banner279

Şair-Yazar Doç. Dr. Nurullah Ulutaş okurlarıyla buluştu

Vanlı şair, yazar ve akademisyen Doç. Dr. Nurullah Ulutaş, Van Büyükşehir Belediyesi tarafından ikincisi organize edilen Van Kitap Fuarında kitaplarını imzaladı. Son derece yoğun bir katılımın olduğu kitap okurlarıyla buluşan Doç. Dr. Ulutaş'ın Adımlarım Eylül Yüklü ve Hicran Buğusu şiir kitapları yanında, Akçağ Yayınları'ndan çıkan Roman ve Hukuk ile İntihar ve Roman adlı yayınlanmış akademik çalışmaları da yer aldı.

Şair-Yazar Doç. Dr. Nurullah Ulutaş okurlarıyla buluştu

Vanlı Şair-Yazar ve aynı zamanda akademisyen olan Doç. Dr. Nurullah Ulutaş, Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edilen kitap fuarındaki programının ardından bazı okullarda öğrencilerle buluşarak sanat ve edebiyat üzerine söyleşiler gerçekleştirdi.


          ULUTAŞ'TAN ROMAN VE HUKUK ADLI ESER…
    Roman ve Hukuk adlı eserinin gerekçesi ve hukukun toplumsal misyonu hakkında konuşan Ulutaş, "Edebiyat ve hukuk arasındaki ilişkiyi ortaya koymanın yolu, toplumsal yaşamda hukukun gerekliliğini temellendirmekten geçer. Sosyal bir varlık olan insanın toplumsal yaşamını düzenlemesi hukuk kurallarını ortaya çıkarmıştır: "İnsan, toplum denilen bir sosyal çevre içerisinde doğar, yaşar ve ölür. Tek tek insanlar geçicidir; fakat toplumlar süreklidir. Doğada (tabiatta) tek başına yaşadığı düşünülen bir Robinson, ancak roman yazarının zihninde canlandırdığı bir varsayımdan başka bir şey değildir. İnsanın toplum dışında yaşadığı görülmemiştir. Bu bakımdan Aristo'ya (M.Ö. 384-322) mal edilen insanın sosyal bir varlık olduğu sözü bir gerçeği yansıtır. Yine Aristo'nun belirttiği üzere insanın toplum dışında yaşayabilmesi için başka bir varlık hâlinde bulunması gerekir. Sosyal bir varlık olan insan, her an kendi benzerleri yani diğer insanlar ile ilişki içindedir. Gerçekten her insanın bir aileye bağlı olmasından ötürü ilk önce ailenin diğer bireyleriyle, örneğin anası babası ile kardeşleri veya diğer akrabalarıyla bağlılık içindedir; sonra eğitim aşamasında öğretmeninden ders alarak arkadaşlarıyla oynayarak yine kendi benzerleriyle ilişkisini sürdürür. Daha sonra mesleğindeki girişimleri veya kültürel, ekonomik davranışlarıyla; dinî inanışları ve sosyal eğlenceleri dolayısıyla veya hatta sadece vakit geçirmek için sokakta yaptığı gezinti sırasında bile başkalarıyla geçici veya sürekli olarak bağlılık kurar. Bir insanın bu davranış ve kıpırdanışlarında diğer insanlarla kurduğu bağlılık ve ilişkilerine sosyal ilişki (içtimaî münasebet) adı verilir." İnsanlar arasındaki sosyal ilişkilerin düzenlenmesinde ortaya çıkan sorunların çözümü için hukukî kurallara gereksinim vardır. Başka bir deyişle her toplum hukuk kurallarına; hukuk kuralları da bir topluma ihtiyaç duyar: "Hukuk, ancak bir toplum içerisinde düşünülebilir; çünkü o, yaşam savaşında insanların birbirlerine karşı olan davranış ve ilişkilerini düzenler. Bir adada tek başına yaşayan bir kimse için, hiçbir hukuk kuralı düşünülemez. Hukukun varlığını tasarımlayabilmek için, ona aykırı bir davranış olanağının da bulunması gerekir. Tek başına yaşayan bir insanın ise çiğneyebileceği bir hak olmadığından, aykırı davranabileceği bir hukuk kuralı da olamaz" dedi.


