MEHMET BİLİCİ


KADİM KENTİM VAN

KADİM KENTİM VAN


KADİM KENTİM VAN..

   Çocukluk dönemime dalıp gittim bu gün bir ara ve de çok duygulandım. Bu duygularımı sizlerle paylaşmak istedim. Van’ın en eski yerleşim birimlerinden biri olan Hafiziye Mahallesinde geçti çocukluğum. Tek katlı iki bütün bir yarım kerpiçten yapılma toprak damlı evlerden oluşan önünde su arklarının olduğu yeşilliklerden oluşan bir yaşam alanıydı. Her evin önünde çiçekler leylak ağaçları güller bulunurdu. Sabahın erken saatinde annelerimiz uyanır evin önünü sekavil deneme bahçe süpürgeleriyle sular süpürürlerdi. Daha sonra ateş semaverini yakar çayı demlerlerdi. Bizler uyandığımızda kahvaltı hazır olurdu. Sıcacık murtuğa kavut küpten yeni çıkmış otlu peynir tandır ekmeği ile 10 kardeşli ailenin kahvaltı keyfini anlatmak dahi mümkün değil. Kahvaltıdan sonra emsallerimizle akşama kadar sokakta bahçede oyunlar oynardık. Dokuztaş, fanti, melikan,birdirbir,fırfıra,bilya,gızdigızdi,evcilik,gozyummaca ve daha adını sayamadığım bir çok oyunu oynardık. Acıkınca bizim veya arkadaşlardan birinin evinin önüne giderdik. Anneler salçalı, peynirli veya helvalı ekmek lokması yapar bizlere verirlerdi. Vücudumuzdaki bütün enerjiyi elektriği boşaltırdık. Akşam eve girmeden hortumla elimizi yüzümüzü yıkar pijamalarımızı giydirir öyle içeri alırlardı. Akşam yemeği yendikten sonra dışarıda yine semaver yakılır komşularla oturulup geç saatlere kadar sohbetler edilir kahkahalar atılırdı. Ben komşularımız olan rahmetli Sevim teyze ile Nevin teyzenin öz teyzelerim olmadığını ilkokula gittiğimde anlamıştım. O denli iç içeydik ki hayırda şerde hastalıkta ilk onlar yetiştirdi. Gecenin herhangi bir saatinde çat kapı yapılır oturmaya gelinirdi. Sıla ı rahîm en uç noktalarda yaşanırdı. Komşunun kızı bizim bacımızdı onu korumak kollamak asli görevlerimizdendi. Büyükler bizi bir yerlere gönderdiğinde itiraz hakkımız yoktu. Yanlış bir hareketimizi gördüklerinde bir anne baba edasıyla müdahale etme hakkını kendilerinde bulur ve bizi azarlarlardı. Mahalledeki kadınlar topluca hamama sinemaya ve fidanlığa yaylı denen at arabalarıyla giderlerdi. Bayramlarda tatlıları birlikte açar eriştelerini turşularını reçellerini Birlikte yaparlardi...

     Derken zaman geçti; güya modernleştik çok katlı apartmanlara taşındık sınıf atladık. Evlerimizi tahta yığınlarıyla doldurup sevgiyi saygıyı paylaşmayı dış kapının önüne koyduk. Kardeşeler dahi biri birlerinin evine randevuyla gider oldu. Komsular bayramdan bayrama 10 dakikalık ziyaretlerle birebirlerini görür oldu. Gerçi şimdilerde o da kalmadı çünkü komşular birbirini tanımıyor dahi..Dünya globalleşiyor değer yargıları bağlar değişiyor bunları durdurma şansımızın olmadığını da biliyorum Ama bu yazıyı niye yazma gereksinimi duydum onu sizlere açıklayayım...

    Dostlar Van çok kozmopolittik bir kent Burada Ermeniler Kürtler kuresiniler Araplar yıllarca kardeşçe yaşamışlar. Bu dönemlerde kimse çocuğunu eve hapsedip elektronik manyağı yapmıyordu. Lakin sokaklar güvenilirdi. Kimse evlerinde çelik kapılar kullanmıyordu hırsızlık yoktu. Binalarda kamera güvenlik elemanı yoktu. Her tarafta güven huzur vardı. Lakin şimdilerde herkes her şeylerden korkar oldu bu kentte fırsatını bulan bu şehirden göç etme hesapları yapar oldu. Tabi ki gidenlerin yerine göç yoluyla gelenler maalesef bu değer yargılarını yaşatamıyorlar. Bu kaos haliyle turizmi ticareti olumsuz etkiliyor.

     Şimdi ne yapmalı sorusuna cevaben fikrimi belirtmek istiyorum. İlin Vekilleri siyasi parti ayrımı yapmaksızın Belediye Başkanları Vali Halk temsilcileriyle samimi istişare konseyi oluşturup yaşanılır bir kent oluşturmak için kısa ve uzun vadeli eylem planları hazırlamalılar. Bunuda kişiselleştirmeden siyasi ranta çevirmeden “HER ŞEY VAN İÇIN' Sloganıyla harekete geçmeliler.YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR.