KİTAB-I MUKADDES / KUTSAL KİTAB'A DAİR -I
AHD-İ ATİK/ ESKİ AHİT
Bilindiği gibi hiçbir peygamber, insanların ilahî bir rehbere ihtiyaçları olmadan, toplumlar doğru hayat tarzına uyuyor ve dosdoğru inançlara sahip durumda iken görevlendirilmemiştir. Nitekim İsa'nın (a) temsilciliğini yaptığı çağrı (İslâm) da şöyle veya böyle bir tahrife maruz kaldığı içindir ki Muhammed (s) peygamber olarak gönderildi.
Hıristiyanlık tarihinde Pavlus olarak bilinen karanlık kişi yine dinî emellerle durumdan vazife çıkarıp bu çağrıyı tahrif ve tebdil ameliyesine tabi tutmuştur.[1] Ne var ki müntesipleri, duygularının esiri olduğu için bu tahrifatı fark edememiştir. Dahası bunların kendilerine verileni olduğu gibi sindirdiği malumdur. Bu müntesiplerin Pavlus'un peşine takılması ve onun çabaları neticesi, çehresi değiştirilen bu tevhid dininin özü tersyüz edilerek envaitürlü murdarlıklar[2] ihdas etmenin yanında dinî metinleri (Ahd-i Cedid/ Yeni Ahit), çağrının esprisine muhalif teslis muamması,[3] aslî günah,[4] kutsal/ mukaddes insanlar[5] gibi çeşitli sapkınlıklarla dolduruldu.
Hıristiyanlığa biçim veren bu öncüler, Kutsal Kitab / Kitab-ı Mukaddes’in birinci kısmı olan Ahd-i Atik/ Eski Ahit kitabının çeşitli cümlelerine atıfla böylesi iddialarını doğrulama çabasına girmişlerdir. Hâlbuki bu iki kitap arasında hitap açısından önemli bir fark vardır: Ahd-i Atik çağrıyı Yahudi ırkına, onların zürriyetlerine münhasır kılarken Pavlus marifeti ile aynı hitap, mahiyeti de değiştirilerek bütün halka teşmil edilmiştir. Oysa tevhit çağrısı, Âdem’den (a) itibaren münhasıran bu zürriyetlere değil, Allah'ın (c) dilediği kimselere olmuştur. Muvahhitlik vasfının devamı ise gereğine göre inanıp davrananlara aittir. Çünkü bu vasıf, mirasa ve mülke konu değildir şüphesiz.
Esasen bilahare ‘İttur’[6] adıyla ıslah amaçlı çeşitli müdahaleler yapılmış ise de söz dizimi yani edebî açıdan düzenli bir ifadeye sahip olmayan[7] vak'anüvislerce yazıldığı intibaını uyandıran, tekrar ve ayrıntıya olabildiğince yer veren Eski Ahit bütün bölüm/ sureleriyle bir İsrailoğulları ya da İsrail Kralları Tarihi'nden ibarettir.[8] Bu kralların tahta geçmeleri, peygamberlerle ilişkileri, savaşları gibi konular işlenirken bu meyanda rableri olan Allah'ın kendilerine yönelik tutumu, kendilerini tercihi ve önemlisi dünyevileşen mantıklarına uygun olarak genelde suça karşılık, bir nevi ‘Sırlar Dünyası’ gibi programlardakine benzer biçimde dünyada hem de kısa sürede maddi cezalar takdir etmesi konusu edilir. Allah'a yakışmayan ve peygamberlere iftira olan bir kısım gayri ahlakî ifadeleri[9] ve daha önemlisi Allah'ın bu ırka bitmez tükenmez bağımlılığı ise cabası.[10]
Eski Ahit'e, yaşayan kişilerin olumlu yöndeki tasarruflarının karşılığını zürriyete mükâfat,[11] ebedi kâhinlik,[12] mülk[13] ve pay[14] şeklinde sonraki nesillere teşmil[15] mantığı hâkimdir. Keza babaların günah[16] ve iyiliğini[17] de ta dördüncü nesle kadar etkilemektedir. Tevrat'a göre 'Rab', onların hayatı ile o denli içiçedir ki onları bütün nesiller boyunca aktif olarak yönlendirmektedir.[18] Öyle ki Allah bir kere bunları Mısır'dan çıkarmış ve artık bunlara gözcülük etmek zorunda kalmıştır. O, başkaları yanlış anlamasın, kendisi bunların yüzünden mahcubiyet duymasın diye ismi uğruna onları her şeye rağmen korumaktadır.[19]
