banner279

NERDEN NEREYE...

BU DETAYLARA DİKKAT!

NERDEN NEREYE...

NERDEN NEREYE...

Bu sözün sahibini hemen hemen herkes biliyordur. Kimileri hemen Uzun adam, Reis, Korkusuz adam, Cesur Yürek,  Kimsesizlerin kimsesi, Dünya lideri, Kasımpaşalı,  Devletin başı, Ümmetin son ümidi vb. Derken; Kimileri de Vatan haini, hırsız, Diktatör, Vatanı satan, Devleti batıran, Özgürlükleri gasp eden, Biran önce kurtulunması gereken adam olarak tanımlayacaklardır.

Ben Türkiye Cumhuriyetinin bir Kürt vatandaşı olarak elimi vicdanıma koyarak 2002 yılında ki Ülkemin durumuyla 2020 yılında ki mevcut durumunun analizini biraz da hafızamı zorlayarak yaptım. Sonuçları siz değerli okurlarımla paylaşmak istedim. Durum tespitini yaparken kıyaslama yapmayacam. Sadece eski durumumuzu yazmaya çalışacağım. Mevcut durumu sizlerin değerlendirmesine bırakacağım.

SAĞLIK ALANINDA: Van'da bir devlet hastanesi, birde sigorta hastanesi vardı. Devlet hastahanesi hangi yıllarda yapılmıştı bilmiyorum ama tam anlamıyla bir enkazdı. Odalarda 5 yatak bulunuyordu. Refakatçiler bir sandalyeyi dönüşümlü kullanıyorlardı. Karyolalar paslanmış demir, yataklar çürümeye yüz tutmuş bakteri yuvası süngerlerden oluşuyordu. Kocaman oksijen tüpü oda oda dolaştırılırdı. Gecenin bir saati biter sabaha kadar yenisinin gelmesi beklenirdi. Düz kara film dışında MR ,Ultrasonografi, Tomografi cihazları yoktu. Dışarıdan özel çekilirdi bir çok tahlil dahil. Özel hasta odaları yoktu. Bir kaç tane köhne ambulans vardı Öyle ambulans uçaklar gelip hastanı alacak diye bir espride yoktu. Evde bakım, doktor seçme, aile hekimi, oturduğun yerden randevu alma gibi bir şansın hiç yoktu. En büyük şans da numara dağıtan kişinin tanıdığın veya köylünün olmasıydı. Geceden yorganı battaniyeyi alıp hastane önünde numara alma fantezilerimiz de işin komedisiydi.  Her doktor günde en az seksen hasta bakardı. Adından da anlaşılacağı üzere sadece yüzüne bakar neyin var der o daha meramını anlatamadan eline reçete tutturulur sıradaki gelsin denirdi. Hastan için biraz özel muamele istiyorsan Hastahane yakınındaki doktorun özel muayenehanesine gitmen elzemdi.  Ameliyatlık bir durumu varsa belirlenen raiş üzerinden bıçak parası verme zorunluluğun vardı. Para gelmeden devletin hastanesinde ameliyat yapılmazdı.  Bir de tedavi bitince hastane yetkililerinin hastayı rehin alma durumu vardı. Öyle elini kolunu sallayıp gidebileceğin özel hastahanelerde yoktu. Hatta birileri sevk kağıdı almadan sadece kimliğinle gidip muayene olacaksın deseydi kesin çok gülerdik  o şahsa. Birde sigorta hastanesi ve oradan alınması zorunlu olan ilaç komedisi vardı. Abi senin ilaçların iki tanesi var sen al bunları kullan diğer üç tanesi bilahare gelirse gelip alırsın.

EĞİTİM ALANINDA : Van' daki ilkokul, ortaokul ve liselerin hepsinin adını ve yerini bilirdik. Sayıları belliydi, büyük çoğunluğumuzun annesi babası hatta dedelirde aynı okullarda okumuşlardı.  Köhne her tarafı dökülen derslik öğrenci sayısı 50-60 arası olan eğitim kurumları vardı. Okullar açılınca çocuklarının kitaplarını parasıyla dahi temin edemeyen anne babalar vardı. Türkçe kitabını da benden almazsan matematik kitabını vermem diyen bir zorba kesim vardı. Tablet, akıllı tahta diye bir hayal; birde bunların ücretsiz dağıtılacağına dair bir espride yoktu. Her ilde üniversite ve bölümleri olacak denseydi söyleyen mecnuna çok gülerlerdi.  Çocuğun üniversite kazanınca sevinemezdin çünkü her yıl artan okul harcı  tam bir servetti. Öğrenciler bunun kalkabileceğini hayal edemediklerinden artışlar az olsun diye eylem yaparlardı.  Yeri gelmişken ülkemizdeki eğitim alanında yapılan devrim niteliğinde değişim ve yeniliklerin mimarı hemşehrimiz değerli hocam Prof.Dr. Hüseyin ÇELİK Bakanıma ülkem ve kentim adına şükranlarımı arz ederim.

