banner259

Polemik Tutkusu Muhakeme İhtiyacını Ezdikçe

Siyaset propagandayı, profesyonel fakat kıblesiz propagandacıları bir kenara bırakıp halkın kendisine verdiği nasihatlere kulak vermeli.

Polemik Tutkusu Muhakeme İhtiyacını Ezdikçe

Kenan Alpay’ın yorumu:

Çok akıllı, bilgili ve tecrübeli bir toplum olduğumuz için hiç ama hiç kimsenin nasihate ihtiyacı yok. Nasihat edene de teşekkür edilmediği gibi ağza gelen her türlü yakıştırma yapılıyor zaten. Oysa Rasulullah Muhammed Mustafa (a.s.) “Din nasihattir” diye buyurunca ashab-ı kiram “kimin için nasihattir?” diye sordu. Rasullullah şöyle izah etti: “Allah için, Kitabı için, Rasulü için, Müslümanların imamları ve onların geneli için’ buyurdu.” Nasihat basit bir biçimde sözle öğüt vermek olarak tanımlanamayacak kadar geniş, derin ve etkili bir kavramdır. 

Nasihat bir yönüyle insanları iyiye ve güzele sevk etmek için yapılan güzel konuşma, va’az, öğüt, tavsiye, ihtar ve ibret verici derstir elbette. Ancak geniş manada nasihat bir şeyi veya bir kimseyi içten ve gönülden sevmek, ona bağlanmak, ihlas, sadakat ve samimiyet demektir. Bu sebeple İslam açısından her hayırlı söz ve her hayırlı iş nasihat sayılır. Hatta dünya ve ahiret hayırlarını bünyesinde toplamak bakımından Arapçada nasihat/öğüt ile felah/kurtuluş kavramlarının yerini tutacak kapsamda kavram olmadığı ifade edilir. 

Emanete Ne Kadar Riayet Edildi?

Şimdilerde nasihat yani hakkı ve sabrı tavsiye, iyiliği emretmek ve kötülükten alıkoymak gibi Kur’an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye’nin bize öğrettiği ve örnek bir model olarak emrettiği hayat tarzı demode olmuş, etkisiz ve kazandırmayan bir yöntem sayılıyor adeta. Son model siyasal propaganda söylem ve araçları fenomen sayılan aktörler eliyle sahaya sürülünce başarı ve zafer garanti görülüyor. Bu sebeple ortalıkta sükûnet yerine gürültü-patırtı, sabır ve muhakeme yerine telaş ve marazi söylemlerin oluşturduğu kaotik bir görüntü var. 

Meselenin teknik ve kanuni boyutuna dair tartışmalar lüzumsuz değil elbette. Ancak şimdiye dek canla başla savunulmuş seçim sistemini yerin dibine geçirecek benzetmelerin, meşru teamülleri geçersiz sayıp destekçileriniz nezdinde bile sadece şüpheleri derinleştiren teklifler uçuşturmanın kimin hanesine kayıp, kimin hanesine kazanç diye yazıldığı görememek hiç de anlaşılır değil.

Polemikle yani münakaşa, çekişme nihayet ahlaki ve hukuki açıdan sonuçsuz tartışmalarla elde edilecek başarı gerçek bir başarı değildir. Medya ve sosyal medyanın da sağladığı imkanlarla polemik yani münakaşa almış başını gidiyor. Polemik önlenemez bir biçimde yükseliş trendinde. Fakat polemik tutkusu derinleştikçe ve yaygınlaştıkça asıl ve acil ihtiyaç olan muhakeme ihtiyacı hiç fark edilmiyor. Aksine muhakeme ve muhasebe davetleri karşı cephenin ekmeğine yağ sürmek, zamansız ve samimiyetsiz bir işgüzarlık olarak hızla damgalanıyor. 

Kullanılan dili sertleştirerek, itiraz edeni hatta tereddüt belirteni tasfiye edip tecrit etmek safları sıklaştırmanın en garantili yolu olarak belirlenmiş durumda. Milliyetçi Hareket’le yapılan seçim ittifakı bazı zihinlere ve duygulara öylesine sirayet etmiş ki bizim mahallede Kemalist söylem, sembol ve teamüllerin benzeri modelleri bütün topluma hâkim kılmak için fırsat kollayan sonradan görme partizan-militan tipler mantar gibi bitmeye başladı. 

