banner279

Kumpasa karşı kumpas değil- kumpasa karşı adalet

Elif Çakır

Kumpasa karşı kumpas değil- kumpasa karşı adalet

-Tepkim sadece İbrahim Bey’e ve onun dönemine değil, o zamanda hakimlik yapamadım, şimdi de yapamıyorum, tümüne tepkiliyim. Savcılık, HSKY Teftiş Kurulu raporuna dayanak sevk ediyor ama bu dosyada rapor yok, ben nasıl karar vereceğim?

-Bana tepkili olduğunuzu söylüyorsunuz, tarafsız olamayacaksınız, rapor yok, delil yok sevk etmişler diyorsunuz, delil yoksa nasıl karar vereceğiniz belli.

-Kararımı göreceksiniz!

İnsanı dehşete düşüren bu konuşma, eski HSYK 1. Daire Başkanı İbrahim Okur’un savunma dosyasında yazıyor. 17 Temmuz 2016 Pazar günü “silahlı terör örgütüne üye” oldukları gerekçesi ile gözaltına alınan HSYK 1. Daire eski Başkanı İbrahim Okur, 19 Temmuz’da çıkartıldığı savcılık sorgusunun ardından 1. Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilir. Ve 1. Sulh Ceza Hakimliğinin duruşma salonunda, İbrahim Okur ve kamuoyunun kendisini “FETÖ’cüler hakkında en çok tutuklama kararı veren hakim” olarak tanıdığı Hakim Hasan Akdemir arasında bu konuşmalar geçer.

Yine İbrahim Okur’un 28 Temmuz 2018 tarihinde ilk kez çıktığı mahkemede yaptığı savunmasından, hakkında medyada çıkan “kaçarken yakalandı” haberlerinin gerçeği yansıtmadığını bildiği halde, Akdemir’in “Gölcük’e donanmaya sığınmaya mı gidiyordunuz?” sataşmalarına maruz kaldığını öğreniyoruz.

Hakim Akdemir, elbette ki Okur’un nasıl gözaltına alındığını biliyor. Bir cumhuriyet savcısının eşlik ettiği ve iki polis memurunun imzaladığı tutanağı okumaması mümkün değil... Zira Okur’u gözaltına alan ‘280706’ ve ‘316075’ kodlu polis memurları “kaçarken yakaladık” diye bir şey yazmamışlar..

“İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin talimatı ile İbrahim Okur’un evinde arama yapılması ve gözaltına alınması talimatı üzerine Cumhuriyet Savcısı Serhan Kesmez ile ikamet sahibi Nurdan Okur’un nezaretinde ikamette arama yapıldığı esnada, Nurdan Okur’un ikamet araması ve gözaltı kararını haber vermesi üzerine aramanın devam ettiği esnada 17. 07 2016 günü saat 13.20’de ikametine dönen İbrahim Okur’a arama ve gözaltına alınma kararı ibraz edilmiş, gerekli ifade işlemleri için Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na davet edilerek gözaltı kararı gereği.....”

Peki, İbrahim Okur neden evde değildir, tutanağa “Nurdan Okur’un haber vermesi üzerine...” diye geçmiştir? İbrahim Okur’un savunmasından okuyalım:

“16 Temmuz sabahı 9.30 gibi HSYK’nın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen 2745 kişilik listeyi görüşmek için toplandığını, 2 saat sonra 2745 kişinin açığa alındığı, bir saat sonra da tümü hakkında yakalama kararı çıkartıldığını öğrendik. Hakkımda yakalama kararını öğrendikten sonra Pazar günü öğleye kadar evimde görevlilerin gelmesini bekledim. Saat 11.00 gibi gelen giden olmayınca, Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı Fehmi Tosun ve Cumhuriyet Başsavcı vekili Sırrı Topluyıldız’a ‘işlemlerin İstanbul’da mı Ankara’da mı yapılacağını, Ankara’ya sevk edilecek isek gidip doğrudan Ankara’ya teslim olmayı’ düşündüğümü bildiren bir mesaj attım. Cevap gelmeyince, Ankara’ya gitmek üzere evden ayrıldım. Yolda, polisler eve gelirse kaçtı zannetmesinler diye site güvenliğini Ankara’ya teslim olmak için gittiğimi söylemek için aradığımda savcının ve polisin geldiğini öğrendim.”

Soruyorsunuz değil mi? Kaçmadığı halde ve kendi arzusu ile teslim olmayı istediği meslektaşlarınca bilinmesine rağmen, Okur hakkında neden “kaçarken yakalandı” yalan haberleri yaptırıldı?

“İbrahim Okur araçla kaçarken yakalandı.” (18 Temmuz 2016, Star Gaz.)

“Yargının kara kutusu kaçarken yakalandı.” (19 Temmuz 2016, Vatan Gaz.)

