bayan escort bursa escort escort gaziantep istanbul escort escort izmir escort izmir izmir escort istanbul escort denizli escort escort bayan

banner207

Seçim hayat-memat meselesi mi?

Yusuf Ziya Cömert

Seçim hayat-memat meselesi mi?

Eskilere doğru hafızamı yokluyorum. Taa ilk gençlik yıllarıma gidiyorum.

Demirel Başbakan’dı. Ecevit kazandı. Demirel “Millet bize muhalefet görevi vermiştir” dedi, işine devam etti.

1977 seçimlerinde kendime göre epeyce ‘fena fi’ssiyaset’ olmuştum. Selamet Partisi’nin seçim propagandalarına, ilçe kongrelerine, köy sohbetlerine gidiyordum.

Anlattığımız şey, özetle, ‘bizim parti gelirse daha iyi olur’ dan ibaretti. O zamanki aklımız fikrimiz ölçüsünde, İslam’a daha uygun olur, daha çok kalkınırız, Batı’ya kuyruk olacağımıza bir milyarlık İslam alemine baş oluruz falan filan.

Hoş, sonradan anladık, ‘İslam Alemi’ mefhumunun maalesef fazla bir şey ifade etmediğini.

Ayrıca, bizi kim ‘baş’ yapacak? Herkes razı mı? Gökten zembille mi indik biz? Niye yapsınlar?

Ama bizim tarihimiz var, şöhretimiz var?

Evet var. Bu bizim öncülük etme potansiyelimizi biraz arttırıyor.

Ama pek tabii olarak, bugünün gerçekleri insanları daha çok ilgilendiriyor.

Neyse o seçimde Milli Selamet’in meclisteki sayısı yarı yarıya azaldı.

Fena bozulduk.

O dönemde, ‘kemiyet değil keyfiyet önemli’ lafı aramızda çok dolaştı.

Kaybetmek dünyanın sonu değildi, hayat devam etti.

80’den sonraki seçimlere de ‘hayat memat meselesi’ olarak bakmadı kimse.

Özal geldi, Demirel yeniden geldi, Ecevit de geldi. Geldiyse geldi.

Herkes, fikriyle, zikriyle hayatını sürdürdü.

Ekonomik sıkıntılar oluyor muydu?

Oluyordu.

Sana yağı, zeytinyağı kuyrukları, sigara kuyrukları... Bakkaldan torpille sana yağı alıyorduk.

Harp darp te oldu. Kıbrıs’a çıkarma yaptık.

Ama iyi kötü geçiyordu hayat.

Seçimin hayat-memat meselesi olarak görülmeye başlanması Refah Partisi’nin iktidara gelme ihtimali belirince başladı.

Sağ ve sol partilerin sahaya sürdüğü korku, Refah korkusuydu.

Ya Refah gelirse?

Şöyle olursa Refah gelir, böyle olursa Refah kazanır falan...

Hatta o günlerden Gır Gır’da yayınlanan bir karikatür hatırlıyorum.

(Şimdilerde öyle mizah dergileri de kalmadı. Suratlarımız nedense asıklaştı.)

Kız, oğlandan bıkmış, ayrılacak.

Suratı bozuk. Gitti gidiyor.

Oğlan ayrılmak istemiyor.

Herhalde dil döktü, döktü ikna edemedi.

Son kozunu oynuyor.

“Bak” diyor kıza, “Ben gidersem Refah gelir.”

Yani o kadar meşhurdu ‘Refah fobisi.’

(Dedem ‘menşur’ kelimesini kullanırdı böyle durumlarda. Haklıydı, çünkü ‘menşur’ yaygın, yayılmış demek.)

Fakat bu korkular, bu korkutmalar kar etmedi.

Demek ki, elitlerin korkutmaları halkı o kadar ilgilendirmiyordu.

Refah geldi. Gelince de hiçbir şey olmadı.

Bize göre bir şey olmadı.

Devlete göre oldu.

Devlet, muhtemelen ABD’nin ‘Ilımlı İslam’ senaryosunda yaptığı tadilata veya değişikliğe paralel olarak, bir 28 Şubat peydahladı.

Allem etti, kallem etti, akla mantığa, vicdana sığmayacak dalaverelerle Refah’ı siyaset sahnesinden sildi.

Şimdi bunları bir bir anlatmanın alemi yok, elli kere yazmışızdır daha önce.

Derken, Refah’ın siyaset sahnesinden silinmesinde rol alan bütün siyasi aktörler, 28 Şubat’ın sevimsiz, sert, kutuplaştırıcı, kaba-saba ikliminde perişan oldu.

Gönüllü, tercih edilmiş bir perişanlıktı bu.

Ben, Ecevit’in ‘durumdan vazife çıkarma’ tarifini hep ‘askerin ne murat ettiğini idrak edip gereğini yapma’ olarak tercüme etmişimdir.

Siyaset sıfırı tüketti.

28 Şubat kendince bir korku üretip ‘irtica’yı birinci tehdit ilan etmişti ama, millet 28 Şubat’tan korktu.

Ve gereğini yaptı. AK Parti’yi ezici bir çoğunlukla iktidara getirdi.

O tarihlerden itibaren seçim hayat-memat meselesi haline geldi.

Fetö örgütünün melanetleri bu durumu perçinledi.

Bazılarımız ‘vatana sahip çıkma’ya öncelik verdi. Sandığa da bu bilinçle gitti.

Bazılarımız için ‘kazanımlarımızı kaybetme’ kaygısı söz konusuydu.

Bazılarımız için ‘kaybettiklerimizi kazanma’ ümidi.

Elbette ‘kazandıklarını kaybetmek’ten endişe edenler de hep vardı.

Herkesin gerekçesi kendisine aittir.

Bütün tarafların gerekçelerine itibar ederek, şu önümüzdeki seçimin ‘hayat memat meselesi’ olduğu fikrinin mantıklı olduğunu söyleyebiliriz.

Kiminin de yoktur gerekçesi.

Veya gerekçesi kaybolmuştur.

Onlara kolay kolay laf anlatamazsınız.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner141

banner140

banner254

banner247

banner203