banner259

Bir Deizm İtirazı: Sübhan Olan Yaratıp Kenara Çekilmez

İman her işimizi Allahlı yapmak, Allah ile yapmak, Allah’ın rızasına uygun yapmaktır. Deizm ise şirke kapı aralayan, hayatı vahiyden yoksun bırakmaya çalışan şeytani bir projedir. Kaynak: Bir Deizm İtirazı: Sübhan Olan Yaratıp Kenara Çekilmez

Bir Deizm İtirazı: Sübhan Olan Yaratıp Kenara Çekilmez

“Göklerde ve yerde bulunan her varlık O'na muhtaçtır; her an O, hayata ve varlığa dair her işe müdahildir.” (Rahman,55/29)

Sübhan olan Allah yaratıp kenara çekilmez. O, her an bir iştedir, sürekli aktiftir. Hem yaratır hem yönetir.

Sübhan olan Yüce Allah’ın yarattıklarını yönetmeyip, birtakım şeytani güçlere alan açması, dünyayı zalimlerin inisiyatifine terk etmesi düşünülemez.

Ancak sığ, yüzeysel düşünen birtakım insanlar, hikmetten, basiretten yoksun akıllarıyla, yüzeysel algılarıyla şeytanların vesveseleri, şeytani güçlerin kara propagandaları etkisinde kalmışlardır. Bu şaşılacak bir durum değildir, imtihanın tabiatı gereğidir.

Yüce Allah insanı iradeli bir varlık olarak yaratmıştır. O’nun sünneti gereğince de iradesini kullanan insanlardan kimisi yeryüzünde haksız yere kan dökmektedir. Sünnetullah gereği, zulme izin veren ama zulme seyirci kalmayan, bazen zulmün faillerini helak ederek, bazen de basiretli gözlerin görebileceği hikmetli müdahaleler yapan Allah hep haklının yanındadır. O, tarafsız değildir; haklının, mazlumun yanında, zalimin karşısındadır.

Öte yandan yeryüzünde işlenen günahlar ve zulümleri örnek göstererek Yüce Allah’ın hayata müdahil olmadığını iddia eden bir küfür çeşidi vardır. Bu çalışmamızda bir küfür çeşidi olan deizme Kur’an’ın yol gösterici ışıklarıyla daha yakın bakmayı deneyeceğiz. 

1- Deizm Nedir?

Deizm; evreni yaratan, işleyişi için doğa kanunlarını koyan ama insanlığa ve evrene müdahalede bulunmayan bir tanrı tasavvurudur. Deistlere göre tanrı; doğruları keşfetmeleri için insanlara akıl veren, ilk hareketi başlatan ama doğa kanunlarına müdahale etmeden, saat gibi kuran ve işlemesini sadece izleyen biridir.

Deistler tabiatları gereği, Allah’ın vahiyle insan hayatına müdahale etmesini kabul etmezler, bunu şaşkınlıkla karşılarlar. Yunus Suresinin 2.ayeti bu şaşkınlığı şöyle beyan etmektedir:

“Ne yani, kendi aralarından bir kişiye ‘İnsanları uyar ve Rableri katındaki şeref, itibar ve dürüstlük (yarışında) iman edenlerin diğer herkesten öne geçtiğini müjdele!’ diye vahyetmemiz insanların garibine mi gitti? Küfre gömülüp gidenler (bir de utanmadan) ‘Dikkat edin! Bu var ya bu, düpedüz bir sihirbazdır!’ dediler.”(Yunus,10/2)

Ey Deist İnsan Şaşırdın mı?

Gökte bir hesaba bağlı olarak gezen Ay, sönmeden yanan Güneş, tonlarca ağırlıkta suları taşıyan bulutlar seni şaşırtmadı da Allah’ın vahiyle yol göstermesi mi şaşırtıyor?

