banner279

AK Parti neden büyük risk aldı?

AK Parti eski Diyarbakır vekili, Akil İnsanlar Heyetinde görev almış, bölgeyi çok iyi bilen Abdurrahman Kurt ile Çözüm sürecini konuştuk.

AK Parti neden büyük risk aldı?
 Nursel Tozkoparan'ın röportajı


Toplumsal Barış herkesin sahip çıkması gerektiği bir mesele. Örgüte rağmen, siyasal partilere rağmen bu bir şekilde yürümekte ve halkın desteği kazanılmış durumda. Bu yılki Nevruz kutlamaları, gerek katılımı gerekse de coşkusu ile artık geri dönülmesi mümkün olmayan barış yoluna girildiğinin göstergesidir…

Her şeye rağmen barış yolunda sorunlar yok mu, elbette var. Âmâ şurası bir gerçek ki aşılmayacak değiller… Ak Parti eskiDiyarbakır milletvekili, Akil İnsanlar Heyetinde görev almış, bölgeyi çok iyi bilenAbdurrahman Kurt ile Çözüm sürecini ve bundan sonraki süreci konuştuk.

“Kürtler, Terörle hak arama talebinde bulunulmasını istemiyor. Türkler artık askerin silahla insanları sindirmesini ve bu şekilde sorunların üstünün örtülmesini istemiyor.” diyen Abdurrahman Kurt, süreci çok iyi özetlemiş oldu.

40 YILLIK SAVAŞ BİTTİ

Öcalan’ın nevruzda okunan mektubunda “yeni bir dönem başlayacak ”diyor. Yeni dönemden kastı nedir Öcalan’ın?

2013 Nevruzunda açıkladı bunu. Silahlar sussun, siyaset konuşsun cümlesiyle özetlemişti. Şimdi de silahlı dönemin bittiğini ilan etti. Resmen 40 yıllık savaşın bittiğini ilan etti. Artık silahın olmadığı, Kürt sorununun inkâr, imha, asimilasyon alanından kurtarılmış, eşitlikle ilgili siyasal mücadelenin devamına ilişkin demokratik çerçevede yeni bir sayfadan bahsediyor.

Peki, silahlar nasıl bırakılacak? Yani süreç nasıl işleyecek?

Bununla ilgili dünyada pek çok örnek var. Mesela Sayın Cumhurbaşkanımız betona gömmekten bahsetti ama Türkiye şartlarında betona gömmek yerine, Türkiye içinPKK’nın kendini feshetmesidir. Ama PEJAK’ın İran’daki durumuyla ilgili bunu söylemek mümkün değil. PYD’nin Suriye’deki durumu zaten ortada. İŞİD’e karşı silah bırakma durumu söz konusu değil. Bundan sonra Türkiye’de Kürt sorunu ve Kürt sorunu üzerinden siyaset yapan siyasi partiler şiddetten uzak, terörden uzak, çatışmadan uzak bir şekilde demokratik mücadele alanına girecekler. Bunun da çağrısını Öcalan kendilerine yapmış oldu böylece.

Sürecin moderatörü kim olacak?

Irak Kürdistan’ı Sayın Barzani olur.

PKK SİLAHLI UNSURLARINI TÜRKİYE İÇİNDE BARINDIRMAYACAK

Mesela İRA silahları toprağa gömdü. Peki,  PKK silahları ne yapacak sizce?

PKK silahlı unsurlarını Türkiye içinde barındırmayacak. Silahlı unsurların belki bir müddet Suriye içinde var olma ihtimali söz konusu olabilir. Bunu görmek lazım. Türkiye için PKK’nın kendini feshi bu anlama geliyor zaten. Yani silahları götürüp bir yere devretmek durumunda değiller. Çünkü Kürt meselesi bir boyutuyla sadece Türkiye ile ilgili bir mesele olmadığı için Türkiye’de bırakmış olmak demek, örneğin Suriye’de silah bırakmayı beraberinde getirmiyor. Dolayısıyla bu boyutuyla baktığımız zaman silahları getirip bir yere teslim etmek diye bir şey olmayacaktır. Çünkü örneğin Suriye’deki YPG hala silaha ihtiyaç duyuyor. Ellerindeki silahları getirip bir yerlere vermelerini beklemek biraz ham ayar olur.

Silahlı unsurların sınır dışına çıkması, tehlikenin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelir mi?

Siz silahı toprağa gömünce bir daha silah bulamaz mısınız?

