banner279

APOLİTİK İKTİDAR YARIŞLARI

Akif EMRE

APOLİTİK İKTİDAR YARIŞLARI
 Küresel kapitalizmle hesaplaşamayan hiç bir siyasi çıkışın sahici, alternatif olma iddiasından bahsedilemez. Bu eşik aşılamadığı içindir ki siyaset daha da apolitik duruma düşüyor.
Yenişafak/ Akif EMRE
Türkiye seçim sath-ı mailine girerken yeni olanın ne olduğuna dair beklentiler medyadan adeta zihinlere boca ediliyor. Seçim kampanyasının bizatihi doğası gereği propaganda, kitlelerin duygularını, bilinçlerini, alışkanlıklarını kıskıvrak yakalayıp yönlendirmeyi içerir.. Seçmenler her dönemde yeni bir gelecek beklentisine hazırlanır. Siyasetçi bu beklentileri güçlendirdiği oranda taleplerini oya tahvil eder. Talepkar olan siyaset/çi talepler üretmek zorundadır; talep ürettiği oranda ve talebe uygun kampanya yürütür. Seçim bildirgeleri gelecek endişesinden daha mutlu yarın umuduna kitlelerin nabzını tuttuğu oranda yani bireysel ve toplumsal planda beklentileri siyaset diline taşıdığı kadar başarılı sayılırlar. Oysa kitlelerin beklentilerini siyasete taşıma fırsatı sunduğu varsayılan seçim kampanyaları siyasal propagandanın tüm imkanlarının seferber edilerek halkın indoktrine edilmesi işi değil midir.
Türkiye’nin yeni seçiminden en azından siyaset dili açısından yeni ne söylendiğine odaklanmak belki siyaset tasavvuru açısından anlamlı olabilir. Belki diyoruz zira seçime giren aktörlerin program ve söylemlerine bakıldığında farklı olanın ne oldugunu kestirmekte zorlanmamak elde değil.
Siyaset açısından partilerin bu denli siyasetten uzak düştüğü ender seçim atmosferlerinden birini yaşıyoruz. Bu iddia, aynı zamanda genel olarak Türk siaysetinin muhtevasına yönelik temel sorunsalı ima ediyor. Öncelikle iktidar açısından bakıldığında üç dönemdir uyguladığı politikalarında temel çizgiyi koruyacağı, benzer ekonomik modelde yürüteceği malum. Üstelik büyük kitleler sisteme entegre edilmiş olduklarından finans sistemindeki ani dengesizlik gibi herkesin hayatını etkileyecek istikrarsızlık korkusu, yani ceplerde taşınan kredi kartlarına bağımlı bir geleceğin tedirginliğini yansıtan siyasi eğilime sahip insanlar. Büyük yoksul kitlelerin bu ortamda seslerini çıkartamaması veya yoksunluğun şimdilik kontrollü olması istikrar olarak tercüme edilebiliyor.
Dördüncü iktidar dönemine hazırlanan bir siyasi partiye karşı yarışta muhalefetin çok daha dinamik olması ve yeni şeyler söylemesi beklenir. İktidarın temel politikalarında değişiklik yapmadan bir dönem daha işbaşına gelme talebine karşı muhalefetin farklı bir siyaset dili kurabildiği söylenebilir mi? Hem de ana muhalefetin yeni şeyler söylemeye başladığı, kendini yenilediği, değiştiği iddia edildiği dönemde?
En son söyleyeceğimizi şimdiden söyleyelim: Bu seçimlerde tüm partiler son derece apolitk bir dile sahip. Özellikle muhalefet farklı bir programdan mahrum olarak yani apolitk bir siyasal kampanya yürütüyor.
Kampanyayı apolitikleştiren iki temel husus var: İlki teklif düzeyinde, hemen hemen tüm muhalefetin buluştuğu okonomipolitik model. İkincisi yine tüm muhalefeti buluşturan karşıtlık söylemi..
Eğer ana muhalefetin siyaset üretimi adına ortaya attığı popülist vaadleri bir kenara bırakacak olursak elde kalan tek somut iddia var. Daha doğrusu temenni. Bu temenni diğer muhalefet partilerini de içine çeken ana tema olarak ‘karşıtlık’ vurgusu. Bu ortak tema Erdoğan karşıtlığı olarak somutlaşıyor. Bu karşıtlık o kadar belirleyici ki seçime giren iktidar partisini eleştirmekten bile öne çıkıyor ve siyaset üretmek yerine tek bir siyasal figür üzerinden yürütülen muhalefete dönüşüyor. Bu durumun hoşnutsuz kitlelere ulaşmak için kolay bir yöntem olması muhalefet söylemini güdükleştiriyor, gelecek perspektiflerini körleştiriyor. Yeni bir şey söylemek, teklif sunmak yerine bir ideolojik işlev yüklenen karşıtlık üzerinden kitleleri harekete geçirmek kısa vadede etkileyci olabilir.
Muhalefeti apolitikleşme tuzağına düşüren bu keskin karşıtlığın en büyük zaafı yeni bir siyaset dili üretememiş olmayı perdelemesidir… Özellikle CHP ve MHP’nin Kemalist köklerinden dolayı birbirine yakınlaşması söylem açılımından çok statükonun son ittifak tecrübesinden başka bir şey değildi.
Diğer tarafta özellikle ana muhalefetin Kemal Derviş ismi üzerinden alternatif model önerme çabası ise tam da bu açıdan apolitik bir durum arzediyor. Zaten 2002’den beri küresel sistemle Türkiye ekonomisini bütünleştiren, eklemleyen neoliberal politikalar uygulanıyor. Tüm sonuçlarıyla yaşadıklarımız bu politikaların ürünü. Eğer bu politika ve uygulamalardan bir rahatsızlık varsa muhalefetin sisteme yönelik olması beklenir. Tam da bu noktada hiç bir parti başta ekonomik alanda olmak üzere kalkınma modelini eleştirmiyor aksine daha da sistematize etmek, kökleştirmek için Kemal Derviş figürünü öne çıkarıyor.
Neoliberal politikaları sorgulamıyor buna alternatif model, sistem önermiyorsanız hiç bir siyaset üretemiyorsunuz demektir. Özellikle CHP’nin bir yanda sırtında Kemalist bakiyenin yükünü taşıma çabası diğer tarafta neoliberal poltikaları sahiplenmesi siyasi açılım değildir. Elbette siyaset dili sadece ekonomik politikalardan ibaret değil; ancak, küresel sistemin merkezini oluşturan ve tüm politikaları da şekillendiren çok temel bir sistem örgüsü söz konusu.
Hem politik figür anlamında kişiselleşen karşıtlık hem de dolaylı olarak ekonomi- politikalar/ın/a sahip çıkarak iktidarı onaylama açmazına düşen ana muhalefetin popülist söylemlerinin siyaset üretmek olmadığı kesin. Bu anlamda liberal ve bazı sol medyacıların desteğini almış görünen HDP’nin etnik söylemi dışında alternatif siyasetinden de söz edilemez.
Küresel kapitalizmle hesaplaşamayan hiç bir siyasi çıkışın sahici, alternatif olma iddiasından bahsedilemez. Bu eşik aşılamadığı içindir ki siyaset daha da apolitik duruma düşüyor.İKDİBAS DERGİSİ
Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2015, 10:33
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241