banner259

Davutoğlu, düzelirler diye bekledim ama nafile

Davutoğlu "Bu Pelikan çetesi… Bu bildirinin arkasındaki isimleri, kimlerden talimat aldıklarını biliyorum. Beraber ateş çemberinden geçtiğimiz insanlar beni istifaya zorladılar, Alman ajanı ilan ettiler" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, düzelirler diye bekledim ama nafile

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu Yavuz Oğhan'ın kişisel Youtube kanalı olan Bidebunuizle'den yayınlanan programda gazeteciler Yavuz Oğhan, Akif Beki ve İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtladı.

Davutoğlu "2017 referandumu öncesi TV'lere çıkarılmadım. Kendi partisi iktidarda olan bir eski başbakanken televizyon kanallarına başvuruda bulundum hiçbiri yanıt vermedi" dedi.

“BU PELİKAN ÇETESİ… ARKASINDAKİ İSİMLERİ KİMLERDEN TALİMAT ALDIKLARINI BİLİYORUM”

MKYK'da muhtıravari bir tavır yaşadığını belirten Davutoğlu "Bu Pelikan çetesi… Bu bildirinin arkasındaki isimleri, kimlerden talimat aldıklarını biliyorum. Beraber ateş çemberinden geçtiğimiz insanlar beni istifaya zorladılar, Alman ajanı ilan ettiler" ifadelerini kullandı.

“BİR FETÖ VAR BİR DE FETÖCÜK VAR”

Davutoğlu'nun açıklamaları özetle şöyle:

"Katar’da bir kongreye katılmıştım. En temel problem ne diye sorulmuştu. Düşünce özgürlüğü demiştim. Düşünce özgürlüğü olmayan yerde o toplumu harekete geçirmek mümkün değildir. İnsanlar kendilerini kontrol etmekten topluma zaman ayıramazlar.

İnsanlar toplantılarda başka, kapılar ardında başka konuşmaya başladılar. Bir FETÖ var bir de FETÖCÜK var. Mesela referandum öncesinde 2017 Nisan öncesinde yeni anayasa ile ilgili kaygılarımı televizyonlarda ifade etmek istedim hiçbiri buna cevap veremedi. Ben de bir gazete ile mülakat yaptım. En azından kaygılarım kayda geçsin istedim. ‘Durumu biliyorsunuz bizi mazur görün’ dediler. Devlet adamı olarak değil, bu ülkede yaşayan biri olarak hicap duyduğum bir konu.

Olmayan şey geçmez. Size hiç öfkelenmedim. Ben kitaplar yazayım ama hiç eleştirilmesin demek hiçbir fikri hayata geçirmemiştir. Siyasete atılayım da kimse eleştirmesin demek olmaz. Esas olan eleştiriye karşı ilkesel tutumunuz. Ben akademisyenlik yaparken öğrencilerime önce beni eleştirin dedim. Siyasete giren de eleştiriye açık olacak. Hamama giren terler. Hakaret, tehdit ayrı şeyler. Bunlar düşünce özgürlüğüne girmez. Çok daha ağır yazılar yazan gazeteciler de oldu, mümkün olsa da bir araya gelsek diye düşündüm. Öfke duyarsam kendime öfke duymam lazım. Bir devlet adamına yakışmayan en kötü özellik nezaketsizliktir. Nezaket ve nezahat asıl olması gerekendir.

"MUHTIRAVARİ BİR TAVIR YAŞADIM"

Ben de düşünüyorum neden engelleniyorum diye. Bu Pelikan çetesi… Bu bildirinin arkasındaki isimleri, kimlerden talimat aldıklarını biliyorum. O gün ben ne yaptım dedim. Ne yaptım bu insanlara. Beraber ateş çemberinden geçtiğimiz bu insanlar beni istifaya zorladılar, Alman ajanı ilan ettiler. Ben ne yaptım dedim.

