bayan escort bursa escort escort gaziantep istanbul escort escort izmir escort izmir izmir escort istanbul escort denizli escort escort bayan

banner259

En kritik döneme girerken…

Mehmet Acet

En kritik döneme girerken…

En kritik döneme girerken…

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrattin Altun, El Cezire için kaleme aldığı makalesinde, Erdoğan yönetiminin Türkiye’nin yeni dönemi için üç ana başlığa odaklanacağını dile getiriyor:

1-Ekonomi

2-Suriye’deki kriz

3-Türkiye’nin hava savunma kapasitesi

Baktığımızda, bu üç alanın üçünün de şuraya dokunduğunu görüyoruz:

Türkiye/ABD ilişkileri…

 

Washington, Türk/Amerikan ilişkilerindeki iklimin ekonomi piyasalarına olan doğrudan etkisini keşfettikten sonra, kartları açıktan oynamaya başladı.

Hatırlayalım Trump, Fırat’ın doğusuna müdahale ederse Türkiye’nin ekonomisini mahvederiz diye bir tweet atmıştı.

Devamında bu tehdit dilinin çerçevesi S-400 meselesine taşındı.

Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, senatörler, Ankara için atama bekleyen büyükelçi adayları sıraya girip, “Rusya’dan hava savunma sistemini alırsanız, şöyle şöyle olacak” demeye başladılar.

ABD SAVUNMA BAKANLIĞI’NDAN GELEN YAPTIRIM LİSTESİ

İlgili askeri çevrelerden aldığım bilgiye göre, ABD Savunma Bakanlığı, Türk Savunma makamlarına 30’dan fazla kalemden oluşan bir liste sundular.

Bu liste, Türkiye’nin S-400 alımından vaz geçmemesi halinde uygulamaya geçeceği söylenen yaptırım başlıklarından oluşuyor.

İçerisinde F-16 savaş uçaklarının parçalarının teslimini durdurmaya kadar giden bir dizi madde var.

Anladığımız kadarıyla S-400 konusunda en katı tutumu, Suriye meselesinde olduğu gibi yıllık 500 milyar dolarlık bütçesiyle ABD yapısı içerisinde ‘Devlet içinde devlet’ olarak nitelendirilen Pentagon sergiliyor.

Savunma Bakanlığı yetkilileri, Türk mevkidaşları ile konuştuklarında, “S-400 işinden vaz geçmediğiniz sürece hiçbir şekilde müzakere kapısı açılmayacak” diyerek kestirip atıyorlarmış.

Türkiye ise, yine anladığımız kadarıyla sözünü ettiğimiz ‘Müzakere kapısını’ ABD Dışişleri Bakanlığı üzerinden açmaya çalışıyor.

Bakan Mevlüt Çavuşoğlu’nun 31 Mart seçimlerinden hemen sonra Washington’a yaptığı ziyareti bu çerçevede değerlendirmek mümkün.

O görüşmelerden sonra mevkidaşı Pompeo ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’un yaptıkları “Görüşmeler yapıcı geçti” beyanatlarını bunun bir işareti olarak görebiliriz.

“GÖRÜŞMELER POZİTİF AMA HENÜZ SOMUT GELİŞME YOK”

Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD gezisinden bu yansımaları aldıktan hemen sonra, konumu itibarıyla bütün bu trafiğin detaylarına hakim olduğunu bildiğim bir yetkiliye, “ABD ile görüşmelerde bir ilerleme kaydedildi mi? S-400 ve Fırat’ın doğusu için düşünülen Güvenli Bölge için bir çıkış formülü bulundu mu”diye sordum.

Gelen yanıt şöyle oldu:

“Genel olarak pozitif ama somut bir gelişme henüz yok. Müzakereler/görüşmeler devam edecek”

Ankara ABD ile müzakereleri sürdürmek istiyor ama bu S-400 alımından vaz geçileceği anlamına gelmiyor.

8 Nisan’da Moskova’ya giden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararlı tutumunda herhangi bir değişiklik olmadığını herkes gördü.

Sonuçta, Türkiye’nin gelecekteki güvenliğini yakından ilgilendiren, hasımlarıyla olan ‘Güç dengesini’ net bir şekilde kendi lehine çeviren, dış politikasıyla eriştiği bölgesel güç konumunu askeri anlamda pekiştirecek stratejik değeri yüksek bir konudan söz ediyoruz.

S-400’lerin Patriot’lara karşı açık bir üstünlüğünün olduğunu da dünya alem biliyor.

600 kilometreye kadar görüntüleme kapasitesi olan, 250 kilometreye kadar vuruş gücüne sahip, aynı anda birden fazla hedefe yönelebilen bir sistemden söz ediyoruz.

Daha kestirmeden “Şu an için, Dünya’nın en iyisi bu” dememiz yeterli olacaktır.

Çin’in, Hindistan’ın bu füzelere talip olması boşuna değil.

Patriot’ların ise, hem fiyat bakımından, hem menzil kapasitesi bakımından, hem de diğer yetenekleri ile S-400’un çok daha gerisinde olduğu biliniyor.

Ayrıca, Rusya’nın aksine ABD tarafının teknoloji transferine yanaşmaması, Türkiye’nin yeni dönem için belirlediği stratejilerle de örtüşmüyor.

TRUMP ÜZERİNDEN İLERLEME POLİTİKASI

Peki bu kriz nasıl yönetilecek?

Aldığımız nabız şu:

Türkiye’ye karşı ABD’deki kurumsal yapılara göre çok daha esnek bir yerde duran Trump üzerinden ilerlemek.

Trump, kurmay ekibinin aksine, S-400 konusunda açıktan herhangi bir tehdit cümlesi kurmadı.

Belki de, Suriye meselesinde olduğu gibi “Bize ne bundan” gibi şeyler bile söylüyordur, ya da öyle düşünüyordur.

Bu anlamda Türkiye’nin, “S-400’den vazgeçmeyelim ama Patriot da alalım” görüşü, günün sonunda ABD’ye de bir şeyler kazandırabileceği için Trump için sempatik gelebilir.

Dolayısıyla bu büyük krizi aşmak için en ideal yolun bizzat ABD Başkanı üzerinden yürümek olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner141

banner140

banner255