Bunun böyle bir karşılığı yoktur. Siz silahları gömdünüz ya da getirdiniz Türk ordusuna teslim ettiniz. Unutmayın ki Ortadoğu silah kaynıyor. Önemli olan bunun zihniyet olarak ilerlemiş olması. Bu bir yapıdır nihayetinde. Türkiye içerisinden böyle olsa da dışarıda işleyen bir yapısı var.

KÜRT SİYASİ FİGÜRLERİN, HÜKÜMETİN ÇABALARINI TAKDİR ETTİKLERİNİ GÖRDÜM

Öcalan’ın mektubu okunduğunda siz Diyarbakır’daydınız.  Bölge halkı, Öcalan’ın mesajını nasıl karşıladı?

Bir kere halk daha açık cümleler bile bekliyordu. Örgütün teknik anlamdaki iletişim zorlukları belki halkın beklediği kadar açık mesaj vermeyi beraberinde getirmedi. Ama neticede silahlı mücadele dönemi bitmiştir kavramı bile insanları için bir mesaj olmuştur. Daha ileri gideceğim köylerde PKK militanlarını izleyen arkadaşlarımız olmuştu yer yer. Onlar bile bunun artık bir an önce açıklanıp, rahatlamak istediklerini bize aktardılar. Dolayısıyla bu boyutuyla baktığımız zaman sahada mutluluğu gördük. Ben yıllardır sadece kitaplardan tanıdığım Kürt siyasi figürlerini, PKK dışındaki siyasal yapıların Diyarbakır’a nevruz için geldiklerini gördüm. Hükümetin bu alandaki çabalarını takdir ettiklerini gördüm. Hatta önemli bir Kürt siyasi örgütünün kurucusu hanım efendiyle karşılaştım.

İsmini söylemenizde sakınca var mı?

Rızgare’nin kurucusu Hatice Yaşar. Ben onu tanımıyordum, sadece kitaptan ve isimden bilirdim. O da televizyonlardan izlemiş beni. Tebessüm etti. Sonra arkadaşlar söyleyince kalktık bir birimizi hiç tanımadığımız halde sarıldık. Sanki yıllarca bir birimizi görmemiş iki arkadaş gibi. Bu süreçte siyasi yasağının kalkmış olmasından dolayı buraya gelmekten mutluluk duyduğunu, uzun yıllardır buraya gelemediğini ve nevruzdan hemen sonra da Ankara’ya babasının mezarını ziyarete gideceğini söyledi. Duygulandım tabii. Diyarbakır’da nevruzda mutluluk vardı. Soğuktu, yağmurluydu. Yüzbinlerce insanlar bu zahmete katlandılar. Bu anlamda barışa sahip olma gücünün göstergesiydi aslında.

HDP NİN OYLARI YÜZDE 8 BANDINI GEÇMEZ

Peki, bu seçime nasıl yansıyacak? HDP’nin oylarını artırır mı?

Çok olmaz. Zaten yapacağı etkiyi şu ana kadar yaptı. HDP’nin oyları yüzde 8 bandını bulmaz. Yüzde 7 civarındadır. Tayip Erdoğan’ın analiziyle Beyaz Türklerin desteğiyle 8.8.5 aralığındadır. Ak Parti de yüzde 45-50 bandındadır.

Siz HDP’nin barajı aşamayacağını söylüyorsunuz…

Aşamaz. Bu oylar oturmuştur. Bu süreç yeni bir süreç değil. Üzerinden seçim geçmiş bir süreç.

Yine de parti olarak seçime gireceklerini düşünüyor musunuz?

Yüzde 90 öyle görünmekle beraber yüzde 10 bir ihtimal ile bağımsız girebilirler.

HDP’LİLER BARAJI AŞACAKLARINI SÖYLEYİP ALGI OLUŞTURUYORLAR

HDP’lilerle görüşüyor musunuz?

Çok fazlasıyla. Barajı aşacaklarını düşünüyorlar.

Bir kısmı inanmanın onlara oy kazandıracağını düşünüyor. Öyle bir heyecan yaratmaya çalışıyorlar. Algı oluşturuyorlar. Belki bu süreçte böyle bir heyecanı taşımanın onların oyunun ne kadar artıracağını test ediyor olabilirler.  En son noktaya gelindiğinde, son anketlerde hala barajı aşamayacaklarını gördüklerinde, dur diyebilirler. Ve bağımsız seçime katılabilirler.

Kongrede etkin olan isimler kimlerdir?

