banner259

ŞEHİR

          ŞEHİR
         Adına şehir dediğimiz uygarlıkların birikimine sahiplik yapan mekân bana göre kent kavramından farklıdır. Modern kent nâzariyelerinde her türlü ürünün değiş tokuş alanıyla idari merkez olma yönüyle sanayisi ile ticareti ve tüccarı ile bir kenti tarif edebilirsiniz. Ancak şehri tarif edemezsiniz.
Şehir dediğimiz insanoğlunun yarattığı ve yaşattığı uygarlık birikimlerinin mekânlarını diğer mekânlardan farklı kılan hususiyetlerini belirtmek için kent nazariyelerinden çok şehrin aslî unsurlarını oluşturan şey;  insan güzelliği kadar tabiat güzelliğini duymasını sevmesini bilip bu ikisini birleştirecek bir zevk ve duyarlılığa sahp olmasıdır.
     Şimdilerde umumiyetle kent olarak tarif edilen mekanlar güzelliğin  estetiğin hidayetinden mahrum kalmış şahsiyetsiz beton ormanları içinde  kuru ve yavan  bir yaşamın mekanlarıdır.
       İçinizdeki şehri tarif etmek için şehrin sekene-i aslisi olarak o şehrin zamanlarını şahsî bir mâcera gibi yaşamak gerekir. Onun için insanoğlunun iç âlemini bir şehire benzetebiliriz. Bu âlem dağlarıyla, sokağıyla, bağıyla bostanıyla mekânın bütün değişimine rağmen iç alemimizde yaşar. Şehri bütün olarak kavramak için bu iç âleme  doğru giden yollara aşina olmak gerekir. Bu âşinalık şehrin sâkini açısından ruh ve anlam bütünlüğünü sağlayan unsurdur. Bu bütünlük  bir hissetme biçimi olarak şehrin sâkinlerinin kimlik ve kişiliğini oluşturur. Bu nedenle şehir kentten farklı olarak bir terbiyenin ve zevkin etrafında oluşmuş ortak bir yaşam alanıdır. Bu terbiye ve zevk eskilerin muhit terbiyesi dediği zihin ve kârekteri biçimlendiren iklimdir. Onun için şehir aslında içimizde bizimle yaşayan birikmiş geçmiş zamandır.
 
       Çoğu zaman önlerinden geçerken seyrettiğimiz bir yol, bir ev, bir ağaç kümesi bir bahçe köşesi. içinde yaşadığımız mahâlle kentin geçmişini bilen insan için güçlü anılar ve derin hisler içinde içimizdeki şehri yeniden canlandırır. Gözlerle gönülleri dolduran şehrin bütün güzellikleri bir iklim gibi ruhlara nüfuz eder.  
       Depremden sonra Şehr-i dilâra gönül şehrimiz Anadolu’nun serhat çöllerinde kanadı kırılmış bir kuş gibi bitkin, köşesine çekilmiş geçmiş ömrün baharlarını bahtiyar zamanlarını sayıklamakta. Hayat döküntüsü evlerin saatleri geçmiş zamanda durmuş. Artık depremden sonra tedavilerine imkan olmayan bu evler ölüme razı olmayan bütün vücutlar gibi bilinmez umutları bekler gibiydiler.
       Bu evlerin görünüşlerine yüzlerinde artık ihtiyarların o için için durgun dalgın fersiz hep maziyi sayıklayan geçmiş ömürlerden kalan olgun yüzlerine manalar peyda olmuş,
   Bunlar köklerinden başlayarak  kurumaya yüz tutmuş ihtiyarlamış ömürlerini tamamlayan  ağaçlar gibi ta temellerinden sızlayarak göçmeye koyulmuşlardı.
 
