banner279

Politik baskılarla bozukluk düzelmez: Cinsel karmaşa ailede başlıyor

Prof.Dr. Zeki Bayraktar, Freud, Jung ve Adler gibi psikolojinin kurucularının eşcinselliği psikoseksüel bir bozukluk olarak tanımlarken güncel psikiyatrinin siyasi baskıların da etkisiyle böyle bakmadığını söylüyor.

Politik baskılarla bozukluk düzelmez: Cinsel karmaşa ailede başlıyor

Son yıllarda eşcinselliği yaymak ve olağan kılmak için yürütülen faaliyetlerde ciddi bir artış söz konusu. Sosyal medya, siyasi söylem, moda, tıp, dizi, film ve hatta çocuk animasyon karakterlerinde, okul çantalarında bile kendini gösteren eşcinsel içeriklerin en korumasız hedefi ise çocuklar. İçeriklerin etkilerini, eşcinselliğin nedenlerini ve ailelerin alabilecekleri önlemleri İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Bayraktar ile konuştuk. “İnterseks-Hermafrodit ve Eşcinsel” kitabı da yakın zamanda Motto Yayınları etiketiyle okura ulaşan Bayraktar, eşcinselliğin hastalık olup olmadığına dair 70›li yıllarda alevlenen tartışmalara detaylı bir açıklama da getiriyor.

En çok sorulan soru ile başlayalım. Eşcinsellik bir hastalık mı?

Evet bu soru önemli. Bu nedenle biraz arka planı da anlatmamız gerekiyor. Freud, Jung ve Adler gibi psikolojinin kurucu öncüleri eşcinselliği psikoseksüel bir bozukluk olarak tanımlamış ve ona göre davranmışlardır. Ancak güncel psikiyatri, daha doğrusu başta Amerikan Psikiyatri Derneği (APA) olmak üzere bu camiayı domine eden dernekler, eşcinselliği artık bir hastalık olarak görmüyorlar. Çünkü APA eşcinselliği 1973 yılında hastalık listesinden çıkardı. APA’nın komisyon başkanı Dr. Spitzer 2001 yılında “Birçok psikiyatr gibi ben de homoseksüel davranışlara direnç gösterilebileceğini fakat homoseksüel yönelimin değiştirilemeyeceğini düşünüyordum. Artık bunun doğru olmadığına inanıyorum. Bazı insanlar değişebilir ve değişiyorlar da” itirafında bulundu. Çünkü süreç içinde tanık olduğu olaylar onu buna mecbur etti. Mesela APA’nın 1999’daki toplantısında bir grup eski gey, APA’nın 73 yılındaki kararını şu pankartlarla protesto etti: “Homoseksüellik değişebilir. Biz değiştik, bize sorun” ve “Beni fiziksel ve ruhsal olarak öldüren bir hayat tarzına yönlendirmeyin” ve “APA, politik olarak doğru olan bir bilim anlayışıyla Amerika’ya ihanet ediyor”.

MAKALEYİ ÖNCE SUNDU SONRA GERİ ÇEKTİ

Sonrasında ne oldu? Bir araştırma yapıldı sanırım?

Evet, Dr. Spitzer’in içine bir şüphe düştü ve cinsel yönelimin değişip değişemeyeceğini araştırmaya karar verdi. Dönüş yapan insanlarla çalışmaya başladı. Çalışmaya katılanların en azından 5 yıldır heteroseksüel olarak yaşaması gerekiyordu. Sonuçta 143’ü erkek, 57’si kadın olmak üzere toplam 200 kişiyle görüştü. Katılımcıların çoğu gey yaşam tarzının duygusal olarak insanı tatmin etmediği için değişim arayışına girdiklerini söyledi. Hepsi çok eşli ve fırtınalı gey ilişkilerden rahatsız olmuş, böyle bir hayat tarzının dini inançlarıyla çeliştiğini görmüş ve evli olmayı arzulamıştı. Başlangıçta hiçbir şekilde karşı cinse ilgi duymayan erkeklerin yüzde 67’si değişmek için çabalamaya başladıktan sonra başarılı bir şekilde heteroseksüelliğe yönelmişti. Çalışmaya katılan erkeklerin hemen hepsi hali hazırda kendilerini daha erkeksi ve kadınlar da daha kadınsı hissediyordu. Spitzer bulgularını 2003’te makale olarak yayımladı: “Zannedilenin aksine, motivasyonu yüksek bazı kişiler, değişmek için farklı yollar deneyerek cinsel yönelimin birçok göstergesinde değişimi başarabilir ve iyi heteroseksüel fonksiyonlar kazanabilir.”

Bu ne anlama geliyor? Makale ilgi gördü mü?

  • Yani Spitzer önceki kararları nedeniyle özür dilemiş oldu. Tabi yayını doğal olarak büyük bir yankı uyandırdı, eşcinsel çevrelerden yoğun tepkiler aldı. Bu tepkilere karşı zaman zaman cevap vermeye çalıştıysa da sonunda pes etti(rildi) ve 2012’de tekrar özür diledi, makalesini geri çekmek istedi. Ancak dergi editörleri, bu makaleyi geri çekebilmek için yeterince bilimsel kanıt sunulamadığı için talebi reddetti.