Biliyorsunuz KCK yapılanması var. Ve başında Cemil Bayık var. YPG’nin başında Murat Karayılan var. Bildiğimiz eskiden gelen 12 kişilik bir kadro var. Her birimi biz bilmiyoruz. Ama bu kongre birimlerinin tamamının katılımıyla yapılan bir kongre. Bunu bir siyasal partinin kongresi gibi düşünün. Neticede siyasal bir yapıdır. İllegal olmaları bunun bir prosedürü olmadığı anlamına gelmez.

İZLEME HEYETİ KESİNLİKLE OLMALI

Sizce izleme heyeti gerçekten olmalı mı?

İzleme heyeti bence olmalı. Bu bir kere hükümetle BDP arasında mutabık kalınmış bir konu. Bu saatten sonra bir sıkıntı yaratacaksa tabii olmamasını düşünüyorum.

İzleme heyeti çok mu kritik rol oynar?

Bence eskiden olmuş olsaydı çok kritik rol oynardı ama bu saatten sonrası psikolojiktir.

Ama cumhurbaşkanımız İzleme Heyetini doğru bulmuyor.

Psikolojik olarak öyle.

Gerekçesi yok mu?

Güvensizlik tabi ki… Karşı tarafın şu ana kadar sözünde durmayışı ve sürekli söylemlerini yenileyişiyle ilgili. Olmasının geçmişte çok büyük faydası olurdu. Mesela Lice olaylarında böyle bir üçüncü göz olsaydı farklı olurdu. Lice’de kim haklı, kim haksız bir sürü şey söylendi. Siyasetin dili içerisinde herkes kendi kitlesini manipüle ettiği için, bunun cevabını bu üçüncü göz çok daha net cevap verirdi. Bu da bana göre hükümetin işine yarardı. Yine aynı şekilde mesela Kobani’de hükümetin yaptığı destek açısından halka yapılan manüpilasyonun aydınlatılmasını sağlardı. Açıkçası hükümet açısından çok verimli bulduğum bir iştir bu.

İZLEME HEYETİNDEKİ PROFİLLER, SİYASETE ANGAJE OLMAMIŞ              

Peki, İzleme Heyetindeki profiller nasıl olmalı?

Profiller siyasete angaje olmamış tipler olmalı. Ya da her iki tarafın siyaseti açısından değer üretirken iki tarafın siyasetinden ziyade siyasette bir çözüm için var olduğunu düşündüğü insanlardan oluşmalı. Ama bunda zorlanılıyorsa yapılması gereken siyasete angaje olmamış, ülkenin geleceğinde bir gün gelecek bu yapıların birinde siyaseten var olma hevesi içerisinde olmayan ama vicdani boyutta bu toplum içerisinde belli bir kanaat önderliği pozisyonuna sahip olan tiplerden olmalı.

İddia edilen isimler konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce doğru isimler midir?

Her biri yapabilecek isimlerdir.  Başka isimler de var. Ben o isimlerin doğru olduğundan çok da emin değilim.

İddia edilen öyle isimler var ki mesela akil heyette bile bu saatten sonra olmanın doğru olmadığını söylemişlerdi. Onlar niye olsun.

Sizce kimler olmalı?

Can Paker özellikle olması gereken isim. Etyen Mahcupyan’ın bu gün resmi bir pozisyonu olmasaydı eğer, bence olması gerekirdi. Mesela Ahmet Faruk Ünsal’ı önemserim şahsen. Bülent Yıldırım’ın olmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Yılmaz Ensarioğlu siyasette aday olmasaydı, büyük faydası olabilecek insandı. Türkiye’de bu anlamda çok sayıda değerli isim var. Onu söyleyebilirim.

Neden “Kürt Meselesi” ?

Kürt meselesi soft bir kavramdır. Türkiye’de de bu inkar ve asimilasyon meselesinin ötesinde bir anlam ve önemle ele alma imkanı verir. Bir boyutu ile Kürt meselesi demek zorundasınız çünkü bu sorun sadece Türkiye ile ilgili bir sorun değildir. Kürt meselesi Ortadoğu’da aslında sahipsiz kalmış son yüzyılda en büyük mağdur olmuş etnik gurubun ifadesidir ve bu mağduriyet hala Suriye’de, İran’da devam ediyor, Irak’ta belli bir oranda çözüme ulaştı, bizde çözüm aşamasına gelindi.  Bu uluslararası boyuttaki sorunun sosyolojide ve siyasette bir karşılığı var. Bunu ifade etmek zorundasınız. Bazen tanımlama yapmak için isimlendirme yapmak zorundasınız. Hucurat Suresi’nde diyor ki, “kavimleri birbirinizi tanıyasınız diye yaratık”, bu kavimler birbirine üstünlük vermiyor. Bu tanışma adına bir isimle insanlar ayrılıyor. Kürt meselesi sosyolojik açıdan kendi sürecini tamamlamış bir mesele değildir. Siyasette sürecini tamamlamış bir mesele değildir. Dolayısıyla bu boyutla baktığımız için isimin de olması gerekiyor. Bu da Kürt Meselesi.