        Bu şehirde hayat döküntüsü evler kendi tevekkülünün ve ızdırabının gecesine kapanmıştı. Bağlar bozulmuş, bülbüller uçmuş, bütün çeşmeleri kurumuş güneşe gülen bütün mabetlerinin kubbesi çatlamış evlerin etrafını otlar dikenler sarmış. Burası Rodrigo’nun doğup büyüdüğü şehri Guernica’nın II Dünya Savaşı sonrası yakılmış yıkılmış harabelerinde şehrin bahtiyar zamanlarındaki hatıralarını mahşeri bir ürperti içinde konçertosuna kalb ettiği yerdir. Deprem sonrası şehrin bedeni  acıların yorgunluğun harap ettiği eski kale bedenleri gibi sanki derin bir uykunun kollarına bırakmış kendini.
 
             ESKİ ZAMAN EVLERİ
 
Ev ve şehir uygarlığın başlangıcından beri insanlığın başlıca terbiye araçlarıdır. Bu eski evlerin bir sırrı da daima kendine âşina olan şehrin yerlisinin içinden konuşmalarıdır. Bu evlerin güzelliklerini anlamak için bu şehrin bağlarında bahçelerinde göz zevkini ve terbiyesini besleyen bir hayatı yaşamak gerekir.
Bu eski zaman evleri kalpleri tamamen iyilik kesilmiş ihtiyarlar gibi geçmiş günlerin bahtiyar zamanlarından kalma sanki hayatın faniliğini en olgun nazarlarla bizlere söyler gibidirler. Yüzleri sevilen bir insan yüzüne benzeyen bu evlerin arka kapısından bir başka zamana açılan bahçelerinden elleri meyve dolu sepetlerle geçmiş zamanın tâdlarını lezzetlerini bizlere sunan gül yüzlü gün yüzlü güzeller gelip geçmekte.
Ben birer şahsiyeti olan bu eski zaman evlerini dostlarım gibi tanırdım. Korulukların ve meşeliklerin serin ve sessiz koynundaki bu evler seksenli yılların başına kadar ayaktaydı. Yaz aylarında gece gündüz bir tarafı göl mehtabına, bir tarafı bahçeye bakan üst kattaki odanın penceresi geceler içinde güzel sesli müezzinlerin gönüllere göklerin merhametini, rahmetini, şefkatini şefaâtini taşırdı. Ezan sesleri sabahın serinliğinde yaprakların suların hışırtısıyla evin içine esenlik ve huzur getirirdi. Ruhları hususi bir terbiyenin teşrifatına göre biçimlenmiş bu evler geçmiş zamanın nefesi ve büyüsüydü. İçimizde bir taraf hâla bu eski zaman evlerinin arka sokaklarından bugünkü zamanı bırakıp gamlı çıngıraklarının edâsıyla geçmiş zamanlara doğru giden kervanlar geçtiğine inanır.
Bu şehirde her şey bütünlüğünü kaybetmiş olsa da hassasiyeti içimizde yaşayan bir uygarlığın zevk ve lezzeti zihnimizde yaşamaya devam edecektir. Bu lezzetlerden zihnimizin köşesinde kalanlardan biri de Van’da Hafiziye Camii’nin batı tarafından başlayarak yukarıya doğru giden bir sokak vardır. Bu sokağa girer girmez hiç bir tarafından henüz kopamadığınız geçmiş zaman duygusu hemen sizi yakalar. Bu sokaktan her geçişimde ayaklarım yavaşlar sokağın tarihi ve renkleri göz için lezzetli bir ruh miracı gibi sanki geçmiş zaman güzellerinin narçiçeği dudaklarında bir tebessüme dönüşür.
Bu sokakta Şehbenderzâde’lerin (Elçioğullarının) bahçesinin tam karşısında korulukların sûkunlu koynunda bir eski zaman evi durmaktadır. Bu evin çehresinde bir nevi tevekkülün ve rızanın şekillendirdiği mahzun bir hatıra bütün varlığınızı sarar. Bu sokakta her şeyde garip bir geçmiş zaman kokusu zihninizin tahayyülünüzün bir köşesinde yeniden canlanır. Bu evin az ötesinde möhreli duvarlar arkasındaki sanki kendi sırrına örtünmüş meşelik ve karağaçlık ezeli bir zaman bahçesi gibi karşılar sizi. Dostlarım gibi  sevdiğim bu eski zamanın sukut mabetleri  tıpkı durmuş saat gibi hep içinde kaldıkları zamanları anlatır bizlere.
