banner207

İran devrimi 40 yaşında

Mensur Akgün

İran devrimi 40 yaşında

11 Şubat Pazartesi günü itibarıyla İran İslam devrimi 40 yaşına bastı. Şah karşıtı devrimci hareket Ayetullah Humeyni’nin oğlu Mustafa Humeyni’nin Ekim 1977’de İran istihbarat servisi SAVAK tarafından öldürülmesinin, daha doğrusu öldürüldüğünün iddia edilmesinin ardından tetiklenmiş, Ocak 1978’de rejim yanlısı bir gazetenin Ayetullah Humeyni hakkında yayınladığı makaleyle de iyice alevlenmişti.

1978 yılı için gerçekleşen pek çok gösteri ve özellikle de 19 Ağustos’ta  Abadan’daki Rex Sineması’nda kundaklama neticesinde 422 kişinin feci şekilde yanarak can vermesinin ertesinde yaşanan olaylarla Şah rejimine olan tepkiler iyice artmıştı. Hükümette yapılan değişiklikler ve olağanüstü hal ilanı yetmeyince, ABD’den beklediği desteği de bulamayan Rıza Pehlevi 16 Ocak 1979’da Mısır’a sığınmıştı.

* * *

İktidar devriyse fiilen 11 Şubat’ta, hukuken de Mart sonunda yapılan referanduma istinaden 1 Nisan’da gerçekleşti. Ardından filmlere de konu olan rehine krizi yaşandı, aralarında daha sonra Cumhurbaşkanı seçilecek Ahmedinejad’ın da bulunduğu söylenen öğrenciler 52 Amerikalı diplomatı 444 gün gözaltında tuttu. Kriz 19 Ocak 1981’de Cezayir’de varılan uzlaşmayla çözüldü. Ama Amerika ile İran’ın ilişkileri hiç bir zaman iyi olmadı.

İran devrimini ve devriminin anlatısını (en azından bir kısmını) Amerika karşıtlığı üstüne oturttu. ABD de İran’a sürekli yaptırım uyguladı. Zaman zaman ilişkilerin normalleşmesi için adımlar atılsa da, Washington halen farklı kategorilerde pek çok yaptırımı İran’a karşı uygulamakta, üçüncü tarafları da kendi koyduğu yaptırımlara uyması için zorlamakta.

Yakın bir gelecekte iki ülkenin ilişkilerinde sıçrama gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor. İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı Arap ülkelerinin İran’ı tehdit olarak algılaması, İran ile Amerika arasındaki ilişkilerin normalleşmesini daha da zor hale getiriyor.

Obama Yönetimi tarafından uzun müzakereler neticesinde imzalanan ve İran’ın nükleer silah edinme yolundaki ilerleyişini durduran 14 Temmuz 2015 tarihli çok taraflı mutabakatın (JCPOA) ardından bile ABD İran’a karşı yeni yaptırımlar koymayı sürdürdü.

Zaten çok geçmeden de Trump Yönetimi bu uzlaşmayı kabul etmediğini, İran’a uyguladığı eski yaptırımları yeniden uygulamaya koyacağını açıkladı. Amerikalı yetkililerinin yaptıkları açıklamalardan, yazdıkları makalelerden 40 yıl sonra dahi rejim değişikliği beklentisi içinde oldukları anlaşılıyor.

Bu da İran’ı daha sert politikalar izlemeye sevk ediyor, bölgesel etkisini arttırmak için radikal inisiyatifler almaya yöneltiyor. Bilindiği gibi İran, Suriye ve Yemen’de savaşın doğrudan denebilecek şekilde tarafı konumunda. Şii azınlıklar üstünden de pek çok Arap ülkesinin istikrarını etkileyebilme potansiyelini elinde tutuyor.

Gelişmiş silah sistemleri ve teklif ettiği koruma şemsiyeleriyle de İran bölgesinde bir oyun kurucu aktör olduğunu neredeyse her fırsatta hatırlatıyor. Geçtiğimiz hafta sonunda Beyrut’u ziyaret eden İran Dışişleri Bakanı Zarif’in Lübnan ordusuna istedikleri takdirde hava savunma sistemleri verebileceklerini söylemesini bu çerçevede değerlendirmek gerek.

İran belli ki ABD’den gelen baskıları dengelemek amacıyla bundan önce olduğu gibi bundan sonra da silahlanma programlarına, bölgesindeki etkisini arttırmaya ağırlık verecek, yaptırımların ekonomisine daha az zarar vermesi için farklı ülkelerle işbirliklerini geliştirmeye çalışacak.  Muhtemelen de yakın bir gelecekte nükleer silah sahibi olacak.

* * *

Tüm bunların bölgenin parçası, İran’ın komşusu olan Türkiye’yi etkilememesi düşünülemez. İran’a uygulanan yaptırımlardan Türkiye ne yazık ki doğrudan zarar görüyor. Ticaretini farklı kanallardan yapma zorunda kalıyor ya da bazı alanlarda ticaretini kesme riskiyle karşılaşıyor.

Geçmişe yönelik sorunların büyük ölçüde çözüldüğü söylemek yanlış olmaz. Ancak Türkiye’nin uygulanacak yaptırımlardan doğrudan ve dolaylı olarak etkilenmemesi imkansız. İran’ın yaptırımlar yüzünden aldığı tasarruf tedbirleri, koyduğu kotalar ve gümrük vergileri de ihracatımızı zorluyor.

Doğal olarak iki ülke arasındaki gerilimin, İran’ın ABD tarafından bir türlü normal ülke olarak kabul edilememesinin yarattığı tek sorun ekonomik ilişkilerde ortaya çıkmıyor. Gerilim Türkiye için bazen fırsatlar yaratsa da karşımızda zaman zaman uzlaşmaz bir ülke bulmamıza neden olabiliyor...

KARAR

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner248

banner141

banner140

banner247

banner203