8-9 yaşından beri o günden bugüne hayatımın en temel özelliği insan yetiştirmekti. Türkiye aleyhine bir etkinliğe katıldığıma kimse şahit olmamıştır. MKYK'dan söz ediyorum… Bana hiç gelmeyen muhtıravari bir tavır. Bir organize var. Sordum kendime ne hata yapmış olabilirim. Şu olmuş olabilir, bu olmuş olabilir. Ama niye bu şekilde hedef alındım. 3 yıl sustum ilk defa konuşuyorum. Cumhurbaşkanımıza, partimizdeki arkadaşlarıma açıklamalar yaptım. Hep düzelir umudu ile bekledim…

“İNSANLARIN HEDEFİNDE OLMAYI DA ANLARIM AMA EŞİMİN TIP KONFERANSININ İPTAL EDİLMESİNİ ANLAYAMAM”

Ama bugün bana şiddetle saldıranlara bakın. Eski Türkiye savunucuları düşünce özgürlüğünün savunucularının bile hedefindeyim. Dış politikada aldığım pozisyonlar nedeniyle dış politikanın da hedefindeyim. İç politikada onları engellerim diye engelleniyorum bunu da anlarım…

MHP ile ittifak oy kaybettirir dedim. Bahçeli’nin öfkelenmesini de anlarım ama omuz omuza yürüdüğüm insanlar, her türlü fedakarlığı gösterdiğim insanların hedefinde olmayı da anlarım ama eşimin tıp konferansının iptal edilmesini anlayamam.

“’SİZİN HÜKÜMETİNİZ TARAFINDAN SİZİN KATILMANIZ UYGUN GÖRÜLMEDİ’ DİYEREK AĞLADI”

Ben yapılanları 5 dakika sonra unuturum. Hiç. Benimle birlikte çalışan 16 tanesi, aralarında profesör bir hanımefendi var başdanışmanların yerine bir gün bile danışmanlık yapmamış inanların getirtilmesini anlayamam. Bu memurlar neden hedef alındı. Sadece Davutoğlu döneminde görev aldı diye görevden alındılar. Beni görevden alın ama onları neden aldınız?

Bosna'da Alaca Camii'nin inşaatı tamamlandı. Sizin adınıza yapıldı dediler. Aynı kişi bu kez aradı, "Sizin hükümetiniz tarafından sizin katılmanız uygun görülmedi" diyerek ağladı. Bana ödül verilirken benim uğruna çalıştıklarım salonu terk ettiler. Bana saldırıları anlarım ama masum insanların özlük haklarını almayın. 15 Temmuz’da canını ortaya koyanları almayın. Pelikan Çetesi çıktığında ben önce bu grubun bir şahsiyet katliamı olduğunu düşünmüştüm.

Yol ayrımında olduğumuzu hissettiğimiz için de Başbakanlık makamını terk ettim. Ama o zamandan farklı kanaatteyim. Benim muhteris bir grubun çıkarları için yayınladığını düşündüğüm o paçavra…”

“EĞER ONU YAPMIŞ OLSAYDIK SONRAKİ BİRÇOK TIKANMA YAŞANMAYABİLİRDİ”

Türkiye’nin istikrarına, ekonominin genişlemesine, zemin hazırladı. 2 Kasım sabahı millet seçimsiz 4 yıl düşüncesine inanmıştı. 3 ay içinde bütün sözlerimizi yerine getirmişiz. Asgari ücrete zam yapmışız. Bütçe açığını düzenlemişiz. ÜFE 3.2’ydi. Böyle bir ortamdaki Türkiye’nin yaşamasını istemeyenler, bir senaryo çıkardılar. Düzenin bozulması için benim devre dışı olmam gerekiyordu.

“CUMHURBAŞKANI İLE İHTİLAF ELBETTE VARDIR”

AK Parti’de bir hizib… Haya ederim… Bir an bile gelse aklımdan atarım. Başbakan’ken de olmadı. Cumhurbaşkanı ‘MKYK’da şunlardan oluşsun’ dediğinde bile kabul ettim. Çünkü onlar benim arkadaşlarım. Şu anda da bir hizibin lideri gibi görünmekten de haya ederim. Manifesto yayınladığımda da, onlara seslendim. Ben onlarla iki seçim geçirdim. Sadece Van’a ve Gaziantep’e 9-10 kere gittim. 15 Temmuz’da inenler onlar. Dolayısıyla asla hizip duymadım.

Cumhurbaşkanlığı ile ihtilaf konusuna gelince elbette vardır. Siyasiler arasında farklılıklar elbette vardır. 12 Eylül Anayasası… İkiz kardeşlerden birini Başbakan diğerini bile cumhurbaşkanı yapsanız bir süre sonra ihtilaf çıkar.

