banner279

Franco’ya destek verenler ve İspanya İç Savaşı

İspanya'da 3 yıl kadar süren iç savaşa destek veren ülkelerin genel politikası farklı olmasına karşın, savaşı bir ticarete dönüştürme ve sonuçları ile yüzleşmekten kaçınma "sözde Faşizm ile mücadelede" ilginç bir tezat ortaya çıkarmıştı.

Franco’ya destek verenler ve İspanya İç Savaşı

Kültür tarihi araştırmacısı Taner Ay Karar'da yayımlanan araştırmasında, İspanya İç Savaşı'na ilişkin "Hitler, 51 savaş uçağı ile 20 nakliye uçağını Franco'ya göndermişti. Franco'nun sadece yakıtı değil, bombaları da Amerikan malıydı" diyor.

General Franco’nun uçağı Tetuán’a indiğinde, İspanya İç Savaşı da başlamıştı. Uçağın “Olley Air Service” şirketinden 2 bin sterline kiralandığı, bu parayı bankaya faşist milyarder Juan Alberto March Ordinos’un yatırdığı ve iç savaşı başlatacak bu operasyonun organizasyonunun gazeteci Douglas Franchi Jerrold ile gazeteci Luis Bolin tarafından yapıldığı yazılmasına karşın, eksik bırakılan bir halka daha vardır. O da, İngiliz Gizli Servisi’nin İç Savaş’taki rolüdür. Çünkü, General’in Gando’dan Tetuán’a getirilmesi İngiliz Gizli Servisi’nin işiydi. Uçağın pilotu İngiliz istihbârâtçısı Bebbes, seyrüsefercisiyse İç Savaş’tan sonra M16’nın İspanya’daki istasyon şefliğini yapacak olan Özel Operasyonlar Birimi’nden Albay Pollard’dı. İspanya İç Savaşı sırasında da İngiliz hükûmeti bir “Müdâhale Etmeme” politikası icâd edecekti. Bu politika, muhâfazakâr Anthony Eden’ı yardım konusunda resmî bir karar alma yükümlülüğünden kurtaran ve sonuçları sadece Franco’nun milliyetçi kuvvetlerine yarayan bir aldatmacaydı. İngiltere, “Müdâhale Etmeme” politikasıyla, aslında, İtalya’nın ve Almanya’nın İspanya’daki askerî yığınaklarını görmezden gelmeyi ve onların gemilerinin sâhil kentlerini bombalamalarına olanak sağlamayı taahhüd etmekteydi.

* * *

İspanya İç Savaşı’nı generallerin ayaklanması olarak değerlendirmek bir aymazlıktır. Çünkü, iç savaş çıkartmak fikri fi’liyâta geçirilirken, 18 generalden sadece 4’ü Cumhûriyet’e karşı kurulan bu komplonun içindeydi. Onlar da, 254 bin askerden 120 binini komuta ediyorlardı. Komplocu generallerin Cumhûriyet’i yıkma eylemlerindeki yöntem, bir “İspanyol” düşüncesi değildi. Mussolini, İç Savaş’tan 2 yıl önce, İspanya’daki faşist faâliyetlere silâh ve para vermeye başlamış, Franco Tetuán’a indiğindeyse, ona bombardıman ve savaş uçakları göndermişti. Mussolini’nin gönderdiği uçaklar, 82.420 uçuş, 5.318 de bombalama yapıp, İspanya topraklarına 11.585 ton bomba bırakacaklardı. Uçakların ardından, İtalyan askerleri ve milisleri İspanya’ya girerler. İlk birlikler 40 bin askerden oluşuyordu. Bu sayı sonradan 72.775’e yükselmiştir. İspanya İç Savaşı’na katılan İtalyanlar’ın 43.129’u ordudan, 29.646’sıysa faşist milislerdendi. Franco’ya desteğe 5.699 kişi daha gönderilince, İspanya İç Savaşı’ndaki İtalyan muhâriplerin sayısı 78.474’e baliğ olmuştur. Nazi Almanyası’nın Franco’ya desteği ise, uçağın Tetuán’a inmesinden sonradır. Nazi Partisi’nin dış örgütlenmesinden Johannes E. F. Bernhardt isimli câsûs, Franco’ya, Alman yardımı için arabuluculuk yapabileceğini söyler. General’in Bernhardt’ın teklifini kabûl etmesi üzerine, Bernhardt Tetuán’daki Nazi örgütlenmesinin başındaki Adolf Longenheim ile birlikte Berlin’e gider. Onları dinleyen Hitler, 51 savaş uçağı ile 20 nakliye uçağını Franco’ya gönderecektir. Hitler’in başarılarından dolayı 26.113 Alman askerine liyâkat madalyası verdiğine göre, İç Savaş’taki Alman askerlerinin sayısı da 30 binden  fazla olmalıdır.