Tüm bunlar bize neyi gösteriyor?

Eşcinsellik konusunun artık bilimsel bir konu olarak ele alınamadığını, aşırı politize edildiğini, eşcinsel lobilerin baskısının bulunduğunu... Psikiyatri camiası, eşcinsellik konusunda ne yazık ki bilimsel bir disiplin olmaktan çıkmış dogmatik bir ekol haline dönüşmüş durumda. Sonuçta eşcinsellik için normal veya hastalık demeniz vakıayı değiştirmiyor; eşcinsel bireyler çok daha fazla sağlık sorunları yaşıyorlar. Hem AİDS, sifiliz, gonore ve HPV gibi bedensel hastalıklar hem de depresyon, alkol ve madde bağımlılığı ve intihar gibi ruhsal hastalıklar kat be kat fazla. O kadar ki eşcinseller ortalama 20 yıl daha kısa yaşıyorlar. Yaşadıkları yıllarda da asla huzurlu olamıyorlar. Şimdi siz buna ne derseniz deyin, hastalık veya normal, ne değişiyor ki... Sonuç ortada işte.

ERGENLİK ÖNCESİNDE MÜDAHALE EDİLMELİ

Çocukların küçük yaştan itibaren etkiye açık olduklarını biliyoruz. Nasıl etkileniyorlar?

Eşcinsellik konusunun kökeninde ağırlıklı olarak cinsiyete özgü cinsel kimlik geliştirememe sorunu yatar. Hepimizin biyolojik bir cinsiyeti var; erkek veya kız. Beden bilgisayar kasası gibi bir şey ama bir de program yüklememiz gerekiyor. Cinsel kimliği programa benzetebiliriz. Hepimiz bu programı erken çocukluk döneminde kazanıyoruz. Kritik evre 1-6 yaş ama çekirdek cinsel kimlik 1-3 yaşta geliştirilir. Nasıl mı? Erkek çocuk babasını, kız çocuk annesini modelleyerek, yani onlarla özdeşim kurarak yapar bunu. Özdeşim, bilinç dışı yapılan bir taklittir. Çocuk, cinsiyetine özgü cinsel kimliğini anne-babasından bu dönemde aldığı mesajları yorumlayarak geliştirir. Ebeveynler hatalı mesajlar gönderilerse çocuk kendi hemcinsinden olan ebeveyni ile özdeşim kuramaz ve cinsel kimliğini geliştiremez. Cinsel karmaşaya, cinsel kimlik hoşnutsuzluğuna sürüklenir. Eğer ergenlik öncesinde müdahale edilmezse de büyük oranda eşcinsel olur.

Eşcinsellik konusunda ailelerin üzerine düşen görev nedir?

Ebeveynlerin çok bilinçli olması gerekir. Bazıları çocuklarının heteroseksüellikle ilgili filizlerini bebeklik döneminden itibaren verdikleri açık veya örtük mesajlarla kırıyor maalesef. Bu da onları eşcinselliğin öncülü olan cinsel kimlik bozukluğuna sürüklüyor. Mesela adaletsiz güç dağılımının bulunduğu bir aile ortamındaki emekleyen kız çocuğu; zalim baba tarafından ezilen, horlanan ve aşağılanan annesi nedeniyle dişiliğin tehlikeli olduğu mesajını alacak ve annesinin temsil ettiği feminenlikle özdeşleşmeyi reddedecektir. Erkeksi ve güçlü kadınlara karşı hayranlık duyacak, maskülen alana yönelecektir. Aynı mesajı sürekli olarak depresif halde bulunan, kararsız ve silik bir anne modeli de verebilir.

Başka örnekler de verebilir misiniz?

  • Oğlunun yanında sürekli olarak boşandığı eski kocasını kötüleyen, erkeklerin aile hayatında önemsiz unsurlar olduklarını ve “ikisinin birlikte her şeyin üstesinden gelebileceğini” söyleyen bir anne de oğlunu benzer şekilde cinsel kimlik karmaşasına sürükler. Çünkü anne bu tür konuşmaları ile eski kocasını değil erkek olmayı eleştirmektedir. İlgisiz, mesafeli ve reddedici bir baba da erkek çocuğun kendisi ile özdeşleşmesini engellediği için, onu feminen alana yönlendirmiş olacaktır. Erkek çocuk isteyen ve bunu kızına hissettiren bir baba, onu maskülen alana iteklerken -çünkü böyle bir durumdaki kız çocuğu babasının sevgisini kaybetmemek için bilinç dışı zoraki bir tercihle feminen alanı terk edecek ve maskülen alana yönelecektir- yönlendirmiş olacaktır. Keza kız çocuk isteyen ve bunu oğluna hissettiren bir anne de oğlunu aynı mekanizma ile feminen alana yönlendirmiş olur. Bunlar sadece birkaç örnekti, başka hatalı mesajlar da var.

TÜRKİYE’DE EŞCİNSELLİK ORANI YÜZDE 4

Karşılaştığınız sorular, tepkiler ve cevap denemeleri üzerinden eşcinselliğin toplumdaki algısı nasıl?