Kamuoyuna ilk defa açıkladığım bir mesele bu; 2015’te 5 veya 6 Temmuz. Cumhurbaşkanımıza sürekli insanlar gidip fitne koyuyor. Ben de gidip Erdoğan’a akademik hayatımda kalmak istediğim halde siz beni siyasete aldınız. Ben de size dedim ki mezara kadar, hapse kadar sizinleyim. Ama ben bu işin hakkını vermeliyim. Dolayısıyla gelin ben Bahçeli ile Kılıçdaroğlu ile konuşayım. O sırada koalisyon görüşmeleri başlayacak ve onları zaten istedikleri parlamenter sisteme ikna edeyim. Bir ay içinde cumhuriyet tarihinin en kapsamlı anayasal reformu yapıp bütün yetkileri başbakanda toplayalım.

Sonra Kongre'ye gidelim. Bana verdiğiniz bütün yetkileri size vereyim genel başkan olun. Sonra başbakan olarak bütün yetki sizde olsun. İsterseniz ben de akademik kariyerime geri dönerim. Dolayısıyla bunu yapalım dedim. O reform bir ay içinde referanduma gitmeden olurdu. Yanıtı bekledim, sonra Sayın Cumhurbaşkanı “Böyle devam edelim” dedi.

"BENİ KILIÇDAROĞLU İLE İŞ BİRLİĞİ YAPMAKLA SUÇLADILAR"

Pelikan Çetesi daha sonra beni Kılıçdaroğlu ile iş birliği yapmakla suçladı. Ben MKYK’da oturdum saatlerce dedim ‘Biz niye oy kaybettik, bundan sonra neler yapmalıyız…’ Bu heyet neye karar verirse ben onu yaparım dedim. Yolsuzluk boyutu öne çıkıyordu. Yolsuzlukla mücadele edelim dedim.

7 Haziran akşamı AK Parti ilk defa oy kaybına uğradı. O gece bir partili ‘Herhalde balkon konuşması yapmazsınız’ dedi. ‘Hayır dedim bugün konuşma yapma günüdür.’ O gün balkonda ‘Ülkeyi bir gün dahi hükümetsiz ve istikrarsız bırakmayacağız’ dedim. Ama bir travma vardı AK Parti iktidarında. Cumhurbaşkanı ile en başından beri koordineliydik. Bahçeli, Cumhurbaşkanımıza ağır eleştiriler yaptığında da koalisyon için gittiğimde ‘Ben buraya hükümet kurmaya geldim’ dedim.

“HİÇBİR ZAMAN CUMHURBAŞKANININ YETKİSİNİ ELİNDEN ALMAK DÜŞÜNCESİ İÇİNDE OLMADIM”

Sayın Cumhurbaşkanımız tarafsız ama AK Parti’nin lideri sonuçta. Onu gözardı ederek davranmamız mümkün değil. Eylül kongresine giderken şehitlerimiz var. Iğdır’da, Van’da, ekonomik durum, seçim, kongrede yenilenme isteği içerisindeyiz. Alternatif MKYK listesi yayınlandığında Cumhurbaşkanımıza dedim ki ülke bunlarla uğraşırken ben burada liste mücadelesi yapmam. Dedim ki hepsi benim arkadaşımdır. Sonradan anladım arkadaşımmış ama refik değilmiş. Benim tek hedefim var AK Parti’yi kurumsallaştırmak. Allah da şahit ben hiçbir zaman cumhurbaşkanının yetkisini elinden almak, Erdoğan’sız bir Türkiye düşüncesi içinde olmadım.

“BENDEN DÜŞÜK PROFİL OLMAZ”

2 Mayıs’ı 3 Mayıs’a bağlayan gece, uyuyamadım. Bu gördüğüm muameleyi ne kalbim, ne aklım, ne vicdanım aldı. Hep soruyordum ne yaptım diye. Maddi durumum bile daha iyiydi siyasete girmeden önce. Hiçbir beklentim olmadı. 3 gün üst üste aynı yatakta yatmadım. Ne yaptım ben? Allah’ım beni izzetle girdiğim yerden izzetle çıkar dedim. Bana şu deniyordu: Sen Başbakan gibi görün ama başbakan olma. Başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma. Kendi il başkanını bile atayamama.