Biraz etten, biraz sudan iki gözün renkleri, ayrıntıları idrak etmesi seni şaşırtmadı da Allah’ın vahiyle hayata müdahalesi mi şaşırttı?

Biraz etten, biraz sudan oluşan, her türlü sesi ve titreşimi müthiş bir ahenk ile çıkaran ses telleri ve gırtlak seni şaşırtmadı da Allah’ın vahiyle cennete çağırması mı seni şaşırttı?

Biraz etten, biraz sudan oluşan iki kulağın frekansları belli aralıklarda duyup beyne iletmesi sana ayet olarak yetmedi ki Allah sana vahiyle doğru duymayı öğretiyor. Niçin şaşırıyorsun? Rabbin sana doğru görmeyi öğretiyor, algılarını vahiyle yeniden inşa ediyor.Buna şaşıracağına iman et, kalbin sekînetle yumuşasın, kurtul bu bunalımdan!

2- Şirk Nedir?

Şirk kısaca yaratıcı bir gücün varlığına inandığı halde, ona ortak koşmaktır.

Şirk iki şekilde gerçekleşir. Birincisi insanın, egosunu, hevasını ulûhiyet derecesinde yücelterek kendisine tapınması halidir. İkincisi de kendisi yerine başkasını, dışardan bir gücü ulûhiyet derecesinde yüceltmesidir. Hevasını ilah edinmede, geçmişlerinde Hz. Musa gibi nebiler olmasına rağmen şirk koşan Yahudiler kötü örnektir. Başkasını ilah edinmede ise geçmişlerinde Hz. İsa gibi bir nebi olduğu halde şirk koşan Hristiyanlar vardır.

3- Mekke Müşrikleri Deist midir?

Bu soruya kısaca evet diyebiliriz. Kur’an’ın ilk muhatapları olan müşrikler Allah’ı “yaratıcı bir güç” olarak kabul ediyorlardı. Ama O’nun hayatın tamamını hikmetli hükümleriyle düzenleme hakkını kabul etmiyorlardı.1

Müşrikler kurdukları siyasal, toplumsal, ekonomik düzenle belli kişi ve çevrelerin çıkarlarını teminat altında tutuyorlardı. Mekke gibi dinî bir merkezde zaten, açıktan ateist olmaları imkânsızdı. Bu nedenle onlar Yahudileşenler gibi hem hevalarını ilah ediniyorlar hem de Hristiyanlaşanlar gibi putlar üzerinde şeytana ibadet ediyorlardı. Ama müşrikler hakikatin üstünü küfürle örtüyorlar, sanki Allah’a inanıyorlarmış gibi kendilerini savunuyorlardı.

Müşrikler geliştirdikleri şefaat tasavvuru ile Yüce Allah’ı gündelik hayatlarından uzaklaştırıyor, karar mercii olmaktan çıkarıyorlardı:

“Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve ‘Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.’ derler. De ki: Siz, Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O, sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir.” (Yunus, 10/18)2

Kur’an’da müşrikler Allah’ı hamd etmemekle, kendilerini ve putları hamd etmekle suçlanmıştır: “Andolsun onlara ‘Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?’ diye soracak olursan, şüphesiz ‘Allah’ diyecekler. De ki: ‘Hamd Allah'ındır.’ Hayır, onların çoğu akletmiyorlar.”(Ankebut, 29/63)

Müşriklerin Allah’a inanması, onları takva sahibi kılmıyor, “sakınan, tevazu sahibi, O’na karşı sorumluluk bilinci taşıyan bir ahlak” sahibi yapmıyor, Yaratıcının yönetme hakkını kabul etmiyorlardı:

“De ki: ‘Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?’

‘Allah'ındır’ diyecekler. De ki: ‘Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?’

De ki: ‘Yedi göğün rabbi ve büyük arş'ın rabbi kimdir?’

‘Allah'tır’ diyecekler. De ki: ‘Yine de sakınmayacak mısınız?’

De ki: ‘Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Her şeyin melekûtu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor.’‘Allah'ındır’ diyecekler.