2019’da yayımlanan akademik bir çalışmaya göre Türkiye’de eşcinsellik oranı yüzde 4. Önceki yıllara göre bir artış var mı bunu bilemiyoruz ancak eşcinselliğin görünürlüğünde bir artışın olduğu kesin. Bu da daha çok özgürlük çağı ile ilişkili olan bir durum. Ama ne olursa olsun toplumun kahir ekseriyetinin eşcinselliğe olumlu bakmadığı açık.

Dizi ve reklamlardaki cinsel özgürlük göndermesi, gökkuşaklı ürünler ve sosyal medya paylaşımlarının gençler üzerinde bir etkisi oluyor mu?

Sadece dizi ve reklamlarda değil medyanın her alanında cinselliğin teşhir ve propaganda edildiği bir dönemdeyiz. Elbette ki bunların gençler üzerinde olumsuz etkileri oluyor. Ama bu daha çok heteroseksüel alanda gerçekleşiyor. Zira homoseksüelliğin dinamiği daha farklı işliyor. Ne var ki bozuk aile dinamiği, hatalı ebeveyn modelleri nedeniyle anne babasıyla özdeşim kuramayıp cinsiyetine özgü cinsel kimliğini geliştirememiş, cinsel karmaşa içindeki ergenler, hayran oldukları medyatik birini, ki bu eşcinsel de olabilir, kendisi için rol model olarak seçebilir. Ama gençler için asıl risk psikologlardan geliyor.

Nasıl bir risk?

Ergenlik dönemine özgü bazı dürtüleri eşcinsel dürtülerle karıştıran ve/veya geçici eşcinsel dürtüleri bulunan ergenler psikologlar tarafından eşcinsel olarak damgalanıyorlar. Oysa gençlerin önemli bir bölümü ergenlik döneminin bir karakteristiği olarak bu tür geçici dürtüleri yaşar, bunları eşcinsellik olarak damgalamamak gerekiyor. Bu büyük bir hatadır.

EŞCİNSELLİK DAYATILIYOR

Eşcinselliği olumlayan faaliyetler kademeli şekilde artıyor. Sebebi nedir ?

Eşcinsel bireylerin karşılaştığı ayrımcılıkla mücadele zemininde gelişen LGBT aktivitesi bugün artık bu zeminden sapmış ve eşcinselliği adeta dayatan bir aktivite hatta bir tür şiddet haline dönüşmüştür. Bizim her ikisine de karşı çıkmamız gerekiyor. Evet, eşcinsel bireylerin yaşam, sağlık ve hukuk gibi temel insan hakları engellenemez ve varsa onlara karşı yapılan şiddet savunulamaz. Ne var ki artık özgürlük fetişizminin yaşandığı ve her şeyin abartıldığı bir dönemde bulunuyoruz. Ayrıca abartılı görsel şovlar ve hatta belli başlı saldırganlıklar eşcinselliğin doğasında da var, yani bu eşcinsellikle içkin olan bir durum. Gelinen bu noktada eşcinsel bireylerin temel hakları ile LGBT aktivitesini ayırt etmek gerekiyor. Eşcinsellerin temel insan hakları güvence altına alınmalı, onlar bu hakları için LGBT lobilerine muhtaç edilmemeli ama bundan sonra da haddini aşan LGBT aktivitesi yasaklanmalıdır. Devlet gençlerimizin sağlığını korumakla yükümlüdür. Gençlerimizin hayatını zehir edecek ve hatta ömrünü 20 yıl kısaltacak bir durum herhalde alkol, sigara ve uyuşturucudan daha az tehlikeli değildir.

AYETLER GERÇEĞİ GÖSTERİYOR

  • Açıklamalarınızda ayetlerden örnekler gösteriyorsunuz. Bunun etkisini nasıl gözlemliyorsunuz?
  • Bunu yapmamın iki nedeni var. Birincisi eşcinsel dürtülere sahip olduğu halde eşcinselliğin günah olduğunu düşünerek kendisini gey veya lezbiyen ilan etmeyen, yani herhangi bir bireyle cinsel ilişki kurmayan önemli oranda insan var. Bu bireylerin doğru yaptığını vurgulamak ve bu konuda onları motive etmek gerekiyor. Ki az da değiller. İkincisi ise eşcinselliğin haram olmadığını iddia eden bazı gruplar var, bunun da yanlış olduğunu vurgulamak gerekiyor.

    Evet, Lut kavmi homoseksüel/biseksüel olduğu için helak olmadı, yani tek neden sadece bu değil, Lut kavmi eşcinselliği azgın bir şekilde yaşadığı (yol kestikleri, kavme gelen yabancı erkeklere musallat oldukları ve hatta eşcinsel ilişkilerini kamusal alanlarda aleni bir şekilde yaşadıkları) için helak odu(Ankebut 29/29). Bu doğru. Ama bu durum Kur’an’a göre eşcinselliğin haram olduğu gerçeğini değiştirmiyor (Nisa, 4/15,16). Zaman zaman bunları da vurgulamak gerekiyor.

Yeni Şafak

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140