Ne hikmetse bu ‘seçilmiş’[20] kavim, her tür kötülüğü etmekte ve bu nedenle şiddetle cezalandırılmakta ama yine de seçilmiş olarak kalabilmektedir.[21] O kadar ki Tevrat'a, sürekli itaatsizlik, uyarı ve cezalandırma[22] tarihidir dense yeridir. Böyle iken yine de bütün kavimler onlara feda ve acınmaksızın her tür kötülüğe müstahak[23] olmaktadır. Hatta onlarla hısımlık etmek bile yasaktır.[24]
Ahd-i Atik’te İsrailoğulları bütün yaptıklarına[25] rağmen yine de Allah'ın kavmi[26] sayılmakta ve Allah da İsrail'in rabbi[27] olarak geçmektedir. Bu kavim bozulup sapmakta,[28] onların bu bozulması rabbin öfkelenmesi ve cezalandırması[29] ile sonuçlanmaktadır. Derken bunlar tekrar dönüş (tövbe) ile yardım için feryat[30] etmekte ve 'Rab', önceki yaptıklarına binaen kendilerini kurtarmayacağını söylediği halde canı daralmakta, onların bu haline ve feryatlarına dayanamamaktadır.[31] Sözgelimi kavim, bir seferinde putperestlik etmiş ve bunun neticesinde ‘Rab’ onlara öfkelenmiştir. Ancak, kendi kavmine önceden verdiği ‘zürriyetlerine mükâfat’ sözünü hatırlatan Musa’nın (a), kavmine bu kötülüğü yapmaması uyarısı ile nadim[32] olmaktadır. Esasen ‘Rabb’in nedameti bununla da sınırlı değildir. O’nun daha birçok pişmanlığı olmuştur.[33]
Eski Ahit’te Musa (a), Rabb’i sorguya çekmekte ve Allah'ın, kendilerine yaptığı ve verdiği sıkıntıya karşılık Onunla çekişmektedir.[34] Ne hikmetse Mısırlılara yapmakta oldukları kulluğa razı olduğunu ifade eden ve rahatına son derece düşkün bu kavme, Allah'ın sonsuz bir toleransı vardır.[35] Oysa bunlar, hidayeti minnet sayıp eski durumu arzulamakta ve bu arada sitem de etmektedirler.[36]
Öte yandan Ahd-i Atik’in, ‘kavimlere doğrulukla hükmeder’[37] fantezisine çelişik olarak Rab, yine bu kitabın beyanına göre sadece İsrailoğullarının rahatı için her şeyi düşünmekte, statülerini koruyup yüceltmektedir. O kadar ki sınırlarını belirlemekte, onlar için emre amade cenk etmekte ve onların hizmetinde kavimlere karşı onları korumaktadır. Eğriliklerine rağmen onların hizmetinde olmaktadır.[38] Bunun gerekçesi açıktır: “Senin atalarını sevdiği için onlardan sonra onların zürriyetini seçti.”[39] Bu zürriyet ise rabbi ve onun ‘İsrail için yaptıklarını’ bilmeyen bir nesil türeyince, atalarının ilahını bırakıp etrafındakilerin ilahlarının peşine takılmaktadır.[40] Demek ki Ahd-i Atik’e göre kavimlere doğrulukla hükmetmek böyle bir şeydir. Çünkü bu taraftaki mukaddes bir kavim[41] iken berikiler bundan mahrumdur. Dahası diğer kavimler kovulacak, mülkleri onlara olacak ve bu mülkün sınırları “çölden, ve Libnandan, ırmaktan, Fırat ırmağından garp denizine kadar olacaktır.”[42]
Esasen tarihinin bir dönemi için: “O günlerde İsrailde kıral yoktu; herkes gözünde doğru olanı yapardı.”[43] denilen bu kavim de yol gösterenlerinin saptırıcılığından[44] ve geçmişin sünnetinin başına gelmesinden[45] yana uyarılmıştır. Fakat yine de bu kavmin farklı konumu dualarında bile belirginliğini sürdürmüştür: “Ey Allah, İsraili bütün sıkıntılarından kurtar.”[46]
