banner279

Ali Bulaç Vakası: Zihinsel İntihar(notları)..

Nihat Karademir

Ali Bulaç Vakası: Zihinsel İntihar(notları)..
 Gülen Hareketi, hükümete ve bu toprakların İslamcı mirasına kurduğu kumpası, 17/25 Aralık ile birlikte topyekun, açık ve tarafları net bir saldırıya dönüşmesi, düşünce dünyamızı zenginleştiren birçok aydın,yazar ve entelektüel için de kader anı oldu. Tüm birikimini hükümet ile Gülenizm arasında yaşanan çatışmadaki aşırı tavırlarından dolayı yitiren bir çok aydın oldu.

Ancak hiçbir entelektüelin kaderi Bulaç'ın kaderi kadar trajik olmadı. Türkiye İslamcılığının son yarım yüzyılına kitapları, makaleleri, köşe yazıları ve kurulmasına öncülük ettiği yayın organları ile damgasını vuran Bulaç, sevenlerini ve takipçilerini büyük bir hayal kırıklığına uğrattı ve zihinsel intiharda karar kıldı. "Entelektüelin karar anı" denen o en kritik dönemi ve kaçınılmaz sınavı daha önce de birçok entelektüel yaşamıştı. Sartre, için karar anı Cezayir'in bağımsızlık mücadelesi idi. O, bu sınavı birçok şeyler kaybederek kazanmıştı.

Böylesine bir sınavın ağırlığına dayanamayarak intihar eden sayılamayacak çok entelektüel de gördü insanlık. Bunlardan ancak özgeci/diğergam intiharı tercih edenler, insanlığın vicdanında karşılık buldular. Kendileri göremeseler de düşünceleriyle ve intiharlarıyla insanlığa ders verdiler. Öldükten sonra de dünyayı etkilemeye ve değiştirmeye devam ettiler. İntiharları bir düşünce bunalımın sonucu olsa bile, birçoğu bunu başardı/başarıyor.

Bulaç ise bencil bir intiharı seçti. Çünkü o, sırf konforunu sürdürmek ve kendisine daha iyi bir statü sağlamayan iktidardan intikam almak kendini zihinsel olarak "sıfırlamıştır". O'nun tercihi toplumsal koşullara bir meydan okuma, bir itiraz ve bir karşı koyuş değildir ve neredeyse bütün bencil intiharlar gibi onun intiharı da sonuçları tahmin edilerek gerçekleştirilmiştir. Bulaç, bu kararının kendisine bağlanan ve kendisinden beslenenler üzerindeki sonuçlarını umursanmadan intihar etmiş ve onlara yıllardır "takiyye" yapmakta olan bir entelektüele inanmış olmanın verdiği aldatılmışlık duygusunu yaşatmıştır.

Hızlı ve kolay bir ölüm yerine yavaş ve feci bir ölümün tercih edilmesi ise hem onun hem de bizlerin acılarını arttırmaktadır. Aylardır bir örgütün kendisine tahsis ettiği gazete köşesinde, üstelik iyi bir fiyata yazdığı intihar mektupları/notları ise bize acı çektirmek için tercih ettiği başlıca enstrümanıdır.

Son yazdığı intihar notundaki ifadeler ise bizlere bunca acı çektiren Bulaç'ın yaşadığı başlıca acının "iktidara yakın olamamanın sebep olduğu bir öfke" olduğunu hiçbir tartışmaya mahal bırakmaksızın ortaya döktü. Kesinlikle bir düşünce bunalımının sonucu olmayan bu öfke, O'nu, özellikle bu son yazıdan da görüldüğü gibi, bir tetikçi düzeyine geriletebilecek kadar kuşatmıştır. Tetikçi için zamanlama silaha hakim olmaktan çok daha önemlidir ve sıradan insanın kumar masalarında harcanan himmet paralarını konuştuğu bir dönemde gündemimizi işgal eden "İslamcılık (öldü)/ajan İslamcılar tartışması" zamanlamayı çok iyi bilen birkaç tetikçinin son marifetidir.

Bulaç'ın başını çektiği bu takım, İslamcıları artık devletin İslamcıları ve ajanları olmakla suçlarken, adeta bizim İslamcılık adına bildiğimiz ve önemli kısmını yine Bulaç'a borçlu olduğumuz birçok bilgiyi ya manipüle etti ya da yadsıdı. Bu yazıda İslamcıları, devlete eklemlenmekle suçlayan Bulaç'ın gözden kaçırdığı birçok gerçekler vardı. Bunların başında ise İslamcılığın da, tıpkı Osmanlıcılık, Türkçülük ve Batıcılık gibi, "bu devlet nasıl kurtulur" sorusuna verilen bir cevap olduğu ve kaçınılmaz olarak devlet ile ilgilenmek ve belli bir aşamadan sonra devlet olmak/devleti ele geçirmek zorunda kalacağı gerçeği gelmektedir.