Sayın Cumhurbaşkanı ve MKYK’ya imza atanlar. Keşke bana söyleseydi Cumhurbaşkanımız… Ben çekilirdim. Bir hırsım olmadı ki benim. Ben kendimi bilirim, benden her şey olur ama düşük profilli olmam… Hayır daha sonra da o makama gelenler olduğu için öyle demem… ‘Düşük profil’i de o gün öyle dendiği için söyledim. Eğer bunları yapmayacaksam mücadele etmeliydim. ‘Ben kongreye gidiyorum. Arkamdan imza atanlarla bu yolda yürümem’ diyebilirdim… O zaman da AK Parti bölünebilirdi.

"BENİM VERDİĞİM MÜCADELEYİ HALKIMIN BİLMESİ LAZIM"

Benim verdiğim mücadeleyi halkımın bilmesi lazım. Ben o yüzde 49 buçuğun hukukunu korumak için çok mücadele verdim. Ama asla günlük siyasetin bir parçası haline getirmedim. Devam etseydim Yüzde 49 buçuğun içindeki bir grup ‘Oy verdik ama bu başbakan hakkını veremiyor’ diyeceklerdi.

O gece bunları düşündüm ve istifa ettim.

Keşke diyorum ‘1 ay daha sabretseydim ve haziran ayında Vize muafiyetini alıp öyle ayrılsaydım’ çünkü ben ayrıldığım gün, Avrupa Komisyonu Avrupa Parlamentosu’na Türkiye ile vizeyi kaldıracağız şeyini gönderdi. Sayın Merkel, Tusk, Junker Gaziantep’e geldiklerinde 23 Nisan’da, haziran ayında bu sürecin tamamlanacağını söylediler. Ona bir şey diyemem ama benim için sadece Türkiye siyasetinin temiz olması anlamlı artık. Eğer bunu yapamayacaksak hiçbir yere gelmemin anlamı yok.

Her anın her zamanın bir gereği var. Ben başbakanken, elimde güç varken onu bırakma sebebim ülkeye bir darlık gelmesin, parti bölünmesindi… 31 Mart seçimlerine kadar 3 yıl. Eleştirilerimizi, düşüncelerimizi ne yapılması gerektiğini Cumhurbaşkanlığına ilettim. Biri 15 Temmuz’dan 2 gün sonra, diğeri 21 Temmuz’du sanırım. Diğeri çok kapsamlı 5 Aralık 2016’ydı sanırım.

“SİYASAL SİSTEMDEKİ AKSAKLIKLARIN DA İÇİNDE OLDUĞU 30 SAYFALIK BİR METİN VERDİM”

Ve bugün manifestoda zikrettiğim siyaset sistemle ilgili eleştirilerimin tümünü kendisine arz ettim. Daha sonra Afrin Harekâtı başladığında Ocak 2018’de daha kapsamlı 3 saat gibi, gidişatın tümü ile ilgili konuştuk, hukuk devleti ilkelerinin zedelendiğini, MHP ittifakının olumsuzluklarını, düşünce özgürlüğünün olmadığını, siyasal sistemdeki aksaklıkların da içinde olduğu 30 sayfalık bir metin verdim.

Sonuncusu da Avrupa Birliği zirvesine giderken Mart 2018’de daha seçimlere gitmeden önce MHP’nin seçimi zorlayacağını, cumhurbaşkanının seçileceğini ama Meclis çoğunluğumuzu kaybedeceğimizi söyledim. Benden bir tek talebi oldu, grup toplantısına gitmem talebi oldu. Gittim. Cumhurbaşkanımız genel başkanımdı. Eleştirilerim dikkate alır umuduyla gittim. Ne yazık ki olmadı. İşler daha da olumsuz yönde seyretti. Eleştirdiğim yönlerde krizler netleşti.

"ÇARPIK BİR SİSTEME GEÇTİK"

Çarpık bir sisteme geçtik, daha net tavır almalıydık. Herkes şunu bilmeli ki 15 Temmuz'dan 6 ay sonra yapılan bir oylama bu. 15 Temmuz’un etkisi var. Parti içinde bir kriz çıksa darbeciler umutlanabilirdi. Ben bunları ‘kaygılarım var’ diye Cumhurbaşkanı'na ilettim. Bu kaygılarla ben kampanyaya katılmam dedim. Konya’da çıktım ama ağır eleştirilere rağmen evet oyuna çağrıda bulunmadım.