De ki: Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?” (Mü'minun, 23/84-89)

Kur’an’ın bu anlatımlarından hareketle, müşriklerin ‘deist’ olduklarını söylemek, hiç de zor değildir.

4- En Büyük Zulüm Şirk

“Hani Lokman oğluna öğüt verirken şöyle diyordu: Yavrucuğum! Allah'tan başkasına ilahlık yakıştırma! Çünkü her tür ilahlık yakıştırma gerçekten de korkunç bir zulümdür.(Lokman, 31/13)

“Kuşkusuz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; fakat dileyen kimselerin bunun dışındaki günahlarını bağışlamayı diler ve her kim Allah'a ortak koşmakta (ısrar ederse), işte o apaçık bir sapkınlığa gömülüp gitmiştir.”(Nisa,4/116)

Yukarıdaki iki ayet İslam’ın en büyük hedefinin şirk olduğu gerçeğini yeterince özetlemektedir. Peki, neden en büyük günahtır? Çünkü şirkin kaçınılmaz sonucu zulümdür. Şirk fıtratta, karada, denizde fesadın düşünsel altyapısını hazırlamaktadır.

5- Deizmin Siyasal Projesi Laisizm

Laisizmin deizmle ilişkisini anlamak için dünyadaki uygulamalarına bakmak gerekir. Dünya üzerinde ateist laikler olduğu gibi, deist laikler de vardır. Bunlardan daha tehlikeli olan küfür çeşidi deist laiklerdir. Çünkü onlar münafıklar gibi, sözde “din özgürlüğü” üzerinden Yüce Allah’ın hâkimiyet hakkını inkâr etmektedirler. Ve sürekli olarak “Laiklik din düşmanlığı değildir!” diyerek gerçek niyetlerinin üzerini “özgürlük edebiyatı”yla örtmektedirler. Burada küfrün lafzi anlamının “örtmek” anlamına geldiğini, zalimlerin tarih boyunca gerçek niyetlerini hep örterek gizlediğini hatırlamak gerekir.

Laisizmin tüm dünyadaki uygulamaları Yüce Allah’ın hayata müdahale hakkını inkâr üzerine kuruludur. En iyi uygulamalarda dahi, laikler dine sadece mabetlerde, hayatın sınırlı alanlarında hayat hakkı tanımaktadırlar. Bu da bir şirk çeşididir.

6- Kur’an’ın Deizme Reddiyesi: Sübhan Olan Yaratıp Kenara Çekilmez

“(Melekler) cevapladılar: Sen tek otoritesin, bizim senin bize öğrettiğinden başka bir ilmimiz olamaz; yalnızca sensin her şeyi tam bilen, her hükmünde tam isabet kaydeden.” (Bakara,2/32)

Yukardaki ayet, meleklerin dilinden Yüce Allah’ın sübhan olduğunu beyan etmektedir. Sübhan, Sübhaneke, Tesbih’in türetildiği kök olan“se-be-ha”nın ilk anlamı, “yüzmek”le ilgilidir. Allah’ı teşbih eden bir mümin, her şeyden önce O’nun hareketsiz, ilgisiz bir etkisiz eleman olmadığını itiraf etmekte, diliyle buna şahitlik etmektedir. Bu lafzın tersi “ha-be-se”dir, yani hapsetmektir.

Ateistlerin ve deistlerin Allah’a, O’nun dinine karşı geliştirdiklerini zannettikleri en çok dikkate değer argüman şudur: “Dünyada zulüm, sömürüye izin veriliyorsa, demek ki yaratsa da ‘yöneten bir ilah’ yoktur!” Bu yüzeysel, hikmetten yoksun argümana Kur’an’ın iki cevabını iki ayetle verelim:

Birincisi, Bakara 30.ayet:

“Hani, senin Rabbin melaikeye ‘Ben yeryüzünde bir halife tayin edeceğim.’ dediği zaman da şöyle sormuşlardı: ‘Yeryüzüne fesat çıkaran ve kan dökmekte olan birini mi atayacaksın; üstelik biz seni hamd ile tesbih ve takdis edip dururken?’ (Allah) cevap verdi: Şu kesin ki ben sizin bilmediğiniz şeyleri de bilirim."