Devlet bir taahhütte bulunmuş olabilir mi? Ya da nasıl bir taahhütte bulundu?

Bir şeyi karıştırıyorlar bence, örgütün çözüme bakış açısıyla hükümetin soruna bakış açısının farklı olduğunu düşünüyorum ama bu farklılık çözümün partneri olmayı engelleyen bir farklılık değil. Mesela örgütün kendi kavramsal bir jargonu var. Hükümet bunu kabul etmiyor ama sen bunu neden böyle söyledin diye de demiyor yine kendi bildiği kavramlarla yola devam etmekten de vazgeçmiyor. Bu açıdan baktığımız zaman hükümet açısından çözüm süreci nedir? Çözüm süreci ile demokratikleşme sürecinin farkı nedir? Bunu iyi anlamadan bunun cevabını zor veririz.

AK PARTİ, DİĞERLERİNDEN FARKLI OLARAK YÖNETMEYİ DEĞİL, ÇÖZMEYİ TERCİH ETMİŞTİR

Kürt meselesi gerçekten riskli bir meseleydi. Ak Parti neden bunu göze aldı?

Bu meseleyi halletmeden vesayetle hesaplaşamazsınız. Vesayetin birisi toplum içerisinden toplumsal barışı bozan unsurlardır. Kürtlüğü Türklüğe karşı, Aleviliği Türklüğe karşı, dindarı laiklere karşı bir cephe içerisinde tutarak vesayeti devam ettirmiş bir sistemden bahsediyoruz. Dolayısıyla toplumsal barışı sağlayamamış bir Türkiye bu vesayet  sistemlerinin bir gün tuzağına düşmeye mahkum bir Türkiye’dir. Aynı zamanda toplumsal barışı sağlayamamış bir Türkiye, kendi içindeki Kürdüyle barışamamış bir Türkiye’nin buradan Ortadoğu’ya barış yaymaya gücü olmayacağının farkında olan bir iktidardır bu iktidar. Diğerlerinden farklı olarak yönetmek yerine çözmeyi tercih etmiştir.

MİLİTANLARLA İLGİLİ MESELE ÇOKTAN ÇÖZÜLDÜ

Silahların bırakılmasını konuştuk. Peki, militanlar ne olacak?

Militanlarla ilgili mesele çoktan çözüldü. Türkiye’de aranan sayısı 300 civarındadır. Affa gerek kalmadan suça bulaşmamışların hayata dönüşü ile ilgili projeler çoktan hazırlandı. Hükümet bu konuda hazırlıklı yani.

Peki, çözüm sürecinin sonunda Öcalan’ın durumu ne olacak, serbest kalacak mı? Ak Parti ve HDP ne düşünüyor?

Kürler değil ama HDP açısından serbest kalması düşünülüyor elbette. Hükümet cephesinde serbest bırakılma gibi bir durumun olmadığını ifade ediyorlar. Klasik bir fıkıh tabiri vardır, zamanı gelmeden fıkıhını yapamazsınız. Silahlar tam olarak bırakılır, Türkiye’de barış ortamı yaşanır o zaman Türkiye’de olur onu biz bilemeyiz.

Böyle bir ihtimal var mı?

Dünyada bu ihtimaller yaşanmış. Türkiye’de yaşanır mı bilmiyorum. Bunu söylemek için erken. Bunu söylemek katkı yerine zarar da verebilir. Bu bırakılacak anlamında söylediğim bir şey değildir. Türkiye’deki meşru hukuk açısından bırakılamaz.

Kandil Öcalan’ın serbest kalmasını istiyor mu? Kandil’in bakış açısı nedir?

Mesela bu yılki nevruzun ana teması Öcalan’ın serbest bırakılmasıydı. Kandil’in bakışı budur.Ben serbest kalsın isteyeceklerini düşünüyorum ama serbest kalmayacaksa da Onu aşalım diye de düşünebilirler.

Güncelleme Tarihi: 01 Nisan 2015, 11:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241