banner207

Atom Santralleri: Dama Çıkarmaya Çalıştığımız Eşekler

Umut GÜRSOY

Atom Santralleri: Dama Çıkarmaya Çalıştığımız Eşekler
Türkiye Silifke-Akkuyu’daki dört adet Atom santrali için Ruslardan sonra, 03.05.2013 mübarek Cuma günü de Sinop’a dört adet atom santrallerin yapımı için Japonlarla el sıkıştı. Nükleer santralların yapılma amacını “Nükleer santrallerin devreye girmesiyle yılda 7,2 milyar dolarlık doğalgaz ithalatının önünü kesmiş olacağız” şeklinde açıklayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, yapılması tasarlanan atom santrali ünitesi sayısını da “8 üniteden sonra yerli nükleer santral hedefimizi büyük ihtimalle hayata geçireceğiz. 9 ve 10. üniteleri Türk mühendislerinin yapacağına inanıyoruz” şeklinde açıklamış.

     Bir İran Atasözü “Nasıl indireceğini bilmediğin eşeği dama çıkartma!” dermiş.  Nükleer enerji yanlıları atom santrallerine karşı oluşan muhalefeti atom bombası korkusuna ve Çernobil nükleer felâketine bağlarlar. Onlara göre atom santralleri bomba değildir, patlamaz ve Çernobil kötü tasarımlı bir Sovyetler Birliği santraliydi; batı tipi santrallar çok güvenilirdir.  Ne var ki bugüne kadar 1945 Ağustosunda üç gün ara ile Japonya’da iki kez patlatılanlar (Hiroşima ve Nagazaki)  dışında halen var olan 36 bin atom bombası insanlar üzerinde bir daha patlamadı ama nükleer santraller bugüne kadar (açıklandığı kadarıyla) tam sekiz kez patladı: İngiltere-Windscale (1957’de oldu 1982’de açıklandı),ABD-Three Miles İsland (1979), Sovyetler Birliği (Ukrayna)-Çernobil-4 (26 Nisan 1986’da oldu, dört gün sonra duyuruldu), Japonya-Tokaimura (1999) ve Japonya-Fukushima -1., 2., 3., 4. (2011). Kaza yapan santrallerin biri hariç hepsi de batı tasarımı atom santralidir.

     11 Mart 2011’deki çifte doğal afet (deprem ve tsunami) nedeniyle FukushimaDaiichi Atom Santrali işletmesindeki toplam 6 ünitenin 1., 2. ve 3. ünitelerinde reaktörlerin nükleer yakıt çekirdeklerinde hasar (erime) oldu ve 1., 3., ve 4. Reaktörler patladı; 2. Ünitesinden de çok miktarda radyoaktif atık denize ve havaya kaçarak üçlü (deprem, tsunami, nükleer) afet biçimini aldı. Oysa 4., 5. ve 6. Reaktörler bakım nedeniyle deprem ve tsunami sırasında elektrik üretmiyorlardı. Japon Ulusal Meclisi’nin Fukushima Nükleer Kazası Bağımsız Soruşturma Komisyonu, kazadan yaklaşık 1,5 yıl sonra (5 Temmuz 2012) tamamladığı resmi raporunda kazanın tamamen insan hatası sonucu olduğunu açıkladı (Bizde ise muhalefetin talebi kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, Raporunu Çernobil kazasından 8 yıl sonra 1994’de, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun Resmi Raporu ise kazadan 20 yıl sonra 2006’da açıklayabilmişti).

