banner279

ABD, 1 adım geri

NedretErsanel

 ABD, 1 adım geri
 ABD, 1 adım geri
Soçi Zirvesi’ni ‘durduğunuz yer’e göre değerlendirme hakkınız var. Ya Türkiye-Rusya ve İran’ın birbirlerine karşı müzakere/pazarlık yaptığı bir masa olarak değerlendirebilirsiniz veya ‘diğerleri’ni kerteriz noktası alarak ele alabilirsiniz...

Her halükârda yaptığınız eksik kalacak, ‘siyaseten’ renk veren bir bakış olacaktır.

Oysa bu, beyazlarla renklilerin aynı makinada yıkandığı bir diplomasi konjonktürü. Soçi üçlüsü-bir seri başka ülkeyle beraber, ulusal güvenliklerini zorlayarak-sağlam durmaya çalışıyorlar.

Soçi buluşmasının net cevaplar üretmediği muğlak alanlar var elbette ve bu doğal. Toplantıda çizilen yola çıkıldığında, süreçle birlikte sonuçlara ulaşılacak. Ama el yordamıyla değil!

O yüzden iç muhalefet ve kısmi medyanın “başarısızlık” göndermeleri yersiz. Siyasi tarihleri boyunca bu çapta; önce sahaya basan, ardından politik düzen öneren bir masaya oturmadıkları, hele o masayı kuramadıkları için anlamaları mümkün gözükmüyor.

Astana ve uzantısı Soçi, Suriye’de ateşkesi sağladı, çatışmasızlık üretti ve bunları bölgeleştirdi, takip/kontrol noktalarını inşa etti, koordine/kombine çok uluslu operasyonlarla askeri birlikler konuşlandırdı. ABD ve koalisyon üyelerinin yapamadığını gerçekleştirdi. Üzerine politik yol haritası ve metod koydu. Tarafları bir araya getirecek kongre, anayasa ve nihayet seçim sundu. Yetmedi, bu avantajlı pozisyonu uluslararası kabulü genişlesin için, eleştirdiği ve Suriye performansıyla asla hak etmeyen Birleşmiş Milletler Cenevresi’nin önüne koydu.

ANKARA: “ŞU CEKETİ AZ TUTUN, GELİYORUM”...

Ankara açısından bölgedeki ABD varlığının tarifi en sade hale getirilmiş durumdadır; ABD eşittir PYD/YPG!

Rusya’nın da farklı düşünmediği hissediliyor; “Putin, bizim PYD/YPG konusundaki hassasiyetlerimizi paylaşıyor. Ortada bir sıkıntı yok. Paylaşmayan ABD ve koalisyon güçleri. Bunlara karşı açıkça bir tavır alabilirler mi? Ülkemize yönelik bir tehdit unsuruna karşı İran ve Rusya’nın yanımızda yer almasını istiyoruz. İlla silah gücü olarak yanımızda yer alınmasını kastetmiyoruz. Bize karşı çıkmamaları yeterlidir”!

Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerinin tercümesi; “Araya girmeyin, şu ceketi az tutun”dur.

Peki Rusya ve İran aradan çekilir mi? Evet, çekilir. İran’ın derdi aynı. Netanyahu: “İran güçlerinin Suriye’nin herhangi bir yerinde konuşlanmasına da izin vermeyeceğiz”.

Peki Ruslar?

Putin’in Suriye’nin yüzde 92’sinin kurtarıldığına/temizlendiğine ilişkin sözleri, YPG/PYD kontrolündeki yüzde 25’lik bölümün de hesaba ‘katıldığını’ gösteriyor! Örgütten rahatsız değiller ama hamisinden rahatsızlıkları çok yüksek. Ruslar bu meseleninin halledilmesini istiyor.

Soçi’de gerçekleşen Trump-Putin temasının kimi ayrıntılarının Erdoğan’a aktarıldığını ve bunun içinde Trump’ın dolaylı bir mesajı olduğunu, bu satırlar yazılırken gerçekleşmesi beklenen görüşmenin biraz bunun eseri olduğu çıkarılabilir.

ABD masada yoktu. Sahada var ve kımıldamayacak. Hem 13 Kasım’da resmi ağızdan yaptıkları, “DAEŞ bitse de buradayız” açıklaması hem de Soçi’nin tam ertesinde gazete sayfalarına sürdükleri manşetler ABD’nin “kalıcı” olduğunu gösteriyor.

“Amerikan The Washington Post gazetesi, ‘DEAŞ ile mücadele için buradayız’ diyen ABD yönetiminin, DEAŞ tamamen bitse de Suriye’de kalmaya devam edeceğini yazdı. Terör örgütü YPG ‘yi eğiten ve destekleyen ABD’nin, bu kez İran’a karşı mücadelede Suriye’nin kuzeyinde Esad yönetiminden bağımsız yerel bir yönetim kurmasının öngörüldüğü iddiası yer aldı”. (23/11, Hürriyet.)

Ancak, Ankara’nın kurduğu “eşitlik” üzerinden yürürsek, Beyaz Saray’ın YPG noktasında bir geri adım atacağı beklenmeli!

RİYAD ‘NERENİN’ KORUYUCUSU!

Suudi Arabistan Veliaht Prensi bin Salman: “Ortadoğu’nun yeni Hitler’i İran dini lideri Hameney’dir”!.. (22/11, NYT.)

Bu saldırı cümlesi büyük ölçüde durumu açıklıyor. Hitler varsa, İkinci Dünya Savaşı modeli vardır önümüzde ve ABD kurtarıcıdır, İsrail de mağdur. Vaad edilmiş topraklara da Riyad nöbetçi yazılıyor.

Sağır Sultan duydu.. İsrail eski Savunma Bakanı Yalon’un, “Suud Dışişleri Bakanı bizim İbranice söylediklerimizi Arapça söylüyor” sözü kafidir, ‘müstakbel Kral sözlerine’ terfi etmiş bulunuyor.

Suriye’deki çatışmasızlık bölgelerinden birindeki Amerikan varlığı da hem Suriye’de tek gücün hakimiyetine ayak koyuyor hem de İsrail’in güvenliği için araya giriyor. Buranın Ülkenin yaşamsal ihtiyaçlarının deposu olduğunu da-enerji, su-tekrarlayalım. Keza, Washington’un Ortadoğu’da askeri varlığını takviye etmesi de, üs üzerine üs kurması da odur.

Yani, kangren kaşıyan yine İsrail ve K. Irak ve K. Suriye’de terör örgütleri ve/veya Kürtler üzerinden bir bölge isteyen de o. S.Arabistan, ABD, Mısır’ı organize edip Soçi üyelerinin üzerine salan da yine o. ‘Büyük Ortadoğu’nun kuzeyi ile güneyi’ var artık ve mevziler ona göre kazılıyor...

Denge kuran/bozan akıllardaki geçişkenliği anlamalıyız. Ama Soçi sonrası tek soruyu tekrarlayıp duracaklar, normaldir; ‘Afrin ne olacak?’

E, söylendi ya; “Gerek Rusya gerek İran’ın tavrını görmemiz açısından Soçi önemliydi. İdlib’deki kontrol/gözetleme noktalarının Afrin’de de kurulması için arkadaşlarımız çalışacak”.

Bunu da anlamayıp, illa lafın tamamını duymak isteyenlere, “TSK’nın planlarını elinize mi verelim, ne yapacaksınız, siz Cumhurbaşkanı’nın Yunanistan gezisine bakın” diyebilirsiniz...
Güncelleme Tarihi: 25 Kasım 2017, 07:34
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241