 Bu korulukların koynundaki evin ikindi vakitleri büründüğü sessizlik ve salkım söğütlerin arasından sızan akşamın gölgesine bakarak bir rüya âleminde yaşadığınıza hükmedebilirisiniz.
Yaşlı mezarlar, yaşlı ağaçlar arasında Nanyemez babanın mazlum ve mütevekkil ruhu bu sokağın bahçelerine möhrelerine evlerine sinmiş varlığın his terbiyesini asırlardır mayalanmış bir terbiyenin terkibini oluşturmuştur. Bu eski Van evleri asırlık bir zevkini en son şahitleriydi. Bu deprem kendisiyle birlikte iki tanığı da alıp götürdü. Kaplan evi ile Gencer evi de yıkıldı. Kalanlarda zamanın yıpratıcılığından yakasını kurtaramayan yaşlı kadınların  iç sızısı gibi suskunluk içinde ölümü beklemektedirler
Güzellik ve âsalet itibariyle mimari üslubumuzda bu eski evler bize ömrümüzün bir devama bağlı olduğunu zaman boyunca uzunca bir zincirin halkası olduğumuz hatırlatır. Bu zincir tarih bilincinin ve medeniyetin kendisidir. Bu eski zaman evlerini yapan eski ustalar insan güzelliği kadar tabiat güzelliğini de duymasını sevmesini biliyor olmalılar ki şehrin içinde bahçe değil bahçeler içinde şehri kurup yaşatmışlardı.
Bu evlerin planında bahçelere evlerden geçilir bahçeleri sulamak için kanallardan bahçe möhrelerin altından kanal bırakılırdı. Arka bahçedeki kırmızı beyaz güller leylakların bahçeden evlere giren kokuları lavanta çiçekleri temizliği duyuran kokularını yataklara dökerdi. Sokak boyunca her bahçeye yol bulan su kanalları mahalle sakinlerinin ezeli dostlarıymış gibi daima çağılar bütün evleri selamlayarak geçerdi.
Korular ve bahçelerin önlerinden geçen su kanalları bahçe duvarlarından taşan meyveler sokağın yolcularına tadımlık ikramlarını bahşederdi. Çiçek kokuları hanım elleri bahçe möhrelerinden boynunu uzatarak sokağa uzatılan bir tebessüm gibiydi.
Bütün bu tabiat ve muhit zihin ruh ve his terbiyemizi güzellik anlayışımızı kavrayışımızı oluşturan hususiyetlerdi.
           Bu tabloya dün akşamki yağmurun etrafa getirdiği tazelikte eklenmelidir. Yeşilliklerin ışıltısı o daldan bu dala konan yedi dağın kuşları Şinar ülkesinin kadim kenti Erek’ten Süphana. Akköprü’ye o bahçeden bu bahçeye yemenisini sallayan geçmiş zaman güzellerinin şehrine selam olsun.
YORUM EKLE
YORUMLAR
rukniddin mutlu
rukniddin mutlu - 8 yıl Önce

insanda çok güçlü bir etki yarattığı gibi ,insanı tatlı bir melankoliye de sürüklüyor...sait hocanın siyasal _toplumsal çözümlemelerin yanında sanatsal perspektifi de çok güçlü...herkesin yürek tınısına dokunan bir yazı..tebrik ediyorum hocam…

Selim Bozdoğan
Selim Bozdoğan - 8 yıl Önce

hocam yüreğinize sağlık, çok güzel tasvir etmişsiniz. bu tür yazılarınızın devamını bekliyoruz.

banner241

banner247

banner140

banner255

banner141

escort bayan bayan escort izmir escort porno indir türk porno anal porno