     Çernobil’den hemen sonra Dünya Sağlık Örgütü atom santrallerinin atmosfere radyasyon sızıntısı yapacak denli büyük kaza yapma olasılığını 1/1.000-1/10.000 santral çalışma yılında bir (halen faaliyetteki 440 atom santrali ünitesi için dünyanın herhangi bir yerindeki bir reaktörde 2,27-22,7 yılda; ortalama 12,5 yılda bir) olarak vermişti. Tree Miles Island 2000; Çernobil ise 4000 reaktör yılında meydana gelmiştir. Fukushima atom santrallerindeki kazalar bir yıl dört ay gecikmeli de olsalar bu hesabı doğrulamıştır. Bu yüzdendir ki ülkemizde de yapılacak her nükleer santral ünitesi, toplam satılan bilet sayısı 440 adet olan bir nükleer felâket piyangosundan bilet almaktır. Üstelik 25 yıllık reaktör ortalama ekonomik ömrü içinde iki defa büyük ikramiye çıkma olasılığı vardır. Yani, “12,5 yılda bir yapılan çekilişte büyük felâket ikramiyesi 440’ta 1 gibi yüksek bir olasılıkla size de çıkabilir”. Her yeni yapılan santral ikramiye çıkma ihtimalini %1,3 oranında arttıran bir bilettir.

     1979 yılından beri yeni nükleer santral yapmayan ABD başta olmak üzere halen nükleer santrali olan ülkeler, santrallerin normal çalışmaları sırasında, yüksek olasılıklı kazaları halinde ve nükleer atıklarının yol açtığı, giderek kabaran ve çeşitlenen toplumsal maliyetleri nedeniyle belirli bir süreç içinde nükleer santrallerini kapatıyorlar ve yenilerini yapmıyorlar. Çünkü hayvan ve insan sağlığında ve doğal çevrede oluşan zararlar dışında kendisi de radyasyonlu atık haline gelen bir nükleer santralin ekonomik ömrü (25-40 yıl) sonunda sökülebilmesi için en az 100 yıl beklemek gerekiyor.

     Santralın sökülmesi:

     a) Beş yıl sürecek eldeki yakıtlar ve reaktördeki radyoaktivitenin % 99’unun azaltılması

     b) 5-7 yıl sürecek buhar kazanları, basınç kazanları ve biyolojik koruyucular dışındaki bütün ünitelerin sökülmesi ve

     c) Reaktör çekirdeğindeki radyasyonun düşmesi için 100 yıl beklendikten sonra reaktör, buhar ve basınç kazanları ve biyolojik koruyucuların söküleceği ve reaktörün bulunduğu bölgenin tekrar yeşil alana dönüştürülmesi şeklindeki üç aşamadan oluşur.Üretilen elektriğin içinde gösterilmeyen bu büyük maliyetin bugünden hesaplanması çok zordur.

     Çernobil’de patlama sonucu eriyen reaktör çekirdeğinin ve diğer aksamlarının sökülüp çevreden izole edilebilmesi için gereken 1,5 milyar ABD doları henüz temin edilemediği için şu ana kadar üstü geçici olarak beton bloklarla kapatılan reaktörden çevreye radyasyon yayılmasını önlemek için 26 yıldan beri hâlâ 3.500 işçi çalışmaktadır. ABD çok eski ve çok iyi tutulmuş kanser kayıtlarına sahiptir. Çernobil’den görece çok uzakta olan ABD’nin Çernobil’den sonraki tiroid kanserlerinde ve kendi nükleer santrallerinin çevresindeki yaşayan kadınlardaki meme kanserlerinde iki kata varan artışlar bulunmuştur.

     Nükleer denemelerin yapıldığı 1945-1965 arası yıllarda doğmuş kuşaklara bomba bebekleri kuşağı denilmektedir. Yapılan araştırmalarda bu kuşağın yaptığı düşük bebek ağırlıklı doğum oranında önceki kuşaklarda görülen artışın iki katı artış; bu kuşağın zihinsel (entelektüel) başarılarında ve üniversite giriş sınavı sonuçlarında 20 yıl süren açıklanamaz bir düşüş gözlenmiştir. 1986’da üniversitelerine “Çernobil konulu araştırma ve açıklama yapma yasağı” getirilen Türkiye ise üniversitelerinden, bugünkü kararlar için ülkesine faydalı böyle araştırmalar yapmasını (yasağın kalkmasını) hâlâ bekliyor.