             Toplumda yaşayan bireylerin refah ve özgürlüğü de hukuk kurallarıyla mümkündür. Her insanın karşısındakinin hak ve hukukunu tanıması, onun maddi ve manevi değerlerine saygı göstermesi ancak objektif hukuk kurallarıyla sağlanabildiğini belirten Ulutaş, "Hukuk, özgürlüğün var olabilmesinin ön koşuludur. Özgürlük ancak, hukuk temeli üzerinde ve hukukun çerçevesi içerisinde varlık olanağına sahiptir… bireyler hukukla karşılaşmayı, çok kez bir özgürlüğe kavuşma olarak değil, aksine özgürlüğün daraltılması, sınırlandırılması olarak algılar. Hukuk, onların karşısına 'yapman gerekir!' ya da 'yapamazsın' biçimindeki buyrukları ile çıkar."  İnsan, yeryüzünde topluluk halinde yaşayan tek sosyal-siyasal bir canlı türüdür. Şehir ya da devletin; aileden de, aramızdaki herhangi bir bireyden de önceliği vardır. Çünkü bütün, parçadan önce gelmelidir… Öyleyse devletin hem doğal hem de bireyden önce olduğu apaçık ortadadır. Aristo'ya göre insanlar bir araya gelerek önce aileyi sonra da köyler ve kasabaları meydana getirmişlerdir. Aile bu nedenle toplumun temelidir. Ailelerin iyi yaşamak için birleşme güdüsünden Site; yani Devlet doğmuştur. Aristoteles, Site'nin öğelerini ise halk, vatandaş ve ülke olarak sıralar ve Devletin oluşumu için ilk unsur olarak insanı sonraki unsur olarak ülkeyi kabul eder. Farklı insanlarla iletişim kuran insanın toplumsal bir düzene sahip olmaması ortaya bir kargaşa çıkaracak ve ilişkilerde bir belirsizlik yaratacaktır ve bu sebeple toplumsal bir düzenin varlığı gereklidir" açıklamasında bulundu.


         İNTİHAR VE ROMAN ADLI KİTABINI ANLATTI
Nurullah Ulutaş, 1872-1960 yılları arası Türk romanında intihar olgusunu farklı başlıklar altında incelediği, İntihar ve Roman adlı çalışmasıyla ilgili ise şu ifadeleri kullandı:
"Edebiyat ve intihar arasındaki ilişkinin değişik boyutlarıyla ortaya konduğu bu eserde, biyografik okumaya tabi tutulan romanlarda intihar eden karakterleri hayattan koparan felsefî, sosyolojik ve psikolojik nedenler üzerinde de ayrıntılı olarak durulmuştur. 'Ben' ve 'İntihar' arasındaki ilişki fazlasıyla 'insanî-beşerî' bir olgu olarak karşımıza çıkar.  'Gel kurtul o dar varlığının hendesesinden' ifadesiyle Yahya Kemal bir bakıma kendi içine sığamayan, sıkıntılarıyla baş edemeyen, varoluşunu anlamlandırmada sorun yaşayan, hayatın fani oluşu karşısında kalbin sonsuzluk emelleriyle uğraşmakta acz içinde kalan insanın en temel sorununa gönderme yapar. İntihar her anlamda özel ve özgündür. İntihara bulaşmamak için, 'Ölüme hayır demek yetmez, yaşama evet demek gerekir.'  İntihar eyleminde bulunan pek çok kişinin ortak amacı yaşamlarına son vermek değil acılarına son vermektir. Dinlerin çoğu intiharı yasaklasa da felsefî ekoller genellikle yaşamın anlamsızlığı karşısında intiharı, sığınılacak bir liman olarak işaret eder. Sanatçıların bazıları ise bu eylemi yaşananların beslediği bir sanat eseri olarak estetize eder. 20. yy insanının intiharı çözüm yolu olarak görmesinin en önemli sebebi, büyük kırılmaların ve değişimlerin olduğu bu yüzyılda insanlığın vefasızlık ve yalnızlık buhranlarıyla her gün biraz daha hayattan kopmasıdır. Dünya Savaşları sonrası yoksullaşan ve yozlaştırılan uluslar buhranlara sürüklenmiş, kimliksiz ve kişiliksiz bırakılmaya çalışılmıştır. Her krizde olduğu gibi bu çelişkinin sonucu olarak da intihara başvuran insan sayısında artış yaşanmıştır. Bu durum, "sokağın aynası" olarak tanımlanan romana da aksetmiştir.  Gerek Türkiye'de gerekse Batı'da intihar ekseninde yazılan onca roman bu çelişkinin dışavurumudur. Müntehirlerin çoğunun ölmeden önce bıraktıkları intihar notları, kalanlara bir hatıradır. Aşk gibi ölüm de yazı ile asla öğrenilemeyecek ve öğretilemeyecek iki kavramdan birisi olduğu halde intiharın arefesinde yazı, kullanışlı bir temrin arenasına dönüşmektedir"