“Yargının kara kutusu enselendi.” (19 Temmuz 2016, Milliyet)

“HSYK eski başkanı kaçarken dağ yolunda yakalandı.” (Akşam, 18 Temmuz 2016)

Yargıda FETÖ yapılanmasının birinci derecede aktörü olduğu iddia edilen İbrahim Okur’un tam 17 ay hakkında iddianamesi hazırlanmadı. 17 ay sonra hazırlanan iddianamede ise İbrahim Okur hakkında, Ahmet Hamsici, Mustafa Kemal Özçelik’in ifadeleri ile gizli tanıkların ‘duyduk, söylendi’ gibi beyanları dışında, iddianamede Okur’u somut bir şekilde FETÖ’cü olduğunu kanıtlayan bir suçlamanın olduğunu söylemek imkansız. 104 sayfalık iddianamede, FETÖ’nün nasıl bir örgüt olduğu, devletin kılcal damarlarına kadar nasıl yerleştikleri, örgütün etkinliğini artırmak için hakim ve savcı sınavlarını nasıl sabote ettikleri, yargı yetkisini kullanarak yaptıkları operasyonlar yer alıyor. FETÖ’nün Şemdinli, Hüseyin Kurtoğlu, Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi o dönem kamuoyunun büyük desteğini alan davalarla TSK’ya nasıl operasyon çekildiği anlatıyor.

Yine iddianamede, FETÖ’nün Türkiye Cumhuriyeti’ni dünya kamuoyunda etkisizleştirmek amacıyla MİT Tırları’nı durduğu, kamuoyunda Kozmik Oda olarak bilinen davanın, devlet sırlarını ele geçirmek yapılan bir operasyon olduğu anlatılıyor.

Aralarında hakim ve savcıların da yer aldığı 70’e yakın FETÖ mensubunun ismi geçiyor, 65 ByLock mesajına yer verilmiş. FETÖ’den tutuklu olan isimlerin ifadelerine yer verilmiş. 160 FETÖ’cünün blok halde Yargıtay’a üye yapıldığı anlatılıyor.

Daha önce de yazmıştım, iddianamede İbrahim Okur’un ByLock kullanıcısı olduğu ve kod adı olduğu yazılıyor fakat ne kod adının ne olduğu yazıyor ne de bir ByLock mesajı yer alıyor.

Nitekim, mahkeme ilk duruşmadan üç gün önce (25 Temmuz 2018) Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Okur’un kimlik ve telefon bilgilerine ait ne kadar telefon hattı varsa araştırılarak, ByLock veya benzeri FETÖ terör örgütü tarafından kullanılan bir iletişim sistemini kullanıp kullanmadığı, ya da adının kullanıcılar tarafından kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesini ister.

Ne Bylock ne da FETÖ’nün kullandığı bir iletişim sistemi Okur’da çıkmaz. Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen ByLock dokümanlarında İbrahim Okur’un adı Bornova’da bir apartmanın 12. Daire zilinde, bir de Vildan Işık’ın “Zeki dayı düğünde Ayhan bize bir aşır okuyup dua yapar mı, diyor” mesajına Ayhan Işık isimli ByLock kullanıcısının verdiği şu cevapta geçiyor: “Aşırı İbrahim okur, ben dua yaparım.”

Bildiğiniz “okumak” fiili var ya, işte o. “Okumak” fiilinin bir cümle içinde kullanımı..

Şaka gibi değil mi?

HSYK Başkanlığı döneminde, atamalarda liyakat ve ehliyeti esas almış, HSYK’nın aldığı bütün kararlarda cemaatçi üyelerle hareket etmemiş, adalet ve hukuk ilkesiyle hareket etmiş.

Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davalarının görüldüğü o dönemde, (balık hafıza olduğumuz için unutuyoruz) hukuksuzluklar konusunda çekinmeden demeçler vermiş, Özel Yetkili Mahkemelerin ortalığı kasıp kavurduğu, Zekeriya Öz’lerin kahramanlaştırıldığı o dönemde, ‘emniyetten ne gelirse davaya dönüşüyor’, ‘kişilerin lekelenmeme hakkına riayet edilmiyor’, ‘soruşturmalar ve davalar özensiz yürüyor’, ‘ bu sorunun önüne geçilmesi için yetkilerin daraltılması gerekiyor’ diyerek, Zekeriya Öz gibi kamuoyu nezdinde sıkça tartışılan davaların savcıların davalardan uzaklaştıran kararlara imza atmış. 

17 Aralık operasyonunu, dönemin Adalet Bakanının açtığı telefon ile öğrenen ve öğrendiği dakikadan itibaren hükümetin yanında yer alan birisi  FETÖ’nün kripto adamı nasıl olabilir?

Ne dersiniz hakimlerimize bir kez daha buradan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Yargının lügatinden ‘pardon’ sözünü sileceğiz” sözünü hatırlatalım mı?
Hatırlatalım elbette...

FETÖ’nün işi adalette kirli kumpaslar kurmaktı; hukuk devletinde yargının yapması gereken ise, yapılan bu kumpaslara karşı adaleti sağlamaktır.

***

Hamiş: İbrahim Okur’a ‘kararımı göreceksiniz’ diyen hakim Hasan Akdemir, Okur hakkında tutuklama kararı verdikten 10 ay sonra, işadamlarını FETÖ’cülükle tehdit etme ve FETÖ soruşturmaları kapsamında tutuklu bulunan bazı işadamlarını para karşılığı tahliye etme suçundan gözaltına alındı.  Ve hakkında “görevini kötüye kullanarak nüfuz sağlamak” ve “rüşvet” suçlarından 22 yıl hapis istemiyle yargılanıyor.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241