     Toplumsal maliyetlerin (saklı etiket fiyatlarının) bugünkü kadar iyi hesaplanamadığı yıllarda alınmış kararlarla yapılmış veya yapımı süren nükleer santrallerin sahibi ülkelerin çoğunun atom santrali yapma saklı nedenleri; (her ne kadar Birleşmiş Milletler atom bombası üretme yeteneğine sahip 36 ülkeden biri olduğumuzu açıklasa da) bizimki ile aynı (elektrik üretmek) değil; askeridir. Ne hüzünlüdür ki Hiroşima ve Nagazaki kurbanlarının yaralarını hâlâ saramamış olmasına rağmen dar bir toprak parçasında kalabalık bir nüfusa sahip olduğu için 54 nükleer santrali bulunan Japonya ise son kazadan sonra bunlardan sadece beşini çalıştırarak atom santrallerini kapatmak yönünde (enerji sıkıntısına girmeden) karar almıştır.

     Çernobil, kamu santrali idi. Sovyetler Birliği kazanın sosyal maliyetini ödeyemedi; uluslararası yardım aldı ve üç yıl sonra dağıldı. Fukuşima’nın sorumlusu Tokyo ElectricPowerCompany (TEPCO) şirketi ise ödeyeceği tazminatların altından kalkabilmek için devlet yardımı alıyor; kamulaştırılması gündemde. Gülnar ilçesi sınırları içindeki Akkuyu’ya, Çernobil’de kendi halkına yardım edemeyen Rusya’nın bir kamu şirketi (Atomstroyexport -ROSATOM‘a bağlı Atomenergoprom‘un alt şirketi) tarafından daha önce hiç denenmemiş (kâğıt üzerindeki tasarımı ilk kez Türkiye’de denenecek olan) her biri 1800 MW’lık dört atom santrali ünitesi yapılmak isteniyor.Bunların barışta ve savaşta, normal çalışma koşullarında, kazasında ve radyasyonlu atıkları nedeniyle oluşturacağı sosyal maliyetleri kim ödeyecek? Hiçbir sigorta şirketi sigortalamadığı için tabii ki diğer bütün afetlerde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti! Yani biz…

     Türkiye neden nükleer santrallere karşı olunması gerektiğini, toplam 32 bilim ve uzmanlık alanından, 62’si halk sağlığı uzmanı olan, konusunda isim yapmış 206 bilim insanının imzaladığı ve dört il merkezinde (Ankara, İstanbul, İzmir ve Sinop) aynı anda açıklanan Nükleer Santral Karşıtı Bilim İnsanları Bildirisi ile 10 Mart 2007’de öğrendi. Hükümet kararı ile bir kez daha Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)'nden muaf tutulan Akkuyu Nükleer Santral(ler)i'nin ÇED raporunun önemli bir bölümünü “acil ve tehlikeli haller” oluşturur. Yangın merdiveni yüksekliği 50 metre olan İstanbul’daki biri dışında, yüksek binaların beşinci katından daha yukarıdaki yangınlarını söndürecek uzunlukta merdivenli itfaiye aracına sahip olmayan Türkiye’nin “nükleer yangın dâhil atom santrallerindeki olası acil ve tehlikeli durumlara müdahalesi”; son ÇED yönetmeliği değişikliği ile de anlaşılmıştır ki: Aklının kapasitesi dışındadır. İşte bu nedenle: “Sayısız mit bize entelektüellerin ancak daha dün ve büyük mücadele vererek nihayet anladıkları bir şeyi anlatır, doğduğu ortamdan koparılmış bilgi yıkıcı eğilimler taşır ve doğanın seyri bedelsiz değiştirilemez” diyen Feyerabend, çok haklıdır.

     YEŞİL GAZETE

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2013, 11:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner248

banner141

banner140

banner247

banner203