İkincisi, Fatır 45.ayet:

“Eğer Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden (hemen) hesaba çekecek olsaydı, yer üzerinde bir tek canlı (insan) bırakmazdı ama onları sonu yasayla belirlenmiş bir süreye kadar erteliyor. Süreleri dolunca artık anlarlar ki Allah kullarını her daim görüp gözetmektedir.”

Deistlerin ve zalimlerin küfür çeşitleri Yüce Allah’ı kâinatın bir yerinde hapsetme eğilimindedir.Bunu yapınca, süfli arzularını gerçekleştirmede onları durduracak kimse kalmayacak sanıyorlar. Oysa YüceAllah imhal eder ama ihmal etmez, ıslah olacaklar için süre verir ama göz yummaz:

“Sen, zalimlerin yaptıklarından Allah'ı habersiz sanmayasın. Ne var ki O, onları, sadece gözlerin yuvalarından fırlayıp bir noktada donakaldığı bir güne ertelemektedir.” (İbrahim,14/42)

“O, eşsiz yaratışıyla bir şeyin olmasını dilediği zaman, sadece ona ‘Ol!’ demesi yeter. O da hemen oluş sürecine girer.”(Yasin, 36/82)

“Her şeyin tasarrufunu (kudret) elinde bulunduran (Allah), her tür kişileştirmeden uzak ve yücedir.Nihayet hepiniz O'na döndürüleceksiniz.” (Yasin,36/83)

Vahiyle hikmeti, adaleti öğreten Allah’a gerçek iman, Firavun’un sihirbazlarının imanı idi. Onlar Sübhan olan Allah’ı gereğince telakki ettikleri için biz müminlere örnek olarak Kur’an’da yer aldılar. Vahiy karşısında sihirbazların bürokratik hileleri işe yaramayınca, Firavun küplere bindi, “terörle mücadele yasalarını”devreye koydu, “medya aracılığıyla” tehditler savurdu ama Sübhan Olan Allah’a iman edenleri bu tehditler korkutmadı:

“Firavun, ‘Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım.’ dedi.
Sihirbazlar şöyle dediler:

“Önemli değil, zararı yok, zaten biz mutlaka Rabbimize döneceğiz.” (Şuara, 49-50)

Sözün Özü: Her İşimize Allah’ı Karıştırmalıyız

İman her işimizi Allahlı yapmak, Allah ile yapmak, Allah’ın rızasına uygun yapmaktır.

Deizm ise şirke kapı aralayan, hayatı vahiyden yoksun bırakmaya çalışan şeytani bir projedir.

Bizim işimiz Allah’a kalmıştır. İyi ki de kalmıştır.

Dipnotlar:

1-Onların şirki neydi? Onların şirki Amr bin Luhayy'ın şu cümlesiyle özetleniyor: “Allah çok yüce bir varlık... Biz O'na aracısız ibadet edemeyiz. Onun için heykellerini dikmiş olduğumuz bu evliyalar ve melekleri Allah ile aramızda aracı kılmalıyız.”

2- “Andolsun, onlara,‘Kendilerini kim yarattı?’ diye soracak olsan, elbette ‘Allah’ diyecekler. Öyleyse nasıl olur da çevriliyorlar?”(Zuhruf, 43/87. Ayrıca bkz: Zumer, 39/3; Zuhruf, 43/9)

Fevzi Zülaloğlu / Haksöz Dergisi Sayı: 326 - Mayıs 2018

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner241

banner247

banner140

banner255

banner141

escort bayan bayan escort izmir escort porno indir türk porno anal porno