 
        ULUTAŞ'TAN YENİ BİR ESER…
Nurullah Ulutaş, bu çalışmalarına ek olarak bu ay içinde yayınlanacak olan Turgay Nar Dehşetin Şiiriyle Yoğrulan Tiyatro adlı akademik eleştiri kitabını da tanıttı.
Çizgi Yayınları arasında yayınlanacak kitap şöyle tanıtılır: " Turgay Nar, derinliğe önem verilmeyen yapıtların yazıldığı işte böyle bir dönemde nitelikli oyunlarıyla öne çıkan bir tiyatro yazarıdır.1990'lı yıllarda Hatıra Foturafı, Yüz Yapraklı Ateş, Kuzgun ve Gölgesi adlı şiir yapıtlarıyla iz bırakan Nar, sonraki dönemlerde yazdığı oyunlarla büyük bir etki yaratır. Tezli sayılabilecek ürünler vermesi, oyunlarında yakaladığı dehşeti resmederken gerçeği imgelerle kanatlandırması ve estetik tavrı ile özgün bir kişilik olarak Türk tiyatro tarihine damga vurur. Doğu felsefesi ve mitolojilerini, Batı tiyatro tekniğiyle yoğurması, onu, "Anadolu tiyatrosu ateşinde yükselen bir har" tanımlamasına layık kılar. Turgay Nar; farklı kültürlere ait kavramları kullanması, psikoloji - kriminoloji-edebiyat arasında ilgi kurması ve metinlerarasılık tekniğini oyunlarına uyarlamasıyla modern tiyatronun Türk edebiyatındaki temsilcisi olarak sıyrılır. Tarihsel ve dinsel karakterlere, kutsal metinlere yaptığı göndermeler onu dünya edebiyatına mal olmuş evrensel temalar işleyen yazarlara yaklaştırır. Gizler Çarşısı, Terzi Makası, Çöplük, Şehrazat'ın Oyunu, Kuyu, Tepegöz gibi yapıtlarıyla öne çıkar. Onun oyunlarında öne çıkan bir diğer unsur şiddet'tir. O, şiddete de iktidara baktığı gibi bakar. İki biçimi söz konusudur. İlki insanın varlığını sürdürme çabasıyla kaçınılmaz biçimde kendine "kardeş" edindiği şiddettir.İkincisi erkten, egemen ahlaktan beslenen şiddettir ki, Turgay Nar'a göre insanın bundan arınması mümkündür. Bunun için öncelikle bu besin kaynaklarının yok edilmesi gerekir. (sınıfsızlık, "ahlaksızlık"...). Buna işaret etmek için oyunlarında sınırsız bir yıkıcılığı fon perdesi yapmıştır. Nietzsche'nin yerine bir şey koymadığı sanılan sonsuz yıkıcılğı..) Ancak erke, ahlaka, ilişkin bir olası yokedim de insanda yer etmiş bu bağlamdaki şiddeti ortadan kaldırmaya yetmez. Ona göre uygarlık, insanın vahşetini durduramamıştır."
Doç. Dr. Ulutaş, kitap fuarındaki programının ardından bazı okullarda öğrencilerle buluşarak sanat ve edebiyat üzerine söyleşiler gerçekleştirdi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241