ULAŞIM ALANINDA : Belediyelerin toplu taşımada kullandıkları eski körüklü otobüsler vardı.  Halkın çok az bir kesiminde bugünkü oranda özel ve lux araç vardı. Havaalanı sayısı ve uçak seferleri sınırlıydı.  Büyük şehirlerde metro sayısı ve hizmet yönleri sınırlıydı. Hızlı tren yerine kara tren ve banliyö trenleri vardı. Bu denli tünel ve viyadükler yoktu. Kuşaktan kuşağa anlatılan bir bolu dağı tüneli hikayesi vardı. Duble yolar ve uzun mesafeli otoyollar yoktu. Her gün çok sayıda sevdiklerimizi yetersiz karayolu şartlarından dolayı yitirirdik. Denizin altından araçlar, aynı köprüden trenler araçlar  geçecek diye masallar anlatılıp  gülünürdü.

SAVUNMA ALANINDA : Avrupa’nın işe yaramaz hurdaya çıkmış tank, top, uçaklarının fahiş fiyatlara satıldığı kaz pazarı bir askerî yapımız vardı. Gözü kara Mehmetlere silah diye verilip savaşa gönderildiği hurda yığınları Allah‘ın  desteği ve aslanların cesaretiyle anlam buluyordu. Bu hurdalar savaş meydanlarında savaşmadan arıza yapıp meydanda kalıyordu. Tabiki bu hurdaları bize satanlar onarılması için yedek parçayı iki katına fahiş fiyatlara rica minnetle şartlı olarak gönderiyorlardı. Bu silahın parçasını veririm ama savaştığın ülkeye karşı kullanamazsın. Birde Heronlarımız vardı. Trajikomik olanı bizim insansız hava aracımız tespit ettiği görüntüleri öncelikle İsrail’e gönderiyordu. Onlar bize yanlış koordinatlar göndererek katıla katıla gülüp alay ediyorlardı. Askeri yapı denetlenemeyen devlet içinde devlet haline dönüşmüş halkın seçtiklerine parmak sallayarak balans ayarı  veriyorlardı. Gençler en verimli  dönemlerinde  20 ay zorunlu askerlik görevi yapıyorlardı. Aselsan ve Tübitak mühendisleri intihar kurbanı şeklinde yok ediliyordu. Birgün silah taşıyan insansız hava araçlarını Türkiye üretip dünyaya satacak diyen birini kesin o günlerde tımarhaneye kapatırlardı.    

EKONOMIK ALANDA : O dönemlerde bir şehre girdiğinizde en büyük ve görkemli binalar devlete aitti. Halka ait dev binalar tesisler yoktu. Tarım ve hayvancılık daha ilkel yöntemlerle yapılırdı.  Milli tohumumuz elimizden alınmış yerine gdo lu kısır tohumlar verilmişti. Canı isteyen bize ekonomik ambargo uygulayabiliyordu. Başımıza musallat olan IMF borç vermezse memurlar bu ay maaş alabilecek mi?  Manşetleri atılırdı gazetelere. Borç  para almak veya borcu ertelemek için ayaklarına  giden devlet başkanlarımıza utanç verici görüntülerle muamele ederlerdi. Enflasyon üç basamaklı sayılardan inemezdi. Gecelik repolar ve mantar gibi türeyen döviz büroları ayrıca seyyar dövizciler vardı. Memurlar olağan üstü hal ve konut edindirme kesintilerini bırakın faiziyle ana para olarak ödeyebilecek bir hükumetin gelmeyeceğine alışılmış çaresizlik şeklinde kanaat getirmişlerdi. Ülkede meydana gelen bir depremde enkaz altındaki ölenleri çıkarabilme gücünü bırakın; kurtulanlara  bir tas çorba verecek bir yapı dahi yoktu. Birileri o günlerde günün birinde Türkiye’de büyük bir deprem olacak devletin başkanı aynı gün tüm ekibiyle orda olacak, kış mevsimi olmasına rağmen  üç ayda evleri tamamlayıp vatandaşına sunacak .Bunu diyecek kadar deli birine ama hiç rastlamadım. Olsaydı kesin kafasına ilk huniyi ben takardım.

Evet, dostlar; ben ülkemi çook seviyorum. ÜLKEMİ NERDEN NEREYE GETİREN DEVLET BAŞKANIMI REİSİMİ AMASIZ ACABASIZ LAKINSIZ SEVIYORUM... Nokta

Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2020, 18:26
YORUM EKLE
YORUMLAR
Emre
Emre - 1 ay Önce

Kaleminize sağlık çok güzel bir yazı olmuş

Saliha arslan
Saliha arslan - 1 ay Önce

Reis sen yokken biz dünyayı seyrediyordu k sen geldin dünya bizi deyrediyor seni çok seviyoruz

SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241