Genel başkanlık ayrılmalı cumhurbaşkanı yardımcısı kesinlikle seçimle gelmeli. Bakanlar mutlaka meclisten onay alarak göreve başlamalı. Yargı bağımsızlığı teminat altına alınmalı. Bunun ini de meclisten atanan yargı üyeleri ile Cumhurbaşkanlığı arasında bir denge sağlanmalı. Yasanın güçlendirilmesi şart. Müsteşarlığın kaldırılması yanlış olmuştur. Bakanların siyasi ve teknokratik niteliği netleşmeli. Şimdi karma bir şey var. Türkiye'yi yüzde 50+1'e mahkûm etmek parlamenter sistemden çok daha yoğun bir belirsizliği önümüze getirdi. Herkes istediği andan koalisyonu bozup başka bir alana geçebilir.

"ALİ BABACAN'LA İKİ KEZ GÖRÜŞTÜM"

Şimdi, Sayın Gül ve Babacan bir parti kurma konusunda bir irade beyan ettiklerini ben duymadım. Babacan ile bir yıldır görüşmedik. Babacan ile aramızdaki hukukun ölçüsü yoktur. Hep bir güven ilişkisi oldu aramızda. 1 Kasım'da ısrarla olmasını istediğim arkadaşlarımızdan biriydi. Çünkü Türkiye'nin Babacan gibi arkadaşlara ihtiyacı var. Yetişmiş devlet adamlarından bir kişiyi bile ihmal veya israf etmek bir milletin yapabileceği en ağır israftır. Hakkında herhangi bir olumsuzluk olmayan bir devlet adamının gitmesi en büyük israftır. O süreç içinde bir yıl içinde çok istişarelerde bulunduk. Muhtemelen Babacan benim manifestomu okuduğunda kendisi de imza atacak nitelikte görmüştür diye düşünüyorum. Ben bu konuda da elimden geleni yaptım, beraber olabilmek için. Parti içinde de dışında da, hep konuştuk. Önümüzdeki dönem ne gösterir bilemem ama bu soruyu Ali Bey'e de sormak lazım.

Benimle ilgili çalışmış herhangi bir arkadaşıma haksızlık yapılmasına tahammül göstermem. Ali Babacan'a soruşturma başlatıldığında aradım, destek verdim. Babacan'ın bürokratik ciddiyetine, titizliğine şahidim. Onun arkasında durmak benim görevim. Bu kim olursa olsun. Manifestodan sonra bir kendisiyle görüştük. Dostane bir görüşme oldu. Öneri götürmedim. 31 Mart öncesinde Ali Bey’e 31 Mart'tan sonra Türkiye'yi kritik bir zaman beklediğini, hepimizin konuşması gerektiğini, beklemek gerekmediğini, 31 Mart’ta AK Parti çok büyük oranda bir zafer kazansa da kazanamasa da yanlış gidenleri söylememiz gerektiğini söyledim.

Suriye konusundaki bütün olumsuzlukları bana yükleyip kendinizi bu işin dışında tuttuğunuz zaman... Ben buna 'siyasi ahlaksızlık' derim... Bu konuda ben meydan okuyorum, sorumluluktan kaçmam.”

Güncelleme Tarihi: 18 Temmuz 2019, 20:36
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ömer asaf
Ömer asaf - 5 ay Önce

Ahmet bey hep ayrılış şeklinden bahsetmişsiniz size yapılan muamele hoşunuza gitmemiş birde gelişinizden bahsedelim dışişleri bakanı olurken milletvekili değildiniz siz bu göreve atanırken bu görev beklentisindeki milletvekili arkadaşlarınızın ruh halini anlamanız lazım reis onları elinin tersiyle itip sizi bu göreve getirdi peşinden Başbakan yaptı onlarda bir dargınlık olmadı siz kpss ye girmeden işe alınanlardansınız diğerlerinin hakkını yediğinizi hiç düşündünüzmü makam mevki çok tatlı geldi ulaştığınız en büyük mevki başbakanlıktı bu saatten sonra o mevkiye ulaşmanız mümkün değildir size bir güzel sözle ne olduğunuzu anlatayım yüksek tepelerde hem kuşa hem yılana rastlayabilirsiniz ama unutmayın biri uçarak diğeri sürünerek gelmiştir uçarak gelenin çakılma riski çoktur çakıldınız Ahmet. Bey

SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner140

banner255

banner141

escort bayan bayan escort izmir escort porno indir türk porno anal porno