Romantizmden Rasyonalizme Geçmeli

Gazi Paşa vatanseverliği bunların gözlerini, dimağlarını öylesine kör etmiş, kalplerini öylesine taşlaştırmış ki yalan, iftira, manipülasyon, rüşvet, iltimastan başlamak üzere hemen bütün günahları teferruat sayıyorlar kolayca. Kişinin topluma karşı işlediği suçları hafife alması, bu suçları işlemeyi alışkanlık edinmesi başka ve daha büyük suçlara olan eğilimi de güçlendiriyor elbette.

Toplumu suçlamak yerine oturup ciddi bir biçimde biz nerde yanlış yaptık sorusunu sormak gerekiyor. Hangi sorumluluklarımızı ihmal ettik, hangi günahkâr ve samimiyetsiz karakterlerle yol yürüyüp iş yaptık ki ortada ne bereket kaldı ne coşkulu bir sahipleniş ne de telkin edilen güçlü bir güven ortamı diye düşünmek gerekiyor. Şaka filan değil 28 Şubat cuntasının yıkıcı bir kasırga gibi estiği, ülkeyi kirli bir bataklığa çevirdiği dönemde yapılan seçimlerde dahi halkın güçlü desteğiyle İstanbul ve Ankara gibi şehirler elden çıktı? Bürokratik oligarşinin siyaset ve topluma karşı konuşlandırdığı kurumlar makul bir çizgiye çekilmişken halkın desteği neden ve nasıl kaybedildi? 

27 Nisan Muhtırası, Cumhuriyet Mitingleri, Ergenekon süreçlerini arkasına alan CHP’nin hiçbir varlık gösteremediği yerel yönetimlerde yeni aday profilleriyle elde ettiği başarıyı etrafını cami, ağyarını mani bir hassasiyetle tanımak, tanımlamak gerekiyor. Boş sloganlar, toplumu irite eden komplo teorileri, sadece mizahtan değil edepten de yoksun alaycı değerlendirmeler mağlubiyetten öteye çözülmeyi ve çürümeyi hızlandırır sadece. Yeni mazereteler, nevzuhur kehanetler üretmeye, gölge boksunda düşmanları nakavt etmeye hiç tevessül etmeyelim. 15 Temmuz direnişinin en önemli mevziisinin el değiştirmesine İstanbul halkı neden onay verdi sorusuna ne zaman cevap arayacağız?

Gönül Belediyeciliği” söylemi güzeldi, “Sevdamız İstanbul” sloganı çok hoştu elbette. Seçim kampanyasının şarkısı olan “Bizimkisi Bir Aşk Hikâyesi” son derece etkileyiciydi. Ancak bu güzellik, hoşluk, etkileyicilik pratikte yaşanan bazı yanlışların, gündemi bastıran kötü örneklerin, tabanı rahatsız eden vitrinin altında ezildi. Önümüzde uzun ve zorlu fakat önemli fırsatlar varken Kayahan’ın “Bizimkisi Bir Aşk Hikâyesi” şarkısından artık bu süreçte “Allah’ım Ben Nerde Yanlış Yaptım” şarkısında ifade ettiği moda geçmeli. Gönülden olanı, sevdası yaşanılanı samimiyetle, bir tutarlılık ve istikrar dâhilinde örneklemek gerekiyor. 

Siyaset propagandayı, profesyonel fakat kıblesiz propagandacıları bir kenara bırakıp halkın kendisine verdiği nasihatlere kulak vermeli. Mesaj alınmıştır demeye gerek yok. Mesajın alındığına dair somut, köklü ve kalıcı adımlar atmak, adalet ve merhamet dilini güçlü bir biçimde işlevsel kılmak, ha bire trenden adam indirme ve asla bir daha bindirmeme inadından vazgeçildiğini ilan etmek işin başı. Fabrika ayarları ve kurucu kadroları tarihe gömüp devletçi-milliyetçi mantık, kadro ve hareketlerle değil büyümek mevcudu bile korumak çok büyük bir müşkül çünkü.

Yeni Akit

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner270

banner241

banner247

banner140

banner255

banner141

izmir escort escort izmir porno izle anne porno porno youtube magazin
escort bayan bayan escort izmir escort porno indir türk porno anal porno