İç Savaş’ın ardından, Franco döneminin meşhûr Dışişleri Bakanı José Maria Boussiange,  “Amerikan petrolü, Amerikan parası ve Amerikan kamyonları olmasaydı, biz savaşı kazanamazdık” der. Haklıydı. İspanya’daki İtalyan ve Alman uçakları bile Amerikan yakıtını kullanıyorlardı. “Standart Oil” ve “Texaco” şirketlerinin Franco’ya yakıt verdikleri zâten bir sır değildi. General, sadece “Texaco” şirketinden 1936’da 344.000 ton, 1937’de 420.000 ton, 1938’de 478.000 ton ve 1939’daysa 624.000 ton yakıt yardımı almıştı. İspanya’daki “Compañia Telefónica Nacional de España S.A.” şirketinin Amerikalı patronu ve “ITT” şirketi Franco’ya savaşı kazanabilmesi için milyar dolarlar göndermişlerdi. Franco’ya  Almanya “Mercedes”, “Opel Blitz”, “MAN” ve “Krupp” markalı 1.200, İtalya “Fiat” marka 1.800,  Amerika ise “Ford” ve “GM” markalı 12.800 kamyon vermişti. Franco’nun sadece yakıtı değil, bombaları da Amerikan malıydı. Bu rezâlet Amerikan Başkanı Franklin D. Roosevelt’e sorulduğunda, gazetecilere, “O bombaları sanırım biz Almanya’ya sattık, ama onlar da nedense Franco’ya göndermişler,” yanıtını verecektir.

* * *

Fransa’daki sosyalist hükûmetin İspanya’daki faşist kalkışmaya karşı dolaylı desteğini de unutmamamız gerekiyor. Fransız burjuvazisinin, İspanya İç Savaşı’nı ülkelerindeki Halk Cephesi’ni yıkmak ve iktidarı yeniden ele geçirmek için bir fırsat olarak değerlendirdiği, kanıtlanmıştır. Fransa’nın ilk sosyalist ve Yahudi başbakanı Léon Blum ise, halkının ve partisinin muhâlefetine karşın, bir “Müdâhale Etmeme” kararı alıp, İspanya’daki meşrû hükûmete silâh satışını yasaklamıştı.

Arthur Koestler, İspanya İç Savaşı’nı, “bir fâcialar tefrikası” olarak yorumlar. Antoine de Saint-Exupéry ise, İspanya’daki çatışmaların, sadece bir hastalık olduğunu yazacaktır. Troçkist muhârip Gerges Kopp’un yorumuysa, “Sanıldığının aksine, yaşadığımız bir savaş değildi, daha çok ara sıra bir insanın ölüverdiği komik bir operaya benziyordu,” şeklinde olmuştur. İspanya İç Savaşı, kırsal dünyanın kaderciliğinin de aynası olduğundan, yaşananlar karşısında yabancı tanıklar ne yapacaklarını veya ne diyeceklerini bir türlü kestirememişlerdir. Arthur Koestler, Malaga’nın bombalamasının ardından, “Adam bize kapıyı açarken, yıldızlı ve aydınlık gölyüzüne bakıp, yeni bir bombardımanın tam havası olduğunu söyledi. Dünkü bombardımanda kızı iki bacağını birden kaybetmiş. Ama, kızının sağlığını değil, nişânlısının onunla bacakları olmadan evlenip evlenmeyeceğini düşünüyordu,” diye yazacaktır. Motril’in bombalanmasını ise, “Motril dün iki Caproni uçağı tarafından bombardıman edildi. Amaçları kent değil, körfezdeki küçük balıkçı yerleşimiydi. Sonuçta, bir kadın, iki çocuk ve bir keçi öldü. O iki uçak, iki saat sonra yeniden aynı yere gelerek birer bomba daha attılar. Muhtemelen her iki pilotun cânları biraz eğlenmek istemişti. Belki de bir iddiâya tutuşmuşlardı. Nedeni hangisi olursa olsun, bu kez iki keçi daha öldü. Kadın, çocuklar ve keçiler bu sabah büyük bir törenle gömüldüler,” satırlarıyla haber yapan yine Koestler’dir.

* * *

Buenaventura Durriti’nin anarşistlerinin, İspanya İç Savaşı’nın en savaşçı kişileri oldukları söylenir. Ama, Arthur Koestler’in onlar hakkındaki yazdıklarını okuduktan sonra, güler misiniz yoksa ağlar mısınız, bilemiyorum. Koestler, “Durriti’nin milisleri siper kazmak için cepheye kürek götürmeyi reddettiler. Hem Katalonyalı hem de anarşist olmanın gururuyla, cepheye amelelik yapmaya değil, savaşmaya ve ölmeye gittiklerini söylüyorlardı,” der. George Orwell, İspanya İç Savaşı’ndaki en önemli çarpışmaların siper muhârebelerinde gerçekleştiğini belirtirken, anarşistlerin bu budalalıklarını akılcı bir şekilde yorumlamak mümkün değildir.

