumLt.dpuf
Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2015, 14:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241