banner279

‘Kime güveneceğimizi şaşırdık’ bahanesi

17 Aralık kısmen çevremizdeki bazı kimseler için ihanet noktasında işaretlerini vermişse de 15 Temmuz millet olarak bir travmaya neden oldu.

‘Kime güveneceğimizi şaşırdık’ bahanesi

Gerçi darbeyi gerçekleştiren askeri erkanın takındığı ihanet girişimi az çok bekleniyor ve tutuklamaların başlamasıyla birlikte millet derin bir nefes almışsa da asıl şaşkınlık, kurumlara güvenlik birimlerince gönderilen işbirlikçi listeleriyle ortaya çıktı.

Kimsenin tahmin dahi edemediği eş, dost, komşu, yakın ve çocukların isimlerinin hem de komplo şüphesi olmayacak şekilde organize bir şekilde deşifre olması herkesi haliyle şok etti.

Devletle işi olan memur ile amir, işinin hallolmasını bekleyen işveren, haklı iken bir şekilde haksız duruma düşen hak sahibi, hayırlı haber beklerken işinin kesada uğramasından dolayı hayal kırıklığı yaşayan hemen hemen herkes uğradığı haksız sonucun nedenini bir şekilde tahmin edebildi.

Meğer vatandaşın işinin kesada uğrama nedeni, her gün selamlaştığı, dost bildiği, Müslüman gördüğü, aynı safta namaz kıldığı, ailecek görüştüğü dostu, arkadaşı, yakını, komşusu imiş.

İşinin kesada uğraması aşamasında bilgi verdiği kişi ve kişilerin açığa alınması ve akabinde hapse tıkılmasına şahit olan herkes olumsuz neticelenen işi sonrasındakafasında bir türlü tamamlayamadığı puzzlenin parçalarını tamamlamaya başladı.

O an yaşanan hayal kırıklığını tarif etmek imkansız.

Devlet, hızlı bir şekilde bu hainleri bürokrasiden temizlemeye başladı.

Ama bir şeyler hala eksik ve tamamlanmayı bekliyor.

Oynamaya gözü olmayan gelinin yerim dar demesi gibi FETÖ’den dolayı haksızlığa uğramış veya haksızlığa uğrayanlara şahit olmuş korkaklar şahitlik etmek, itirafta bulunmak veya şikayet etmek yerine “Kimseye de güven olmuyor. Kime güveneceğimizi şaşırdık” türünden bahanelere sarıldılar.

Karakterli bir Müslüman zaten kimseye değil Allah’a güvenir.

Bir insan olarak babamız Adem bile güvendiği Şeytanca aldatıldığını, birçok Peygamberin eş, dost ve yakınlarınca ihanete uğrayıp bazen şehit edildiğini ama ne olursa olsun hiçbirinin davasından ve ilkelerinden ödün vermeden yoluna devam ettiğini Kur’an bize örnek yaşamlar olarak aktarmaktadır.

Hal bu iken bir Müslümanın korkaklığını “Kime güvenip güvenemeyeceği” bahanesiyle kamufle etmeye kalkışması Allah’ın mesajını anlayamadığının en açık göstergesidir.

Şüphe, bilimde doğru sonuca götürürken sosyal hayatta bize doğru ve yanlışları ayırdetme fırsatları sunar.

Bizi hatalardan korur. Bünyenin güçlenmesini sağlar. Toplumsal bağışıklık sistemini geliştirir.

Ama asla ve asla şüphe inançlı, ilkeli ve kişilik sahibi bir Müslümana yerinde durma, pes etme, korkma, geri adım atma gibi Allah’ın ve Müslümanların sevmediği davranışlara götürmez, götürmemelidir.

Bu gün millet, devletten adalet beklemektedir. Lakin milletin destek vermediği bir yerde devletin bazı işlerin üstesinden gelmesi haklı olarak imkansız...

Sorumluluk ve vicdan sahibi herkesin adaletin tecelli etmesi adına gerekirse kendinin de yanması pahasına gidip gerekli şahitliği yapması elzemdir.

Mazlumlar yalvaran gözlerle şahit yapacak insan beklerken vurdumduymazlık yapmak Müslümana yakışmaz.

Bana bulaşırlar korkusuyla yaşayan bencil insanların olduğu bir toplumda fitne fücur eksik olmaz.

Adalet, iki ucu keskin bir bıçak veya ateş gibidir. Bazen adalet, tutanında elini kesebilir veya yakabilir.

Ama adalet öyle bir şeydir ki elinin kesilmesi veya yanmasını göze almayan insanların çoğaldığı bir yerde en kısa sürede o toplumun tamamını yakar, bitirir.

Kur’an’da, “İçinizden kötülere isabet etmekle kalmayıp içinizdeki iyileri de yok edecek büyük bir fitneden sakının” şeklinde yapılan ikaz, işte tam da kime güveneceğini bilemeyip de yerinde oturan korkakların arttığı toplumlara yönelik bir ikazdır.

DiNiHABERLER.COM / öZEL

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner241

banner140

banner306