İç Savaş boyunca İspanyollar açlıktan kırılmışlar, köpekleri, kedileri ve fareleri yemek zorunda kalmışlardır. George Orwell’in ve Arthur Koestler’in tanık oldukları açlıksa, insanın rûhunu acıtmaktadır. George Orwell, “Onbeş yaşındaki delikanlıları milise anneleri veya babaları getiriyorlardı. Besbelli ki, milislere ödenen on peseta ile bol miktarda dağıtılan ve muhtemelen arada sırada evlerine götürdükleri kuru ekmek içindi bu rağbet,” diye yazar. Annelerin ve babaların, oğullarını bir parça kuru ekmek yiyebilmek için ölüme gönderdiklerini sadece Orwell yazmamıştır. Bu dramın tanıklıkları hayli fazladır. İç Savaş’taki açlığı, Koestler de, “Hayli yaşlı bir araba beygirine cebimdeki ekmek kabuklarını verdim. Ama, arabacı gelip ekmek kabuklarını onun ağzından kaptı ve kendisi yemeye başladı,” şeklinde tasvîr etmiştir.

* * *

İspanya İç Savaşı, şehirlerde ve cephelerde ideolojik mücâdele iken, kırsalda bütünüyle köylülerin öfke terörüne dönüşmüştür. İster milliyetçilerin, isterse cumhûriyetçilerin tarafında olsunlar, köylülerin asıl düşmânı aydınlar olmuştur. Safından isimler olsalar bile, aydınlar kendilerinden değillerdi. Köylü, kendinden olmayan herkesi düşmân görüyor ve onu hemen şeytânlaştırabiliyordu. Antoine de Saint-Exupéry, bunu, “Köylülerde her şey yakıştırmaya bağlı. Gazetelerinde Basil Zaharov’u anlatan bir makaleyi okuduklarında, yazılanları hemen kendi dillerine çeviriyorlar. O zaman Basil Zaharov’u ya ziraat okulunun hocasının ya da eczâcının kişiliğinde buluyorlar. Eczâcıyı kurşuna dizince Basil Zaharov’u öldürdüklerini sanıyorlar. Olanlara akıl erdiremeyen tek kişiyse, eczâcıdır,” şeklinde açıklıyor. Antoine de Saint-Exupéry’nin yazdığı gibi, köyler, tarafların birbirlerinden bıçak kesiği misâli ayrıldıkları siper çizgileri değillerdi. Karşı saftaki de köylüyse, kendisine, safındaki bir aydından daha yakındı. Arthur Koestler’in de anlattığı garabet budur: “İki milis bir şişe içkinin başına çömelmişler, biri solcuların marşını, diğeriyse yitik bakışları ve aptal sırıtışıyla faşist marşını söylüyor. Bu sahneyi görünce, birden içime bir korkunun yayıldığını hissettim”. 

* * *

Karşı taraftan bir aydın ele geçirilirse, onun sağ kurtulması mümkün değildi. Aydınların infâzı, her iki tarafın milislerince, en aşağılık biçimde gerçekleştiriliyordu. Şâir ve yazar Federico Garcia Lorca’nın infâz biçimi çok çarpıcı bir örnektir. Sosyal demokrat Lorca, arkadaşı olan falanjist şâir Luis Rosales Camacho’nun evinde kendisini aramayacaklarını düşünerek, orada saklanıyordu. Ama, yanılmıştı. Camacho’nun evindeyken yakalanır. Bir öğretmen ve iki anarşistle birlikte Granada yakınlarındaki Viznar mevkîine götürülerek öldürülür. Onların katillerinden biri toprak zengini Juan Luis Trescastro’dur. Solun öfke terörüyse, kendi iç çatışmalarının dışında, en fazla kiliselere, manastırlara, keşişlere, rahip ve rahibelere karşı ortaya çıkmıştır. Kilise kayıtlarına göre, İspanya İç Savaşı’nda, solcular tarafından 6.832 kilise ve manastır hizmetlisi öldürülmüş, 20 bin kadar da dînî yapı yakılıp yıkılmıştır. Rahibelerin tecâvüze uğradıklarını doğrulayacak bir kayıt veya bir tanık beyânı bulunmamasına karşın, 283 rahibe solcular tarafından vurulmuştur. Kilise ve manastırların çoğu yakılıp yıkılırken, bazıları da ahır yapılmıştır.

*Yazı derlenerek okuyucularımızın ilgisine sunulmuştur.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner141

banner140

banner241