bayan escort bursa escort escort gaziantep istanbul escort escort izmir escort izmir izmir escort istanbul escort denizli escort escort bayan

banner259

Yeni Zelanda’da vahşi katliam

Ahmet Varol

Yeni Zelanda’da vahşi katliam

Yeni Zelanda’daki vahşi katliam 25 Şubat 1994 tarihinde, Ramazan’ın on beşinde yine bir Cuma günü ama Cuma namazında değil de sabah namazında gerçekleştirilen El-Halil katliamına benziyor. O zaman Barush Goldstien adlı bir siyonist, Filistin’in Batı Yaka bölgesindeki El-Halil şehrinde bulunan Hz. İbrahim Camisi’nde insanların tam secdeye vardığı sırada arkadan üzerlerine kurşun yağmuru yağdırmış ve birçoklarını secdedeyken şehit etmişti. 

O zaman bu vahşi katliamı gerçekleştiren Barush Goldstien bir doktordu. Yani mesleği insanların hayatlarını kurtarmak için çalışmayı gerektiren bir meslekti. Ama o içi dışı İslam ve Müslüman düşmanlığı, Müslümana karşı nefret duygularıyla doldurulmuş bir canavardı. Müslümanları secdeye vardıkları sırada yakalayıp katletmek ona özel haz ve zevk veriyordu. 

Müslümanlara karşı benzer kin ve nefret duygularıyla doldurulmuş ve İslam düşmanlığı temelinde siyonist canavar Barush Goldstien’le birleşen bazı vahşi canavarlar da dün Cuma namazı vaktinde Yeni Zelanda’nın iki camisini basarak namaz kılmaya gelen Müslümanlara saldırdı ve korkunç katliamlar gerçekleştirdiler. Gerçekleştirdikleri katliamı adeta bir kahramanlık sahnesi gibi internette yayınlamaları da onlardaki vahşet duygularının ne dereceye vardığını gözler önüne sermektedir.

Bu korkunç katliamı gerçekleştirmeye ve vahşeti icra etmeye yönelten karakterin onların tabiatlarında olması mümkün değildir. Çünkü insan selim fıtrat üzere doğar. Onlara bu ruh haleti kendilerini yetiştiren ve yönlendiren çevre, medya organları ve teşkilatlar tarafından verilmiştir. Buna bugün “İslamofobi” adı veriliyor. Yani İslam’dan, İslam’ın yayılmasından, güçlenmesinden korkmak. Gerçekte ise bu İslam düşmanlığı, Müslümanlara karşı intikam düşüncesi ve kindir. 

“İslamofobi” adı verilen toplumsal ur Batı ülkelerinde Müslümanlara karşı ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamıştı. Ama Yeni Zelanda’ya kadar ulaşması sadece Batı ülkelerine, Avrupa’ya, Kanada’ya ve ABD’ye özgü olmadığını, Müslümanlara karşı kin duygusunu yönlendiren haçlı zihniyetinin ulaştığı bütün her yerde ciddi bir tehdit oluşturmaya başladığını ortaya koydu. 

Olayın bir diğer boyutu da sergilenen bu vahşetin sadece “İslamofobi” kategorisine sokulması ve arkasında duran haçlı kininin, İslam’a karşı nefret duygularını besleyen faşist ve ırkçı siyasi akımların fonksiyonlarının görmezden gelinmesi. Oysa İslamofobi vahşetini Kudüs’ü işgal ettiği zaman sadece bu şehirde yetmiş bin insanı katleden haçlı zihniyetinin bugünkü versiyonundan ayrı göremeyiz. Gerçekte bu vahşet bugün hâlâ Avrupa’da birçok siyasi hareketin ideolojik temellerini oluşturan haçlı zihniyetinin ortaya çıkardığı ve yönlendirdiği bir olgudur. 

İşte bu haçlı zihniyetinin ve ırkçı anlayışın ulaştığı her yerde İslamofobi olgusunun Müslümanlar açısından son derece tehlikeli hale gelen bir canavara dönüşmesi sistemli, planlı ve kasıtlı çalışmanın sonucudur. Bu çalışmada en etkili şekilde kullanılan araç da medyadır. Medya bir yandan sanal terörü zihinlere yerleştirirken, bu arada normalde Müslümanların reddettiği gayri meşru şiddeti İslâm’a mal etmek ve böylece bu şiddetin arkasında duran karanlık güçleri değil İslâm’ı ve Müslümanların tümünü mahkûm etmek için yoğun çaba sarf ederken diğer yandan da İslâm’ın kutsallarını hafife alan yayınlar yaptı. İslâm’ı karalamada malzeme olarak kullandığı şiddeti sürekli ve özellikle “İslâm terörü” olarak tanımlamak suretiyle bu isimlendirmenin zihinlere iyice yerleşmesini sağladı. 

Bunu yaparken Müslümanlara karşı icra edilecek vahşetin de temellerini ve gerekçelerini oluşturdu. Sonra da haçlı temelli ırkçı ve faşist zihniyetle beslenenleri Müslümanları hedef almaları için tahrik etti. 

Yeni Akit

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner141

banner140

banner255