Bulaç da çok iyi bilir ki İslamcılık devleti her koşulda olumsuzlayan ve devlet ile her türlü ilişkiyi reddeden anarşist bir gelenek değildir. Dahası devletin Müslümanları iktidardan ve refahtan dışlamasına tepki olarak oluşmuş ve bu tepki ile büyümüş bir gelenektir. Bu anlamda İslamcıların bugün devlette etkin olmalarının İslamcılık açısından tutarsız bir yanı yoktur. Bulaç'ın takımının ve onların söylemlerini gündemde tutmaya çalışanların sorunu da İslamcıların devlete eklemlenmesi değildir. Kaldı ki Bulaç'ın söylemine sarılanlar her şeyin devletlu olanını ve devlete çalışanını makbul görürlerdi. Onlar için devletin solcusu, devletin Kürt'ü, devletin Alevi'si ve devletin Müslüman'ı en ideal olanıydı. Bugünkü sorunları ise devlet iledir. Çünkü artık devlet tamamıyla onların devleti değildir. Bu yüzden devlet ile iyi olan herkes onlar için kötüdür.

Bulaç, bu suçlamaları devleti ele geçirmeyi neredeyse dünya ve ahiret saadetinin koşulu haline getirmiş olan ve bunun için her yolu mubah sayan bir örgütün gazetesinde yapmaktadır. Bu örgütün kırk yıllık tarihini boyunca daima iktidarlara ram olmuş ve kendi değerlerini, dostlarını ve düşmanlarını devletin/iktidarın değer, dost ve düşman konseptine göre belirlememiş bir yapı olduğu gerçeği ise aklına dahi gelmemektedir. Görmezden geldiği en korkutucu gerçek ise bu örgütün başta polis ve yargı bürokrasisi olmak üzere devlet içinde kurduğu cuntalar ve bu cuntaların birçoğu Bulaç'ın eski arkadaşları olan İslamcılara kurduğu tuzaklardır.

Bunları unuttuğu için olacak ki örgüttün ininden ve Saray'ı hedef alıyorum bahanesi ile sürekli İslamcılara saldırmaktadır. Hiçbir Saray'ın ve Sultan'ın günahının paralelin inindeki günahları meşrulaştıramayacağını unutan Bulaç, örgütün gazetesinden İslamcılara ve Erdoğan'a saldırırken de kendince Muaviye'ye meydan okuyan bir Ebuzer rolüne bürünmektedir. Bir zamanlar onun kitaplarından beslenenlerin ise artık Ebuzer'i ondan daha iyi bildiğinden haberi yoktur. Buradan ona sesleniyoruz:

"Plazalarda Ebuzercilik oynama, çünkü Ebuzer olmak, gerekirse çöllerde yapayalnız kalmayı göze alabilmektir."

Kendisinin ve milletvekili aday adayı olan mahdumunun Ak Parti'de ve devlette kariyer yapma hırslarının biliniyor olması ise tüm o meydan okumaların inandırıcılığını yok etmektedir.

İslamcılık öldü söylemi ise bir tespitten çok bir temennidir. Bulaç'ın değilse bile İslamcılığı öldürmeyi hedefleyen ve bu işin Türkiye'deki ayağını paralele ihale eden küresel bir organizasyonun temennisidir. Bunu anlamak için içinde yer aldığı camianın sözcülerine kulak vermesi yeterlidir. Orada "siyasal İslam'a geçit yok" ve "Erdoğan, siyasal İslamcı dar bir grubun etkisinde" cümlelerini çok sık duyacaktır. Bu sözlerin orijinal kaynağının neo-conlar olduğunu en iyi bilecek entelektüel de yine Bulaç'tır.

İslamcılık, Ali Bulaç ile başlamadı. Tam tersine Bulaç, İslamcılık ile var oldu, İslamcılık ve İslamcılar üzerinden yükseldi ve bugün paralelin hizmetine sunduğu birikimi de dahil, sahip olduğu her şeyi de İslamcılığa borçludur. İslamcılık, Bulaç'a ve Gülenizm'e rağmen ve onlardan sonra da var olmaya devam edecektir.

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2015, 14:13
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241