Öte taraftan bu kitaba “Rab Musa ile, bir adam arkadaşı ile söyleşir gibi, yüz yüze söyleşirdi.”[47] derecesinde Allah'ı cisimleştirme, insanî özelliklerle (Antropomorfizm) donatma inancı hakimdir.[48] Allah'ı gördü, Allah göründü,[49] bulut ve ateş direğinde yol gösterdi,[50] kasırgada konuştu,[51] Allah'ı yendi[52] şeklinde takdim edilen rab aynı zamanda o denli kızgın bir öfkeye sahiptir[53] ki emzikteki çocuğu ve yaptıklarına binaen hayvanları dahi cezalandırır.[54] Bu rab o kadar insanîdir ki altı gün çalışmış ve yedinci gün olan sebt’te dinlenmiştir. Ve bu nedenle de adı geçen bu gün tatil edilmiştir.[55]
Bu bağlamda Eski Ahit’e yaygın bir şekilde dünyevileşme hakimdir. Kural ve direktiflere uymama karşılığı olarak genelde uhrevi yerine dünyevi cezalar,[56] keza dini yaşantıya karşılık tabiat olayları,[57] ölmemek ve uzun yaşamak[58] şeklinde dünyevi mükâfat[59] öngörmektedir. Ancak bu arada ahireti de tümüyle saf dışı tutmamakta, sınırlı da olsa ona da yer vermektedir.[60] Nitekim bunun etkisiyle olacak ki ölene 'uyudu'[61] ve bu uyuduğunu belirttiği kişinin 'gömüldü'ğünü[62] belirtmektedir. Bunlar ahiret inancından kalma argümanlar olsa gerektir.
Hile,[63] kıskançlık[64] ve öcalma[65] duygularının hâkim olduğu Kutsal Kitab’ta kâhinlik esaslı bir kurumdur.[66] Mukaddes bir kavim olma[67] ve bu arada mukaddeslik, takdis etme[68] ile mübarek kılma[69] anlayışının egemen olduğu bu Kitap’ta mukaddes şeylere[70] dokunmak ve bunları görmek ölüm getirir[71] denilmektedir.
“Çok hikmette çok keder var; ve bilgi arttıran dert arttırır.”[72] ifadesiyle bilgilenmeye sıcak bakmayan Kitabı Mukaddes dikkatli bir okuma ve bütünsel bir değerlendirilmeye tabi tutulduğunda vak'anüvislerce yazılmış genel bir ‘Ben-i İsrail Krallar Tarihi’ olduğu görülecektir.[73] Nitekim bu kitapta peygamber krala rabden bilgi aktarmakta ve uyarısını iletmektedir.[74] Bundan olacak ki yazıldıkları dönemlerin hadiseleriyle beraber o dönemlerin kültür izlerini de taşımaktadır. Bu çerçeveden olarak münferit de olsa boşanmaya karşı çıkmakta,[75] kadının kaburga kemiğinden yaratıldığını ve ağaçtan yediği için kadının suçlu olduğunu,[76] hilekâr yılanın onu kandırdığını[77] belirtmektedir. Esasen o, kadına yarım bir değer vermektedir.[78] Kurbanı takdime diye ateşte yakmak,[79] kanını etrafa sürmek, kavme ve mezbaha serpmek,[80] insanı ateşle yakıp cezalandırmak[81] ve takdime olarak su dökmek[82] onun yaygın olarak işlediği konular arasındadır. Ayrıca insanı doğum,[83] cüzzam,[84] akıntı,[85] meni[86] ve hayız[87] gibi şeylerden dolayı murdar[88] saymaktadır. Mü'minlerine mayasız ekmek[89] yediren Kutsal Kitab abartılı rakamlar[90] ve olayların kahraman, mekân ve sayılarını ayrıntılı olarak ön planda tutmaktadır.[91] Bu tafsilat ve detay da, onun adı gibi kutsal bir kitap olmadığının aksine ya insanlarca müdahaleye maruz kalmış ya da doğrudan onlar tarafından yazılmış metinler olduğunun alametidir.
Not: Bu makalede ‘Kitabı Mukaddes-Eski ve Yeni Ahit Tevrat Zebur (Mezmurlar) ve İncil (Kitabı Mukaddes Şirketi/ Ohan Matbaacılık, İst. 1997) isimli kitabın ‘Ahd-i Atik/ Eski Ahit’ bölümü, olabildiğince yine kendi sözcükleriyle değerlendirilmiştir.